8.05.2007 tarihli ve 5654 sayılı nükleer güç santrallarının kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (s.s.45)
Antalya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 18. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Kasım 2007 · 1.075 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Tunca Toskay (MHP), 8 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 8.05.2007 TARİHLİ VE 5654 SAYILI NÜKLEER GÜÇ SANTRALLARININ KURULMASI VE İŞLETİLMESİ İLE ENERJİ SATIŞINA İLİŞKİN KANUN VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MADDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (S.S.45)); konuşma 1.075 kelime.
Tunca Toskay (MHP, Antalya). “8.05.2007 tarihli ve 5654 sayılı nükleer güç santrallarının kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin kanun ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (s.s.45)”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 8 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tunca-toskay-23-2007-11-08-8-05-2007-tarihli-ve-5654-sayili-nukleer-guc-santrallarinin-kurulmasi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA TUNCA TOSKAY (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin 5654 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan evvel Genel Kurula saygılar sunuyorum.
Nükleer santrallerin Türkiye’de kurulması süreci yaklaşık 1950’lerin ortalarından başlayan, hemen hemen yarım asrı tamamlamış bir serüven ve bu serüvende her zaman olduğu gibi olumlu sonuçlarda da, olumsuz sonuçlarda da toplumlar ve o işle ilgili olan kişiler ciddi tecrübe birikimini sağlarlar. Ben de, izin verirseniz, 1960’ların sonundan bu tarafa bu konuyla ilgilenen bir arkadaşınız olarak nükleer santrallerin Türkiye’de kurulmasıyla ilgili bazı düşüncelerimi ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir kere, bunun tartışmasını artık Türkiye’nin bitirmesi lazım. Nükleer güç santrallerini kuralım mı kurmayalım mı tartışması artık bugün gündemden çıkarılması gereken bir konu. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak öteden beri Türkiye’de nükleer güç santrallerinin kurulmasının şart olduğunu, gerekli olduğunu ve yararlı olduğunu düşünüyoruz.
Tabii, bunu söylerken birkaç noktayı da belirtmek lazım. Enerji güvenliğinin sağlanması ve enerji arzının çeşitlendirilmesi bakımından nükleer güç santrallerinin kurulması ciddi bir fayda sağlayacaktır. Yapılan tahminlere göre, petrolün 2070’lerde, doğal gazın 2090’larda hemen hemen biteceği ifade ediliyor. Tabii ki, bu projeksiyonlar, bugünkü mevcut, bilinen rezervler üzerine yapılan projeksiyonlar. Bunlar, rezervler değiştiği zaman bu rakamlar da değişir, ama bunlar, tükeneceği bilinen kaynaklar. Türkiye’nin bu adımı atması, aynı zamanda Türkiye’nin yüksek bir teknolojiye geçişini de sağlayacaktır. Malzeme, işçilik ve ölçüm olarak en hassas derecede bir teknolojik düzeye ulaşılacaktır. Nükleer santrallerin inşasında kullanılan en basit malzeme olan betonda dahi yüzde 99’luk bir saflık gerekmektedir. Bunları tutturmak, ciddi bir teknolojik birikimi de beraberinde Türkiye’ye kaydıracaktır.
Diğer taraftan, Türkiye’nin eğitim sisteminde, yaklaşık yarım asra yaklaşan süreç içinde ciddi bir beyin gücü yetişmiştir. Ancak, Türkiye’de biz nükleer santrallerin kurulmasında geciktiğimiz için bu beyin gücünün önemli bir miktarını da biz yetiştirip, istemediğimiz halde, yurt dışına gitmelerine sebep oluyoruz. Bin megavatlık bir santral kurulduğunda, değişik düzeylerde olmak kaydıyla, ama tabii ki yine de yüksek teknolojiyle ilişkili olan 2 bin civarında insanın çalışacağını düşünmemiz lazım.
Şimdi, burada izin verirseniz, değerli milletvekilleri, sizlerle bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Özellikle bir nükleer enerji santrali ihalesi yapılırken veya bir firma bu işle görevlendirilirken özellikle dikkat etmemiz gereken noktalar nelerdir, bunları kendime göre değerlendirmek istiyorum.
Bir tanesi, yerli kaynakları, bugün olmasa bile, gelecekte yerli kaynaklarımızı kullanabilecek bir teknolojiyi tercih etmemiz gerekiyor. Nükleer santrallerde, hepinizin bildiği gibi, ana iki teknoloji var: Bir tanesi ağır su santralleri, bir tanesi hafif su santralleri. Hafif su santralleri, yakıtın zenginleştirilerek kullanıldığı santraller. Bunu yapabilen az sayıda ülke var. Böyle bir teknolojiyi seçtiğiniz zaman, yakıtı bu ülkelerden almak mecburiyetindesiniz.
İkincisi, ağır su santralleri. Ağır su santralleri teknolojisini seçtiğiniz zaman, çok az bir çalışmayla, bizim yerli kaynaklarımızı değerlendirme imkânımız var. Türkiye’de uranyum var, ama en bol olan şey toryum. Eğer yakıt teknolojisi üzerinde, bu santrallerde atılan adıma paralel olarak yakıt teknolojisi üzerinde de ciddi bir programla çalışır isek, seçtiğimiz teknolojiye göre ileride nükleer santrallerin yakıt açısından dışa bağımlılığını ortadan kaldırma şansımız var. Hemen bu başlangıçta olmayabilir, ama dediğim gibi, yakıt teknolojisinin geliştirilmesi istikametinde ciddi bir projeyi aynı anda, eş anlı olarak yürürlüğe sokarsak, söylediğimiz avantajı elde etme şansımız var.
Şimdi, toplumda nükleer santrallere karşı en önemli olumsuz yaklaşım, acaba bir radyasyon riski, bir çevre riski olur mu olmaz mı noktasından kaynaklanıyor. İşte orada, ihaleyi yaparken, Batı anlamında güvenlik doktrini dediğimiz kriteri ihalede esaslı şartlardan bir tanesi olarak koymak ve ondan sonra da denetlemek mecburiyetindeyiz. Hepinizin bildiği, 1950-2000 arasında iki tane büyük, birbirinden farklı sonuçları olan nükleer santral kazası söz konusu. Bir tanesi, o, zamanındaki, Sovyetler Birliği’ndeki Çernobil kazası ve ciddi çevre sorunlarına ve ciddi bir felakete yol açtı. İkinci kaza, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Chicago yakınlarında Three Mile Island dediğimiz santralde vuku bulan bir kaza ki, o böyle bir çevre felaketine yol açmadı.
Peki, burada önemli olan nedir? Önemli olan şu: Nükleer santrallerde soğutucu kaybı dediğimiz bir kaza söz konusu oluyor. Eğer soğutucu sistem, reaktörü soğutmaktaki kullandığımız sistemde bir arıza olduğunda, buradaki yüksek hararet santralin kalbi reaktörü eritiyor, erittiğinde de radyasyon felaketi ortaya çıkıyor. Şimdi, siz bu güvenlik tedbirini aldığınız takdirde, Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı felaketle karşılaşıldı, santraldeki görevliler “koruma kabuğu” dediğimiz kabuğun kapısını kapattılar, çıktılar ve bir şey olmadı. Bu “koruma kabuğu” dediğimiz kabuk 1 metre veya 1,7 metre kalınlığında özel betondan inşa edilmiş, santralin kendisini ve destek ünitelerini örten bir kabuk. Bunu kapattığınız zaman bir çevre felaketini önlüyorsunuz. Ancak, bu söylediğimiz güvenlik sistemleri yerine getirilen bir ihalede, toplam ihale bedelinin yaklaşık yüzde 40’ı da bu güvenliğe harcanmış oluyor, ama öyle zannediyorum ki bu her şeye değer, bu riski ve bu maliyeti göze almak gerekir.
Şimdi, bir başka nokta, çok değişik teklifler gelecek. Bunların sayısı da çok değil tabii, bu santralleri imal eden düzinelerce güvenilir firma yok.
Burada en önemli noktalardan bir tanesi, teklif veren firmanın ne derece bize teknoloji aktarımını kabul ettiği. Burada, azami teknoloji transferini kabul eden firmanın diğer şartlar da olumlu olduğu takdirde seçilmesi gerekir ki, sözlerimin başında ifade ettiğim ciddi bir yan sanayi, nükleer yan sanayi Türkiye'de gelişebilsin ve yetiştirdiğimiz beyinleri orada istihdam edebilelim.
Tüketilmiş yakıtların, yakıt elemanlarının nasıl saklanacağı meselesi önemli meselelerden bir tanesi, toplumda huzursuzluk kaynağı olan meselelerden bir tanesi de bu.
İki yöntem var: Ya tüketilmiş yakıtları olduğu gibi saklamak mecburiyetindesiniz veya bu tüketilmiş yakıtların içinde yararlı olabilecek, değişik alanlarda kullanılabilecek maddeleri ayrıştırarak tekrar kullanıma sunarsınız. Türkiye'nin bugünkü şartları, bu ikinci söylediğimiz alternatifi gerçekleştirmeye imkân vermiyor. Böyle bir sistem Türkiye bakımından rantabl olacak bir sistem değil, böyle bir sistemi kuramazsınız, bu ayrı bir maliyet.
Bunu yabancı ülkelerde yapmaya kalksanız, Türkiye'nin coğrafi konumu da birtakım riskler taşıdığı için, bunu da yapamıyoruz. O zaman, şartnameye, nükleer santralin teknolojik ömrü boyunca ortaya çıkan atıkların tamamının, biraz evvel söylediğimiz güvenlik normlarına uygun şekilde saklanılmasını sağlayacak tedbirleri ve tesisi kurma şartını da getirmemiz lazım.
Şimdi, başka bir nokta da, teklif veren firmaları da çok iyi incelemek lazım tecrübelerini ve aynı zamanda sicillerini. Ben burada bazı isimler vermek istemiyorum yanlış anlaşılır diye. Ama, bu firmalar bellidir. Hangi ülkelerde hangi ihaleyi almışlar? Nasıl bir başarıyla bu ihale şartlarını yerine getirerek tesisleri kurmuşlar ve yürürlüğe sokmuşlar? Bunlara iyi bakmamız lazım.
Bir başka nokta, bize teklif edilen nükleer enerji santralinin en az bir veya iki yerde kurulup, minimum beş yıl kazasız belasız, kusursuz çalıştığını bilmek çok önemli. Daha proje hâlinde bir santral de teklif edilebilir. Bunun bütün bebeklik hastalıkları dediğimiz hastalıklarının maliyetini, kabul ederseniz, siz çekersiniz. Böyle bir riske girmek, hele böyle bir konuda hiç doğru değil. Tabii, mutlaka Sayın Bakanlık ve değerli bürokratları, kilovat maliyetini -sent olarak- ve finansmanın toplam maliyetini dikkate alacaklardır.
İki nokta daha söyleyerek sözlerime son vermek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
122 konuşma daha · 8 Kasım 2007