İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 61. BİRLEŞİM · SALI

Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)

Turgut Dibek

Kırklareli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 61. Birleşim · 5. yasama yılı · 8 Şubat 2011 · 1.320 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Turgut Dibek (CHP), 8 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.610)); konuşma 1.320 kelime.

Turgut Dibek (CHP, Kırklareli). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/turgut-dibek-23-2011-02-08-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-hakkinda-s (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şu Anayasa değişikliği referandum öncesi, paket öncesi aslında bizim söylediklerimizi daha sonra vatandaşlarımızın her biri “Evet ya, bu AKP bizi Anayasa değişikliği öncesi gerçekten kandırmış. Aslında Cumhuriyet Halk Partililer gerçeği görmüşler, onların anlattıkları her şey doğruymuş.” dediler.

Şimdi, biz Anayasa değişikliği paketinde ne diyorduk? Bu paketi yine böyle, bu kanun tasarısında olduğu gibi birdenbire kendi mutfağınızda hazırlayıp çıkarmıştınız, getirmiştiniz ve biz dedik ki: Bu paketin tek bir amacı var -milletimize söylediğimiz olay o günlerde- bu paketin tek amacı yargıyı siyasallaştırmak, yargıyı ele geçirmektir. Bu paketin diğer maddelerindeki yazılı olan maddeler tam bir illüzyondur. Bunların aslında AKP’nin iç dünyasında, AKP’nin önceliğinde hiçbir, bize göre, ilgisi yoktur. Esas amaç Türkiye’de demokrasinin, temsilî demokrasinin ve hukuk devletinin önünde engel olan o bağımsız ve tarafsız yargının bir şekilde ele geçirilmesiydi. Bunun için zaten çok uzun yıllardan bu yana mücadele ediliyordu. Şimdi, ben zaman zaman söylüyorum, yani Sayın Bakan da hiçbir yerde de benim bu söylediklerime yanıt vermedi, Komisyonda da söylemiştim, dedim ki… Sayın Bakan, o günlerde çıktı, bu Anayasa değişiklik paketi gündemdeyken yani referandum öncesi “Ya, bu paket bizim için çok önemli. Bu paketi çok önemsiyoruz. Bu paket on genel seçimden önemlidir bizim için.” demişti. Yine Amerika’dan bir fetva gelmişti biliyorsunuz. Orada da “Herkes; hastası, genci, yaşlısı, mutlaka sandığa gitsin ama onun yanında mümkünse ölüleri de diriltelim.” gibi bir fetva gelmişti hatırlıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, aslında onlar itiraftı. Bu paketin hangi amacı taşıdığı -Anayasa değişiklik paketinden bahsediyorum- orada belliydi. Ha şimdi ne oldu? Paket geçti. Değerli arkadaşlar, ondan sonra gördüğümüz olay şu: Önce HSYK geldi, yani bu işin kalbi. HSYK yapısı… Önce kanun geldi, kanun geçti, ardından da HSYK’nın yapısı, biliyorsunuz, Sayın Adalet Bakanının uzun ve gerçekten bayağı güçlü uğraşlarından sonra blok bir liste, yani tulum çıkarılan bir listeyle, Bakanlığın çıkardığı listeyle, hani o “Kürsü hâkimleri gelecek, efendim HSYK işte çoğulcu bir yapıya kavuşacak, HSYK’nın içine de demokrasi gelecek.” denilen HSYK tamamen Adalet Bakanlığının bir birimi hâline getirildi. Orada şunu duyuyorduk zaman zaman: İşte HSYK toplantıları sırasında bu hâkim ve savcılarla ilgili kararname gündeme geldiğinde “Efendim, devam eden davaların hâkimleri değişir mi? İşte onlar bak o dosyalara vâkıflar, onları nasıl değiştireceksiniz?” gibi eleştiriler vardı. Ama yeni yapı geldikten sonra her gün, duruşmadan bir gün evvel arkadaşlar, bir gün evvel, bir ülkede hâkimler ve savcılar yer değiştiriyor. Bununla ilgili kimsenin bir şey söylediği yok, yazdığı da yok.

Şimdi bunları niye söylüyorum? İşte işin özü bu. Ardından ne geldi? İşte bu yasa tasarısı geldi değerli arkadaşlar. Şimdi bu yasa tasarısında, az önce ben Sayın Bekir Bozdağ’ı burada izliyorum, dikkatle izliyorum. Nedense Sayın Bozdağ bu tarafa bakmıyor. Yani AKP sıralarına bakıyor. Niye bu tarafa bakmıyor? Şunu biliyor, çok iyi biliyor şunu: “Ya, biz referandumda milletimizi kandırdık ama milletvekillerini falan kandıracak hâlimiz yok!” Onu o da biliyor. Yani burada çıkmış, efendim, işte zamanaşımına uğruyor dosyalar. İşte efendim hâkimlerin iki dakika dört saniye dosyaları inceleme süresi var. İşte o kadar çok dosyalar birikmiş ki. İşte efendim bunun aşılması için, bu iş yükünün ortadan kaldırılması için, daire sayısının artırılması, hâkimlerin sayısının artırılması gerekiyormuş! Yani adama sorarlar. Ben de so-ruyorum: Değerli arkadaşlar, Yargıtayda 30’u aşkın hâkim boşaldığı zaman, 33 tane hâkim boşaldığı zaman aylarca seçimi yaptırmayan kimdi? Yani o zaman o hâkimlere iki dakika dört saniyelik inceleme süresi düşmüyor muydu? Yani ben hatırlıyorum o günleri, ne oldu o günlerde? Müsteşar hakkında –yani Fahri Kasırga’ydı bildiğim kadarıyla- suç duyurusunda bulunuldu da ancak ondan sonra toplantı yapıldı, aylar sonra. Yani niyetin üzüm yemek olmadığı aslında aşikâr.

Sade o da değil değerli arkadaşlar, yani onun dışında o kadar çok şey var ki söylenecek. Tabii, ilk bölümle ilgili maddeler daha çok Danıştayın yapısıyla ilgili. Yani Danıştayla ilgili bir şeyler de söylemek istiyorum. Aslında iktidarın asıl hedefi Danıştay. Yani Yargıtay mutlaka; Yargıtayla ilgili de ikinci bölümdeki maddelerde onlar da görüşülecek ama değerli arkadaşlar, asıl hedef Danıştay.

Niye Danıştay? Bakın, daha değil, sanıyorum geçtiğimiz günlerde -iki hafta olmuş olabilir, iki haftayı geçmedi belki de- ALES sınavında, biliyorsunuz, işte, YÖK’ün aldığı bir karar vardı, o kararla ilgili olarak Danıştay, bir yürütmenin durdurulması kararı verdi. Yani YÖK’ün aldığı karar gereği “Sınava başı kapalı olan öğrenciler katılabilir.” şeklinde. Danıştayın verdiği yürütmeyi durdurma kararı sınav güvenliğine yönelik bir karardı. Sayın Başbakanın ilk demeci “Bu karar hukuksuzdur.” dedi değerli arkadaşlar.

Bakın, bir iki tane daha örnek vereceğim, Sayın Başbakan ne demiş; 15 Ağustos 2010 tarihinde Sakarya’da, Tam Gün Yasası’nın iptalinden sonra orada çıkmış demiş ki: “Anayasa Mahkemesi ve Danıştayın kimi kararları bizi çıldırtmıştı.”

Aynı şekilde, yine bu YÖK’ün üniversiteye girişte kat sayıyla ilgili bir kararı vardı, biliyorsunuz, Danıştayın YÖK’ün bu kararına karşı. Orada da Başbakan “Bu karar tamamıyla ideolojik bir karardır. Böyle ideolojik kararları anlamakta zorlanıyoruz.” demiş, “Bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yok.” demiş.

Yani bununla ilgili olarak, yani görevini yapan bir mahkemeye “İdeolojik karar veriyorsun sen; ben senin kararını tanımıyorum, bu karar hukuksuzdur, kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur.” diyen bir Başbakanımız var. Sade o değil tabii, AKP sözcülerinin tümü de bunu söylüyor.

Şimdi, AKP’den çıkan arkadaşlarımız şunu söylüyorlar: “Dosyalar zaman aşımına uğruyor. Bu dosyalar, işte efendim, Yargıtayda veya işte Danıştayda görülmezse vatandaşlarımız hak kaybına uğrayacaklar.”

Değerli arkadaşlar, Danıştayda zaman aşımı yani idari yargıda zaman aşımı, hak düşürücü süre diye bir şey yok davalar görülürken, sadece davalar açılırken; dava açılırken vatandaş zamanla davasını açar açar ama onun dışında, bir dava idari yargıda görülürken ne hak düşürücü süre var ne zaman aşımı var. Davaların hiçbiri zaman aşımından düşmez. Değerli arkadaşlar, ne olur? Şu var: Orada da zaten hukuk onun kurumsal olarak önlemini almış. Eğer gerçekten bir önlem gerekiyorsa yürütmenin durdurulması dediğimiz bir hüküm var. İdari yargı, Danıştay ve idari mahkemeler orada hak kaybı olacaksa, telafisi imkânsız bir zararla karşılaşılacaksa yürütmenin durdurulması dediğimiz o önlem kararını verebiliyor.

Danıştayda, değerli arkadaşlar, hak düşürücü süre falan yok. Ne var? Danıştayda “Biz nasıl ele geçiririz?” hesabı var. Şimdi 2 tane daire ilave ediliyor ama 2 tane daireye 61 kişi, 61 tane Danıştayın yeni üyesi kadro olarak buraya veriliyor. Değerli arkadaşlar, Danıştayda 95 kişi var. Bakın, 95 tane hâkim var. Bunların bir kısmı idari, başkan, idari olanlar var; işte 89 -sanıyorum- görev yapan hâkim var. Danıştayda 13 tane daire var. 13 dairede 95 tane hâkim var. 2 tane daire ilave ediyorsunuz, bakın, 2 daire. Şimdi şunu anlarım: Daireye göre üye atarsınız. Nedir o? 10-12 tane. Az önce Sayın Bozdağ burada sayılardan bahsetti. İşte efendim 94’te, 2004’te Danıştayda 7 kişi ilave olmuş, efendim 5 kişi ilave olmuş. Şimdi, değerli arkadaşlar, diyorum ya herkesi saf, kendisini akıllı zannediyor Sayın Bozdağ. Yani 61 kişi birden ilave ediyorsunuz. Bunun tek amacı var. Hesabı kitabı yapılmış, Sayın Bal’ın söylediği gibi.

Şunu da söyleyeyim: Hani bazen çıkıp arkadaşlar Avrupa’dan güzel örnekler veriyorlar. Almanya’da Danıştayın üye sayısı ne kadar? Yani Alman Danıştayından bahsediyorum. 70 kişilik kadrosu var. Fransa’da 86, İtalya’da 88 kadrosu var değerli arkadaşlar. Bizde bu sayı 156 oluyor; 95, 61 daha 156 oluyor. Yani burada gelen maddelerle şunu görüyoruz: Aslında amaç Danıştayın yapısını ele geçirmek. Bunun için kılıf nasıl bulunmuş? “Biz sayıyı artırmak için bir daireyi ikiye bölelim; mahkeme içinde mahkeme, daire içinde daire yapalım yani bir daire içerisinde iki heyet olarak çalıştıralım. Bu şekilde de bu sayıyı artırmanın kılıfını bulalım.” yöntemine gitmiş arkadaşlarımız. Ne Danıştayın tarihinde ne Türkiye’de böyle bir hüküm, değerli arkadaşlar, bugüne kadar hiç olmamış yani bir mahkeme içerisinde 2 tane dairenin çalışması hiçbir şekilde söz konusu değil. Tek amaç, belirttiğim gibi, Danıştayı ele geçirmek.

Burada, bir zamanlar milletvekillerini direnişe çağıran bir hatibin 2001 yılındaki bir konuşmasını sizlere hızlıca okumak istiyorum. Milletvekillerini direnişe çağırmış kendisi, ben öyle gördüm. Diyor ki: “Bu Meclisi milletin Meclisinden çıkarmak isteyen iradeye hayır demenin günü de, zamanı da, saati de şu dakikalardır. Büyük filozof Sartori, demokrasisini ara verdirerek kazaya uğratan ülkeler için aynen şöyle diyordu: ‘Parmakların akılları olsaydı, demokrasiyi yutan ejderhalar türemezdi.’ Zafer parmakların değil, milletin olacaktır.”

Değerli arkadaşlar, bu metni Sayın Ahmet İyimaya 2001 yılında bu Meclis kürsüsünden okumuş. Yani parmak demokrasisine hayır diyerek milletvekillerini direnişe çağırıyorum demiş. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

85 konuşma daha · 8 Şubat 2011

85 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook