Artvin milletvekili uğur bayraktutan'ın, (2/1086) esas numaralı ceza infaz kurumu isminin; toplumdaki algıyı değiştirmek ve mahkumların toplum yararına eğitilip rehabilite edilmesi için adının adli rehabilitasyon ve eğitim merkezi olarak değiştirilmesi hakkında kanun teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/125)
Artvin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 12. Birleşim · 4. yasama yılı · 5 Kasım 2013 · 695 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Uğur Bayraktutan (CHP), 5 Kasım 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 12. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ARTVİN MİLLETVEKİLİ UĞUR BAYRAKTUTAN'IN, (2/1086) ESAS NUMARALI CEZA İNFAZ KURUMU İSMİNİN; TOPLUMDAKİ ALGIYI DEĞİŞTİRMEK VE MAHKUMLARIN TOPLUM YARARINA EĞİTİLİP REHABİLİTE EDİLMESİ İÇİN ADININ ADLİ REHABİLİTASYON VE EĞİTİM MERKEZİ OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ'NİN DOĞRUDAN GÜNDEME ALINMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (4/125)); konuşma 695 kelime.
Uğur Bayraktutan (CHP, Artvin). “Artvin milletvekili uğur bayraktutan'ın, (2/1086) esas numaralı ceza infaz kurumu isminin; toplumdaki algıyı değiştirmek ve mahkumların toplum yararına eğitilip rehabilite edilmesi için adının adli rehabilitasyon ve eğitim merkezi olarak değiştirilmesi hakkında kanun teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/125)”. TBMM Genel Kurulu, 12. Birleşim tutanağı, 5 Kasım 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ugur-bayraktutan-24-2013-11-05-artvin-milletvekili-ugur-bayraktutan-in-2-1086-esas-numarali-ceza-i (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=26386
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tarafım ve 50 milletvekilinin verdiği Ceza İnfaz Kurumu İsminin; Toplumdaki Algıyı Değiştirmek ve Mahkumların Toplum Yararına Eğitilip Rehabilite Edilmesi İçin Adının Adli Rehabilitasyon ve Eğitim Merkezi Olarak Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, buraya gelmeden önce cezaevlerinin isminin değiştirilmesinin sadece bir nostalji olmadığını, bir realite olduğunu göstermesi açısından bunun bir prototipini, bir örneğini de yüce heyetin ve kamuoyunun takdirlerine sunmak istedim.
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Buraya bakıldığı zaman şu kapılardan bu tarafa doğru ayrı bir dünyanın olduğunu, dışarıda yaşanan, dünyanın dışında başka bir yaşamın olduğunu da kamuoyuna anlatmak istedim. Nedir buradaki yaşam? Demir ve betondan oluşan bu kapıların bu tarafında insan onuru yok edilirken, cezanın, ceza infazının amacının aslında “ıslah” olması gerekirken -hani büyük ceza hukukçusu Faruk Erim’in çok büyük bir sözü vardı “Suçluyu kazırsanız altından insan çıkar.” diye- bu tarafta, suçluyu kazıdığınız zaman altından insan çıkmayacak bir konseptin, bir ceza anlayışının Türkiye kamuoyunun önüne getirildiği bir durumla karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlarım, bakın, bu kapıdan içeri girdiğiniz zaman, ki burada 15x10 ebatlarında bir gözetleme deliği var, hemen onun altında da bunların içerisinde yatan tutuklu ve hükümlülerin yararlanmış olduğu, dış dünyayla ilişkilerini ve irtibatlarını kurmuş oldukları 30x15 ebadında bir kapı var, bir gözetleme deliği var. Burada, içeride, cezası infaz edilen bütün tutuklu ve hükümlüler bütün doğal ihtiyaçlarını, yaşama ilişkin bütün irtibatlarını ne yazık ki bu 30x15 ebadındaki kapıdan kurmaktadırlar.
Buradan görüldüğü kadarıyla şunu ifade etmek istiyorum: En insani ihtiyaçlar -yani bu ne demektir- yemek ihtiyaçları, diğer bütün ihtiyaçlar bu kapıdan, bu gözetleme deliklerinden sağlanmak istenmektedir. Bunu iç dünyasında yaşamış olanlar, tutuklu olanlar, bu infaz dolayısıyla hükümlü olanlar, bu deliklerden ihtiyaçları karşılanarak bir anlamda yırtıcı hayvan muamelesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Mevcut cezaevi konsepti 1930’lu yılların yöntemleriyle ne yazık ki yönetilmek istenmekte ve gelinen noktada sadece cezaevi yönetiminin güvenliğini sağlayabilecek bir fiilî durumla karşı karşıya kalınmaktadır değerli arkadaşlarım.
O nedenle, burası, bu şekildeki bir sistem yani demir ve betondan oluşan bir sistem suçluları rehabilite etmenin ötesinde, ıslah etmenin ötesinde suçluyu yok etmek, tecrit etmek, toplumdan izole edebilmek ve yalnızlaştırmakla beraber cezanın esas amacını göz ardı etme fiilî durumuyla karşı karşıya kalındığını göstermesi açısından ilginç bir örnektir.
Odalarına gittiğiniz zaman -bakın değerli arkadaşlarım, burada bir oda gerçeği var- odalar ne yazık ki 10 metrekare bile değildir. İnsan buraya girdikten sonra sabah-akşam sekiz saatlerindeki yoklamanın dışında dış dünyayla bütün irtibatı kesilmekte, yalnızlaştırılmakta, izole edilmekte ve bir anlamda yok edilmek istenmektedir değerli arkadaşlarım. Daha ilginç olan da şudur: Burada mesai saatleri içerisinde 112 servisinden veya doktordan yararlanılmakta, mesai saatleri dışında tutukluların ve hükümlülerin hasta olma şansları da ellerinden alınmaktadır; mesai saatleri dışında sağlık hizmetlerinin alınması mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım, bu cezaevleri yapılırken -buradaki rakamlara, koğuşlardaki sisteme, sayılara bakarsanız- 7 kişilik olarak yapılmıştır. Yani Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak bir cezaevi inşası yapılmıştır. Ama gelinen noktada, ne yazık ki böyle bir yöntemle başlanan cezaevleri Türkiye standartlarına göre bitirilmiştir. Ne demek istediğimi şöyle söylemek istiyorum: Yani 7 kişilik koğuşlarda 28 kişi kalmaktadır değerli arkadaşlarım. Yani iyi niyetle başlangıç AB standartlarına göre yapılmış ama gelinen noktada, ne yazık ki 27 kişinin, 30 kişinin kalmış olduğu bir cezaevi gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Cezaevlerinde başka bir şey daha vardır: Bakın, bundan yetmiş yıl önce cezaevlerinde daktilo kullanılmaktadır. Nazım Hikmet şiirlerini cezaevlerinde daktiloyla yazmış olmasına rağmen, ne yazık ki bugün cezaevlerinde kalanların daktilodan, bir yazıcıdan mahrum edilme gerçeğiyle, fiilî durumuyla karşı karşıya kalmaktayız.
Bir başka gerçeği daha paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım. Sayın Balbay’la cuma günü görüştük. Sayın Köse’yle beraber gittik. Ne yazık ki dünya çamaşır makinesini yüz yıldır bulmuştur, belki iki yüz yıldır bulmuştur; bugün Türkiye cezaevlerinde çamaşır makinesi yoktur, “topukmatik” vardır, “leğenmatik” vardır. Böyle de bir gerçekle karşı karşıyayız.
O nedenle, cezaevlerinde insanların yattığını, onların insan olduğunu asla unutmamamız gerekiyor. Bir ismi değiştirmekle algıyı değiştirmenin ötesinde, Türkiye’nin cezaevlerinde o kader mahkûmlarının, onların içinde bulunduğu duruma nasıl baktığını göstermesi açısından bu kanun teklifi bir başlangıç olmalıdır, bir çoban ateşi olmalıdır diye diyorum.
O nedenle, biz bu algıyı da değiştirmeliyiz, infaz sistemini de değiştirmeliyiz. Orada yatan tutuklu ve hükümlüleri de ıslah amacıyla yeniden topluma kazandırma amacı ve gayesi içerisinde olmalıyız diyorum.
Kanun teklifimize destek vereceğinizi umuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
43 konuşma daha · 5 Kasım 2013