2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 37. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Aralık 2008 · 1.008 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Vahap Seçer (CHP), 25 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.008 kelime.
Vahap Seçer (CHP, Mersin). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahap-secer-23-2008-12-25-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 16’ncı maddesi hakkında grubum Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, krizle ilgili ne zaman Sayın Maliye Bakanına bir eleştiri gelse hemen 2001 yılına dönüyor ve o 2001 yılıyla bu yılların, 2008 küresel krizin karşılaştırmasını yapıyor. Tabii, takdir edersiniz ki, her olayı kendi ortamında, kendi mekânında, kendi tarihinde değerlendirmek lazımdır. O günün şartlarında gelişen kriz ile bugünün şartlarında gelişen kriz farklı boyutlarda krizler.
Dolayısıyla, bakınız, eylül ayının ortasından bu yana dünya küresel krizi konuşuyor, biz küresel krizi konuşuyoruz, Mecliste bu konuda sürekli müzakereler yapılıyor, sürekli eleştiriler yapılıyor, Hükûmet bu konuda çıkıyor kendini savunuyor, muhalefet suçlamalarda bulunuyor ama tabii, yurttaşlar da ağzını açmış, gözlerini açmış, sanayici, iş adamı, tüccar, esnaf, herkes bizden çözüm bekliyor. Ama bugün gelinen noktada bakıyorsunuz ki, herhangi bir somut adım atılmamış. Bu krizi yönetecek, derli toplu bir somut çözüm önerileri içeren bir paket, bir tedbir paketi henüz Hükûmet tarafından kamuoyuna aktarılmış değil.
Bu süreç boyunca, küresel krizin ortaya çıktığı süreç boyunca, burada da aslında Hükûmet yetkilileri bu krizi üzerlerine almak pek istemediler, bunu pek kabullenmek istemediler. Bu konuda da Sayın Başbakanın çok beyanatı oldu, bu kürsüde de defaatle bu belirtiliyor: “Teğet geçer; olur, olmaz; bizi etkilemez.” Ama öyle görülüyor ki bu böğrümüzü delip öbür taraftan çıkacak bu kriz.
Az önce Sayın Bakan Şimşek buradan birtakım açıklamalarda bulundu. Benim oradan edindiğim intiba, hissiyat, bu krizin ciddi olduğuna artık bakanlar da kanaat getirmiş. Bize, küresel krizin şu anda diğer ülkelerdeki tahribatlarından bahsetti ve önümüzdeki dönemin, 2009 yılının da bu anlamda, krizin etkileri anlamında ve sonuçları anlamında kolay bir yıl olmayacağını bize anlatmaya çalıştı ve bu savunmalardan sonra da zaten bir önergeyle bütçeyi yüzde 10 civarında bir rötuşlama, bir tıraşla bazı kurumlarda, bazı bakanlıklarda ödeneklerde iskontoya gitti, kesintiye gitti.
Ben, bugün konuşmamı hazırlarken, tarım konusunda 2009 yılı bütçesinin, üç aşağı beş yukarı 5,5 milyar YTL’lik tarıma ayrılan destek bütçesinin yetersizliğinden bahsedecektim ama bugün konuşma sıramı beklerken, sanıyorum, 12’nci maddede verilen bir önergeyle yapılan değişiklikle Tarım ve Köyişleri Bakanlığının da bütçesi, yüzde 10 ödenekleri kısıntıya gitti. Ayrıca, Devlet Su İşlerinin bütçesinde de 761 milyon YTL’lik bir ödenek kısıntısına gidiliyor. Tabii, DSİ ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığını birbirlerine bağlantı kurmamın sebebi, ikisinin de netice itibarıyla direkt olarak tarımı ilgilendiren, Türkiye’deki tarımsal üretimi ilgilendiren, üreticileri ilgilendiren kurumlar. Zaten, takdir edersiniz, DSİ, son beş altı yıldır tıraş ede ede kuşa çevrildi, artık dumura uğramış bir kurum hâline getirildi, işlevselliği ortadan kaldırıldı, hareket alanı daraltıldı, hantal bir kurum yapısına büründürüldü. Oysaki DSİ’nin hizmetlerini yıllardır, elli yıldan, altmış yıldan bu yana tarımsal üretime, Türkiye ziraatına yaptığı katkıları burada anlatmakla bitiremeyiz. Tarla içi hizmetleri, sulama hizmetleri, baraj hizmetleri, köy yolları hizmetleri, vesaire vesaire.
Tarıma gelince: Değerli arkadaşlarım, her zaman tarımdan konuşurken tarımın hep sosyal yönünden bahsediyoruz, istihdama katkılarından bahsediyoruz. İstihdamda Türkiye’deki, ülkemizdeki tarımın yüksek oranından bahsediyoruz. Tarımdan geçinen nüfusun oldukça yoğun olduğundan, yüzde 30’lar civarında bu nüfusun tarımdan geçindiğinden bahsediyoruz. Dolayısıyla tarım her zaman için bu ülkenin başat bir sektörü olmalı. Elbette gelişmiş bir ülke olmak için nüfusumuzun tarımda yüzde 30, yüzde 40 seviyeleri çok yüksek oranlar ama, tabii ki bizde arzu ediyoruz bu oranları yüzde 10 seviyelerine çekelim, ama Türkiye’nin burada zamana ihtiyacı var. Avrupa Birliğinin dayatmalarıyla bunu damdan düşer gibi yaparsanız, bu ülkede ciddi meselelerle karşı karşıya gelirsiniz, sosyal sorunları, sosyal boyutları büyütürsünüz.
Bakın, hep söylüyoruz: 2002’den bu yana öngörülen Avrupa Birliği kaynaklı tarım politikaları neticesinde 1,5 milyon insanın köylerden kentlere göç etmek zorunda kaldığından bahsediyoruz. İlgimi çeken, hem Tarım Bakanı hem Sayın Maliye Bakanımız tarım konusu gündeme geldiği zaman “Biz tarıma yeterli destek veriyoruz.” derler ve sürekli kullandıkları bir rakam vardır: “2002’de 1,8 milyar YTL tarıma destek verilirken, bugün 5,5 milyar YTL tarıma destek verdik.” diyorlar ama, eğer tarıma bu kadar büyük boyutlu destek veriliyorsa, tarımda son yıllarda meydana gelen bu kopuş, bu nüfus boşalması neden diye kendilerine sormak lazım.
Gerçekten son yıllarda tarımda büyük tahribatlar yapıldı değerli arkadaşlarım. Bakın, kendi seçim bölgelerinize gittiğiniz zaman, kırsal alanları dolaştığınız zaman üreticiler hâlinden memnun değil. Bugün rakamlar da bize bunu gösteriyor. Son verilere göre üçüncü çeyrekte tarım 2,2 büyümesine rağmen ilk dokuz aylık döneme baktığınız zaman ancak yüzde 0,7 gibi bir büyüme oranına sahip. 2007 yılına baktığınız zaman bu oranın eksi yüzde 7,3 olduğunu görürsünüz. Eğer yeterli destek veriyorsanız, üretimi artırıcı yönde tarımsal politikalarınız varsa, tarım sektöründe 2007 yılında sektör niçin eksi 7,3 civarında küçüldü, bunu sorgulamamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bu kriz sürecinde, krizden etkilenecek en büyük sektörlerin başında tarım sektörü geliyor. Bunları görüyoruz. Dolayısıyla, bu sektörde bugünlerden ciddi tedbirler almamız gerektiğini düşünüyorum.
Üreticilerin sürekli bizden arzu ettikleri… Mevcut Ziraat Bankası borçları, tarım kredi borçları, özellikle ve özellikle elektrik borçlarının, geriye dönük bu borçların yapılandırılması yönünde, faizlerinin affedilmesi, kendilerine bir şans tanınması yönünde bizden sürekli istekte, talepte bulunuyorlar. Biz de bunu buradan Hükûmet yetkililerine ulaştırmaya çalışıyoruz ama bu kriz önünde hâlâ alınmış bir tedbir yok. Bakınız, bu gerçekten 2009 yılında -önümüzdeki yıl- Türkiye'nin tarımsal üretimini ciddi anlamda vurur, tarımsal üretimde daralmaya gider.
Bakın, geçtiğimiz sonbahar döneminde Türkiye'nin önemli bir üretim kaynağı olan -ki 20 milyon ton- Türkiye'nin bugün tarım yapılabilir arazisinin yüzde 50’sinde ürettiğimiz tahılda insanlar ekimlerini gübresiz yapmak zorunda kaldı. Elbette bu üreticilerin imkânları var olsa böyle bir ekim sistemine giderler mi? Gübrelerini atarlar, elbette ki onlar daha ileride, hasat döneminde daha iyi bir ürün alma, istihsalde daha yüksek üretim yapma arzusu içerisinde olurlardı. Ama bir gün bakıyorsunuz imkânsızlıklar insanları gübresiz üretim yapmak zorunda bırakmış.
Geçenlerde seçim bölgemde bir dağ köyünü ziyaret etmiştim. Bir haber kanalında da ana haber bültenine konu olmuştu “satılık köy” diye. Buradan Sayın Maliye Bakanından köylüler adına yardım istiyorum. Buradan bu köylülere bir babalık yapmasını kendisinden talep ediyorum. Bu insanlar orman köylüsü. Dağlık bir arazi, bu insanların oradan, ormanlık alandan, dağlık alandan elde ettikleri defne yaprağından başka bir gelirleri yok.
2002 yılında bir kooperatifleşmeye gidiyorlar ve orada bir kooperatif kuruyorlar, bu alandan topladıkları defne yapraklarını orada paketleyip, ilgili yerlere, kimya sanayisine, kozmetik sanayine pazarlama amacıyla. Bunların başında, 3-5 tane köy muhtarı dâhil, bunlara önderlik eden birkaç tane arkadaşımız 165 üyeli bu kooperatifi kurduruyorlar.
Şimdi, ben üreticilerle görüştüm. Bu insanların yaklaşık olarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
138 konuşma daha · 25 Aralık 2008