Tc devletinin para birimi hakkında kanun tasarısı (ss.356)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 48. Birleşim · 2. yasama yılı · 28 Ocak 2004 · 1.369 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 28 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TC DEVLETİNİN PARA BİRİMİ HAKKINDA KANUN TASARISI (SS.356)); konuşma 1.369 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Tc devletinin para birimi hakkında kanun tasarısı (ss.356)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 28 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2004-01-28-tc-devletinin-para-birimi-hakkinda-kanun-tasarisi-ss-356 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Sayın Bakan, komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli milletvekilleri ve dinleyicilerimiz; ben, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin para biriminin değiştirilmesine yönelik yasa tasarısı üzerinde CHP Grubunun görüşlerini açıklamak amacıyla söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, para birimimiz "lira" ya da "Türk Lirası" ya da "TL", onyıllardır, gerçek değerini yitirmiş bulunuyordu. Paramız -uygun deyimiyle- pula dönüşmüştü.
Bu durum, enflasyonun, ekonomik krizlerin ve siyasal çalkantıların bir sonucu olarak, halkımızın TL'den kaçışını hızlandırdı. Dolar kullanmak moda haline geldi, dolarlaşma ya da dolarizasyon denilen süreç, bütün ağırlığıyla ekonominin üzerine yerleşti. Çocuklar ve gençler TL'yi tanımaz oldular, para birimimizi tanımaz duruma geldiler. Hele hele liranın yüzde 1'i olan kuruş, neredeyse halkın sözünden tümüyle kalktı, çıktı ve TL'den, bu ulusal paradan kaçış ayıbı, onyıllardır ülkemizde yaşanmaktaydı.
O nedenle, hükümetin, bu noktaya eğilmesini, bu yasa tasarısıyla, bir para birimi tanımlamasını, biz, CHP olarak, ulusal paraya dönüş, ulusal paranın değerini yeniden elde etmesi bağlamında, olumlu buluyoruz, doğru buluyoruz.
Değerli arkadaşlar, yalnız, buraya gelmeden, ülkemizde, şu, liranın, kısaca, serüvenine, tarihçesine bakmakta yarar var diye düşünüyorum. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, özellikle de Merkez Bankasının kurulmasından sonra, ülkemizde açık bütçe politikası uygulanmadığı için; yani, Maliyenin altın kuralı geçerli olduğu için, açıktan para basılmadığı için, TL'nin değeri, İkinci Dünya Savaşı yılları dahil, 1923'ten 1945 yılına kadar, 1 dolar karşısında, ortalama 1 lira 55 kuruştur. 1946'da devalüasyon yapılmadan önce -IMF'nin kuruluş günlerinde- 1 dolar, 130 kuruştur.
O yıllarda kurulan IMF, ulus devletlerin, hükümetlerin devalüasyon yapmasına karşıydı. Sonradan bu politika değişti ve bir sınırlama getiriyordu. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, o yıllarda, IMF'ye üye olmanın biraz da aceleciliği içinde, Türk Lirasını dolar karşısında yüzde 115 devalüe etti, değerini düşürdü ve 1 dolar, 2,80 liraya eşitlendi. Ancak, özellikle 1950'lerden sonra yaşanan bütçe finansmanında sürekli açık vermenin ve açıktan para basmanın da bir sonucu olarak Türk Lirası, yabancı paralar karşısında sürekli değer kaybetti ve sonuçta 1980'e gelindiğinde Türk Lirasının değeri, 1 dolar, 80 lira düzeyindeydi. Çok uzak değil, 2000 yılında, yıllık ortalama 623 000 liradır. Günümüzdeki durumunu biliyorsunuz. Kısaca, TL'nin hızla değer kaybetmesinde, hızla çok sıfırlı bir konum kazanmasında enflasyonun, para basılmasının, dış açığın, bütçe açığının çok büyük katkıları vardır. Haa, böyle olunca da, bizim, bu değişkenler konusunda hükümeti uyarmamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, hükümetimiz 2003 yılında -Sayın Bakanımızın dün açıkladığı gibi- yeteri kadar vergi toplayamadı. Vergi beklentisi, geçen yıl 86,8 katrilyon olacaktı. Bakanın, Bakanlığın açıklamaları gösteriyor ki, bu miktar 84,3'te kaldı. Yani, malî miladın uygulanmaması, vergi affının çıkarılması ve diğer önlemler, vergi kaçırılmasını engelleyemedi; tam tersine, Türkiye vergi toplayamaz özelliğini korudu ya da daha da artırdı. Şöyle ki, 2002'de kaçak oranı yüzde 173'tü, 2003'te bu oran, Gelir Vergisinde 7,8 kata çıktı; ortalama olarak da kaçak oranı yüzde 214'tür. Bu şu demektir: Yüksek gelir sahipleri vergi vermiyor. Aslında, hükümetimiz, yüksek gelirden vergi almıyor.
Şimdi, böyle olunca ne oluyor; böyle olunca şu oluyor: Biraz sonra, ikinci sırada, yatırımların ve istihdamın teşvikiyle ilgili yasa tasarısı var; biz, orada Gelir Vergisi teşvikini konuşacağız.
Şimdi, değerli arkadaşlar, vergi kaçağının 1'e 8 olduğu bir ortamda, aslında, vergi verilmiyor. Gelir Vergisi ödenmeyen bir yerde, verginin alınamadığı bir ortamda vergi teşvikinin ne anlamı olabilir?! Ya da bir anlamı olabilir mi?! Dolayısıyla, şunu söylemek istiyorum: Hükümetin politikalarının geçerliliği, tutarlılığı, Türk Lirasının güçlü olması, ekonomi politikalarında ek destekleri ya da köklü değişimleri gerektiriyor. Oysa, hükümet, bunun tersine bir yol izliyor; ne yapıyor: Yüksek gelirden, faizden vergi almıyor, vergileri akaryakıt, KDV, ÖTV, MTV gibi çok V'li, daha doğrusu yoksul halkın üzerine yığılan, yalnız yoksul halkın ödediği, zengin-yoksul ayırımı yapmayan, gelire oranlı olarak, gelire bağlı olarak artmayan vergi türlerine yükleniyor ve bu yolda gidiyor. Böyle gittiğiniz zaman, sağlıklı bir ekonomik yapı oluşturamazsınız. Sağlıklı bir ekonomik yapı oluşturamadığınız zaman da, Türk Lirasının adını "yeni" olarak da tanımlasanız, adının baş tarafına "yeni" kelimesini ilave de etseniz, sağlıklı, sağlam bir para birimi oluşturma şansınız azalır.
Peki, bu neden oluyor? Yani, Türkiye, geçen yıl, faiz gelirinin 315 milyarını, beyannamedışı, vergi vermeyecek düzlemde tuttu. Peki, yüksek gelir sahipleri neden vergi ödemiyor, bunu doğru düşünmemiz, doğru teşhis etmemiz, buna çözüm bulmamız gerekiyor.
Yalnızca vergi aflarıyla, yalnızca teşviklerle sağlıklı bir bütçe yapısının oluşmadığını hükümetimiz 2004 yılında en azından dikkate almak ve buna bağlı politikalar üretmek zorundadır.
Sayın Bakan, bu gelişmeler karşısında "zam yapmamak için çaba göstereceğiz" diyor. Çok iyi de "zam yapmayacağız" diyemiyor, demiyor.
Değerli arkadaşlar "zam yapmayacağız, onun yerine dengeli, hakça, adil vergi alacağız" demenin ve bunu uygulamanın yollarını bulmak zorundayız. Bunu yapmadığınız zaman, hakça, çok kazanandan çok vergi almadığınız zaman, zorunlu olarak yoksulun üzerine vergiyle gidersiniz, onun kullandığı temel mallara zam yaparsınız ve biraz önce değindiğim, Sayın Bakanın da sözünü ettiği bütçe açığınızı -ki, önümüzdeki yıl bunun, tahminler, 6 katrilyon dolayında olacağını söylüyor- kapatmak için yine yoksulun omuzlarına bindirirsiniz her türlü maliyeti. O zaman, yani, yeniden bir zam furyası başlatılırsa, bu barajın, bu gölün kapıları açılırsa ve yoksul halkın üzerindeki vergiler daha da ağırlaştırılırsa bizim Yeni TL'yi tanımlamamızın ve yeni bir güven, paraya güven ortamı oluşturmamızın ne anlamı kalır ne gereği kalır ne de geçerliliği, kalıcılığı olur. Bu noktalara değindikten sonra bir iki önemli noktanın daha altını çizeyim.
Değerli arkadaşlar, para birimi değişikliği yapan ülkelerin deneyimleri, Avrupa Birliğinin euroya, bazılarına göre avroya geçiş deneyimi kanıtlıyor ki, para değişiklikleri, yuvarlama etkisiyle ve başka nedenlerle fiyatları artırıcı bir etki yapıyor, bir baskı yapıyor; yani, para birimi yeniden tanımlandığı, değiştirildiği zaman fiyatlar artıyor. Bu ülke enflasyondan çok çekti ve hükümetimiz haklı olarak, doğru olarak uyguladığı program sonucu enflasyonu düşürmekle övünüyor, bu güzel bir şeydir; ancak, para değişikliğinin yeniden enflasyonist baskı yapmaması için kurumsal önlemler alınması gerekiyor. Bunu çok önemsiyorum.
Bu çerçevede bir başka şey daha söyleyeyim:
Değerli arkadaşlar, ülkemizde okur-yazar olmayan çok sayıda yurttaşımız var. Bu miktar, çağ nüfusu içinde, yani, 6 ve daha yukarı yaşlarda kadınların 5 600 000'i, erkeklerin de 1 900 000'i okur-yazar değildir, son nüfus sayımı, 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre. Şimdi, bu, yüksek bir sayıdır. Para değişikliğinin yapılması durumunda, bu insanlarımızın, okur-yazar olmayan yurttaşlarımızın zarar görmemesi, aldatılmaması, haksızlığa uğramaması için, bakanlığımızın ilgili birimlerinin, gerekli önlemleri alması gerektiğini düşünüyorum; buna çok önem veriyorum.
Yine, biraz evvel burada bir başka konu tartışıldı, o bağlamda da bir şey söylememe lütfen izin verin. Sayın Millî Eğitim Bakanı, köy enstitüleriyle ilgili gündemdışı bir konuşmaya yanıt verirken "kurumlar, doğar, büyür ve işlevlerini bitirdiklerinde ölür" dedi. Eğer, köy enstitülerinin kalıcılığı, işlevleri, görevleri devam ettirilseydi -ki, ben de, o yıllarda, orada öğrenciydim; onu da söyleyeyim- ne olurdu; ülkemizde, biraz evvel sözünü ettiğim, okuma yazma bilmeyen kalmazdı; yani, Türkiye'nin, okuma yazma bilmeme ayıbını taşımasının önüne geçilmiş olurdu. Ülkenin çağ nüfusunun yüzde 100'ü okur-yazar olurdu; bu, çok önemlidir. Tabiî, biz, eğitimimizi o derece perişan ettik ki, bu yıl bile, içinde bulunduğumuz yıl bile, nüfusun, çocuklarımızın 700 000-800 000'inin okul görmediği, okula gidemediği açıklanabiliyor.
Başka bir şey daha var: Geçtiğimiz karlı günlerde, Atalay Kemaloğlu adlı çocuğumuz, İstanbul'da donarak öldü, elinde karne vardı. Değerli arkadaşlar, buradaki sözlerimiz ne olursa olsun, laflarımız ne olursa olsun, övgülerimiz, yergilerimiz ne olursa olsun, bu, büyük bir ayıptır, ayıptı. O çocuğun ailesi 100 000 000 ekpara ödeyemediği için, çocuğunu uzak okula göndermek zorunda kalmıştı, daha uzun...
K. KEMAL ANADOL (İzmir)90 000 000... 90 000 000...
YAKUP KEPENEK (Devamla)Peki, 90 000 000; düzeltmeniz için çok teşekkür ediyorum; çok fark etmez içeriği itibariyle.
Şunu demek istiyorum: Sorunlarımızı bir bütünlük içinde görüp çözüm bulmak zorundayız; eğitimiyle, maliyesiyle, vergisiyle; eğer, doğru düzgün, bütünlük içinde, kaderde ve sevinçte ortak yurttaşlar olarak bu ulusun bireyleri olacaksak.
Değerli arkadaşlar, yeni paralar, ancak, güven verdikleri, değişik finansman araçlarıyla güçlendirildikleri ve kullanıldıkları ölçüde kalıcı ve başarılı olurlar; yukarıda söylediğim dengeli bir bütçe yapısı, doğru dürüst bir dış açık ve para miktarını artırmama koşullarına ek olarak.
Bütçe dengesi önemlidir dedik. Başka bir şey önemlidir; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bağımsızlığı çok önemlidir. Hükümetimizin işbaşına geldiği günlerde, kendi içinde kimi bakanlarının ikircikli tutumlarına, kimi çevrelerin baskılarına karşın, rağmen, Merkez Bankasının bağımsızlığına hükümetin sahip çıkmasını doğru ve olumlu buluyoruz, bunun devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz; çünkü, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüklerden biri, daha yüzde 10'lara çekilemeyen enflasyonun yeniden tırmanışa geçmesidir. Hükümet, bunun önüne geçmeli ve bu, Merkez Bankasına yönelik, bağımsızlığına yönelik ikircikli tutumundan kesenkes uzak durmalıdır. Artı, Yeni TL başarılı olmalıdır.
Paranın yönetiminin banknot ve ufaklık olarak ayrılmasındaki sakıncalar ortadadır. Sanıyorum, yeni paranın yönetimi çok daha tutarlı, çok daha sağlıklı ve güçlendirici olur.
Bu dileklerle, Yeni TL'nin halkımıza, ülkemize, hepimize hayırlı olmasını diliyor; uyarılarımızın dikkate alınacağı umuduyla, sizlere -Haluk İpek dahil- saygılar, sevgiler sunuyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
47 konuşma daha · 28 Ocak 2004