Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 72. Birleşim · 3. yasama yılı · 17 Mart 2005 · 1.211 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 17 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.827)); konuşma 1.211 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 17 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2005-03-17-devlet-memurlari-kanunu-ve-turkiye-cumhuriyeti-emekli-sandigi-kanunu-i (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, varsa değerli izleyenlerimiz; ben de, 827 sıra sayılı tasarı üzerinde görüşlerime geçmeden önce, Çanakkale'de ulusal bağımsızlığımız için yaşamlarını yitirenleri ve yine orada emperyalizme karşı başarılı biçimde savaşanları, başta komutanları Mustafa Kemal olmak üzere, saygıyla, sevgiyle, selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, benim de üzerinde duracağım konu, geçici 3 üncü madde bağlamında, demiryolları, demiryollarının borçları ve bununla ilgili sorunlar. O noktaya gelmeden önce, hemen şunu belirteyim ki, Türkiye Cumhuriyetinin ulaşım politikası sarkaçlı saatin sarkacı gibi bir uçtan bir uca giden özellik taşıyor. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar, demiryolculuğuna önem veren bir politika izledi. O arada, unutulmasın, denizyollarını da ihmal etmemeye çalıştı; ancak, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye, Amerika Birleşik Devletlerine yaklaşırken, ilginç, çelişkili, kayıtlara geçmesi için söylenmesi gereken bir sapma oldu.
Biliyorsunuz, Türkiye'nin Amerika'yla yakınlaşması, 1947 Truman Doktrinine dayanır. Truman Doktrini çerçevesinde Türkiye'nin alacağı parasal desteğin bir bölümünün demiryollarına harcanacağı, demiryollarının yenileneceği ve Türkiye'nin demiryollarının güçlendirileceği hükmü vardır. Şimdi, bakın ne oluyor; aynı yıl, Amerikan Yollar İdaresi Başkan Yardımcısı Hilts Türkiye'ye geliyor, inceleme yapıyor "doğrudur, Türkiye'nin demiryolları iyidir, bunlar yenilenebilir, geliştirilebilir, daha ileriye götürülebilir; ama, Türkiye'nin, asıl ulaştırma politikası, temelde, karayollarına dayanmalıdır" diyor ve işte, büyük sapma, büyük shift, büyük dönüşüm burada başlıyor.
Değerli arkadaşlar, bakın ne oluyor sonra; yıllarca, biz, demiryollarını ihmal ediyoruz, denizyollarını ihmal ettik, havayolları eh şöyle böyle geliştirildi ve öyle noktalara geldik ki, anımsarsınız hepiniz, demiryollarının komünist işi olduğunu söyleyecek kadar ideolojik yaklaştık, kendimizden geçtik. Bu ülkeyi yönetenler yaptı bu işi ve Türkiye, ulaştırmada, dengeli, sağlıklı, planlı, programlı bir politikayı hiçbir zaman izleyemedi.
Doğrusunu isterseniz, şunu teslim etmek zorundayım: Hükümetimiz, işbaşına geldiği zaman, 1950 sonrasının diğer hükümetlerinden daha farklı bir anlayışla, en azından söylem düzeyinde, laf düzeyinde, demiryollarına da önem vereceğini açıkladı. Ben, işin, hızlı tren kazası ve benzeri boyutlarına girmeyeceğim, o noktalara girmeyeceğim. Ben, bu yaklaşımı; yani, hükümetin demiryollarına da önem vereceği anlayışını, bir yurttaş olarak, sevinçle karşıladım; ama, gelin görün ki, ikibuçuk yıla yaklaşan sürede, uygulamada, hükümetimiz, maalesef, demiryollarına gerekli önemi vermedi; yani, söylemde demiryolcu, eylemde, duble dediğimiz ikili karayoluna önem verme yolunu izledi.
Değerli arkadaşlar, şimdi, eğri oturup doğru konuşalım; yalnızca karayollarına önem vererek, yalnızca karayollarıyla bu ülkenin dünyaya açılmasını, ticaretini güçlendirmesini, iç dönüşümünü sağlamasını, yük ve yolcu taşımacılığında maliyetleri düşürerek etkin, verimli bir ulaştırma sistemi oluşturmasını sağlayamayız. O zaman, bakın, günümüzde bir tek gemimiz yolcu taşımıyor. Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili, biz, denizlerle barışık bir toplum olmak durumundayız ve en ucuz ulaşım aracı denizyolu; ama, bunu yapamıyoruz. Buna, tek başına iktidar olan ve demiryollarına da eskisi gibi komünist işidir demeyen, hoşgörüyle yaklaşan bir hükümet, büyük bir ana plan, ulaştırma planı yapıp, karayolunu, demiryolunu, denizyolunu ve havayolunu iç içe eklemleştirerek, eşgüdüm içinde çalıştırarak, bir büyük atılımın, bir büyük düzeltmenin, bir büyük düzenlemenin sahibi neden olmasın? Bunu yapmak için, hükümetinizin nesi eksik?
Bu nedenle, benim, tekrar edeyim, bir yurttaş olarak önerim, her şeyden evvel, bu yaklaşımınızı netleştirmeniz, ulaştırma politikasını, Türkiye'nin geleceği bağlamında, Türkiye'nin yarınları düzleminde, Avrupa Birliği üyeliğinde ve öbür açılımlarında sağlıklı hale getirmenizi özellikle öneriyorum.
Bu genel ana plan, ana programdan başka, burada söylenecek çok net, kimi özel, özgül noktalar var. Örneğin, Kars'tan sınıra kadar 80 kilometrelik bir demiryolu hattının ekonomiye çok şey kazandıracağını, bu işi inceleyenler biliyor, söylüyor.
Aynı şekilde, Karadeniz sahilinde Trabzon-Hopa arasında kısa bir hattın, yine, yörenin kalkınmasına, güçlenmesine, ucuz maliyetle ekonomik faaliyet göstermesine büyük katkı yapacağını bu işin uzmanları, DPT'nin raporları söylüyor.
Bunun gibi, güneydoğuda GAP'ı Samsun'a bağlayan, diğer limanlara, İskenderun'a bağlayan, kısa yoldan ve çok hızlı yapılabilecek demiryolu olanakları var.
Ben, buna ek olarak, tabiî, bu Ankara-İstanbul arasındaki olumsuzluğu, bizim yaşamımız boyunca yaşadığımız kayıpları, ünlü Ayaş Tünelini, oraya gömülen milyarlarca doları gündeme getirmiyorum. Bunlar, bu toplumun ekonomisinin de, politikasının da, maliyesinin de çok büyük yaralarıdır, bunun da ötesinde, ayıplarıdır.
O nedenle, benim önerim, önce bir genel ulaşım programını oluşturmanız, sonra da, hızlı bir şekilde, kısa yollarla kazanılabilecek kimi nokta vuruşlarla -Kars, Trabzon, İskenderun gibi- demiryolu ağını güçlendirmenizdir.
Burada bir noktaya daha değineyim. Türkiye'de demiryolları yapımındaki gelişmede bir "S" yollar problemi vardır. Cumhuriyet hükümeti, yerli sermayedarı güçlendirmek için, yolları yerli müteahhitlere ihale eder, yüklenicilere ihale eder; fakat, yollar "S" gibi gider Anadolu'nun ortasında, düz yerde. Şimdi, konu Meclise gelir ve sorulur "neden düz yerde yollar "S" gibi yapılıyor" diye.
Biliyorsunuz, o yıllarda, şimdi de otoyollarında, ödemeler kilometre başına yapılıyor; yani, ne kadar uzun yaparsanız yolu, ona göre ödeme alıyorsunuz.
Kürsüye çıkıyor milletvekilimiz -aynı zamanda yüklenici- diyor ki: "Ben, özel mülkiyete taraftarım. Vatandaşın tarlasının ortasından geçemem. O nedenle vatandaşın sınırlarından geçiyorum ve yollar "S" gibi oluyor."
Şimdi, siz, bunu ne derece ciddîye alırsınız; ama, bu, olmuş bir olay; olan bu. Daha sonra ne yaptık biliyor musunuz; daha sonra şunu yaptık: Karayolları yaparken de benzer bir iş yaptık. Ankara-İstanbul otoyoluna bakınız, Ankara-İstanbul otoyolu "S" gibidir. Neden "S" gibidir; çünkü, kilometre başına tahsisat alırsınız, ödenek alırsınız. Peki, ne çıktı bundan, ne oldu; bundan şu oldu: Biz, sermaye birikimini, özel kesimin sermaye birikimini, maalesef, bu yoldan sağlamaya çalıştık; bir kilometre yol, otoyolu dünyada 4 000 000 dolara mal olurken, biz, kilometresini 7,5-8 milyon dolara mal ettik bu topluma. Otoyollar güzel, eğriliği büğrülüğü, eksikleri bir yana; hepimiz kullanıyoruz; ama, o maliyeti bu toplum hak etmedi. Bunu düzeltmek gerekir. Bunu düzeltmenin yolu, tekrar edeyim, bütüncül bir demiryolu, bütüncül bir ulaşım politikasından geçer, denizlerde yolcu gemisini, yük gemisini yüzdürmekten geçer ve buna benzer eşgüdüm içinde, saat gibi çalışan bir ulaştırma sistemini harekete geçirmekten geçer.
Bilirsiniz, ekonomik faaliyetlerin ana öğelerinden biri ulaşımdır. Ulaşım masrafları büyüdüğü zaman maliyetler de artıyor, rekabet gücünüz zayıflıyor, üretiminiz zayıflıyor. O nedenle, ekonomiyi güçlendirmenin, ekonominin can damarı olan ulaşım şebekesini güçlendirmenin yolu, bu konuda, ulusal, genel, dünyayla bağlantılı kuşkusuz, Türkî cumhuriyetlerle, Ortadoğuyla, Avrupa'yla bağlantılı bir ulaşım sistemini, hiçbir ideolojik çekince göstermeden, demiryollarına komünist işi demeden -ki, siz demiyorsunuz, hakkınızı teslim ediyorum- bu işi yapmaktır.
Şimdi gelelim bu maddeye. Aslında, bu maddeye gelirken, burada demiryollarının kimi borçları düşülüyor. Şimdi, bu anlaşılır bir şey. Yalnız, burada, yalnız bu maddeyle ilgili değil Sayın Bakanım; ama, genelde bu yasayla, kimi bakanlarımızın "torba yasa" kimilerinin de "torba mı çorba mı belli değil" dediği bu yasayla... Ki, yasa tekniği yönünden bu yasanın iler tutar hiçbir tarafı yoktur, hukukun "h"sini bilen herkes bunu böyle bilir, görür; bunu saptamak çok zor değildir, çok kolaydır.
Yine de ben kendi işime döneyim. Ben Sayın Bakanımdan soruyorum:
1. Şimdi, bu tasarıyla silinen toplam borç miktarı; yani, kamu kuruluşlarından ödenmesi gereken, prim olarak, kesenek olarak, bütçe ödeneği olarak, vergi olarak ödenmesi gereken bu borçların toplamı ne kadardır?
2. Bu borçlar ödendikten sonra, bu borçlar bütçeye yük edinildikten sonra -siz saydamlaşmayı savunuyorsunuz, bütçe ödeneklerinin netleşmesini savunuyorsunuz; çok güzel söylemler bunlar, doğru söylemler- peki, toplamda ne kadar parayı biz siliyoruz?
3. Daha da önemlisi, bu kamu kuruluşlarının, yarın aynı şekilde borca batık duruma gelmemesini sağlamak için ne tür önlemler aldık, ne yaptık; yani, bu kamu kuruluşları yarın daha büyük miktarlarda borç altına girdiklerinde, yine Meclise bir yasa getirip borçlarını Hazineye mi yükleyeceğiz?
Buradaki durumun; yani, bundan sonrasının netleşmesi, açıklık kazanması gerekir ki, bu yasayla amacımıza ulaşalım, bu yasayla doğru sonuç alalım.
Bu çerçevede, son olarak bir şey daha söyleyeyim; kamuoyunda kamu kesiminin bu tür borçlarının silinmesinden, ödenmesinden doğan kimi duyarlılıklar var, kimi tedirginlikler var; yani, bu işin yarını ne olacak, toplam nedir gibilerden. Bu konuda hükümet sözcüsü ya da Sayın Bakanımız -doğal olarak- açıklamada bulunursa, hem genel kamuoyu açısından hem de Yüce Meclisin doğru karar vermesi açısından yararlı olur diye düşünüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 17 Mart 2005