İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 43. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması

Yakup Kepenek

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 43. Birleşim · 4. yasama yılı · 26 Aralık 2005 · 1.091 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yakup Kepenek (CHP), 26 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS. MADDELERİN OYLANMASI); konuşma 1.091 kelime.

Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2005-12-26-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-maddelerin-oylanmasi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

YAKUP KEPENEK (Ankara)İkinci kez söz almayacağım da onun için.

BAŞKANBuyurun Sayın Kepenek; süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, hepinize günaydın.

Ben, görüşülmekte olan 13 üncü maddenin (c) fıkrası üzerinde duracağım; o fıkra bağlamında söz aldım. Bu düzenleme, TÜBİTAK'ın yıl boyunca kullanamadığı araştırma geliştirme sermayesini, varlığını, gelecek yıla devretmesini öngörüyor; "aynı tertibine gelecek yıla devredilir" diyor. Bu düzenleme doğrudur, yerindedir; çünkü, TÜBİTAK araştırmaya kaynak ayırıyor ve araştırma sürekli bir iştir, ar-ge süreklilik ister. Ancak, aynı hükümetin, iş üniversitelere geldiği vakit bu kolaylığı göstermemesi, tam anlamıyla ayırımcılığının, kurumlararası ayırımcılığının, TÜBİTAK'ı çok sevecen, çok tercih eder, üniversiteleri de dışlar tutumunun en somut, en belirgin özelliğidir, göstergesidir.

Bakınız, nasıl; ülkemizin araştırma geliştirme faaliyetlerinin yüzde 64'ünü üniversiteler yapıyor. Ancak, hükümet, üniversitelere üvey evlat muamelesi bile yapmıyor. Yıllardır, üç yıldır, sistemli bir biçimde, ısrarla, inatla bu kurumlara tam bir düşman tavrıyla yaklaşıyor. Öbür taraftan da, yasal düzenlemelerle ne şekle geleceği çok da belli olmayan TÜBİTAK'ı olabildiğince korumaya çalışıyor.

Bakın, kamu kuruluşlarının giderleriyle ilgili olarak, temmuzda, Resmî Gazetede yayımlanan tebliğ gereğince, üniversitelerin harcamalarının belli bir tavanı var; ancak, özellikle tıp fakülteleri için bu tavan uygulanmıyor. Üniversitelere verilen ödenekler çok yetersizdir, özellikle tıp fakültelerine verilen ödenekler çok yetersizdir.

Örneğin, Ankara Üniversitesinin 2005 yılında bakım ve onarım için aldığı ödenek 4 125 000 YTL'dir -değerli arkadaşlar, Sayın Bakan, buna dikkat edin- 2006 için verilen ödenek ise yalnızca 4 000 YTL'dir, yani, 4 milyar lira eski parayla.

Şimdi, bu büyük bir azalmadır, bu büyük bir düşüştür ve tıp fakülteleri bir taraftan kamuya verdikleri hizmetin karşılığını alamıyorlar, alacaklı durumdalar 100 000 000 YTL'nin üzerinde; bir taraftan da araştırma görevlisi alamıyorlar, kadro alamıyorlar. Üniversitelere devlet "üvey evlat" muamelesi yapıyor, TÜBİTAK'a kolaylık sağlıyor.

Şimdi, bu bağlamda söylenmesi gereken çok şey var.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde yeni üniversiteler açılırken de en çok istenen şey, tıp fakülteleridir. Neden tıp fakülteleridir; çünkü, Anadolu insanı, Anadolu kentleri üniversiteyi, kuşkusuz, istiyor; ama, esas olarak tıp fakültesi için istiyor; çünkü, hâlâ, Anadolu insanının gözünde, sağlık, bir kamu hizmetidir ve esas olarak parasız herkese sağlanmalıdır. Hükümetimizin politikaları ise, hem eğitimde hem sağlıkta olabildiğince özel sermayeye destek olmak, özel çıkarı korumak ve hastayı, olabildiğince, özel doktora, özel hastaneye mahkûm etmektir. Tıp fakülteleri, Anadolu'da, ayrıca, hastanın Ankara'ya gelmesini, İstanbul'a gitmesini, büyük masraflarla karşılaşmasını önleyen kuruluşlardır. Şimdi, hükümet, tıp fakültelerini…

Haa, bu arada, tıp fakülteleri, araştırma-geliştirmenin en çok yapıldığı birimlerdir. Şimdi, tıp fakülteleri, bir kez itibarlarını yitirirse, araç gereç alamazsa, çalışamaz duruma gelirse, bunları yeniden düzeltmenin olanağı yoktur. Devletin bu anlamdaki tıp fakültelerini yıkıcı tutumunun hiçbir bağışlanır, hiçbir affedilir tarafı yoktur; bu, böyle yapılmamalıdır. Bunu önlemek için -13 üncü maddeye dün sıra gelmesini bekliyorduk, olmadı- arkadaşlarımla birlikte bir önerge verdik; dilerim, sizlerin oylarıyla kabul olur. İstediğimiz yalnızca şudur: TÜBİTAK'a sağlanan bütçe kolaylığı, üniversitelere de sağlanmalıdır. Üniversitelere, özgelirlerini, öğrenci harçlarını, döner sermaye gelirlerini kullanmada en azından belli bir esneklik sağlanmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde, üniversiteler yok olmaya, yok edilmeye… Özellikle devlet üniversiteleri, araştırma-geliştirme bir yana, varlıklarını sürdürmeye olanak, imkân bulamayacaklardır. Hükümetin, bu konuda, tutarlı, düzgün, üniversiteleri koruyan bir tutum sergilemesi gerekiyor; ama, hükümet bunu yapmıyor. Ne oluyor; Sayın Başbakan, Yeni Zelanda'da, örnek rektör arıyor! Bildiğim kadarıyla, hiçbir devlet üniversitesine ziyarette bulunmamıştır. Millî Eğitim Bakanımız ne yapıyor; Millî Eğitim Bakanımız, cumartesi, pazar dahil, her sabah, bir imam hatip lisesine kolaylık getiren yönerge, genelge çıkarıyor. Millî Eğitim Komisyonundaki arkadaşlarımız, başta Sayın Gazalcı, öbür gazeteleri artık okumuyorlar; yalnız Resmî Gazetede, Millî Eğitim Bakanının, hangi gün, hangi genelgeyle, imam hatiplilere hangi kolaylığı getirdiğini izlemeye çalışıyorlar. Van'da olanlar, Samsun'da olanlar ayrı bir sayfa. Onları, biz, Meclis olarak, Meclis olarak hiç doğru, değerlendirmedik; değerlendirmek zorundayız. O üniversiteler bizim üniversitelerimiz. O üniversiteler halkın parasıyla kuruldu. O üniversiteler hizmet vermek…

HİKMET ÖZDEMİR (Çankırı)İmam-hatipler…

YAKUP KEPENEK (Devamla)Laf atmayın efendim.

O üniversiteler hizmet vermek zorundadır. Kendi kurumuna sahip çıkmayan, kendi üniversitesine düşman bir hükümet düşünülebilir mi?! Üzülerek belirteyim ki, bu hükümetin tutumu budur ve bu tutumdan vazgeçilmesi gerekir. Nasıl vazgeçilmesi gerekir; şöyle:

Değerli arkadaşlar, çağımız da, artık -hepiniz, bazen, laf arasında, Başbakanımız da vurguluyor- bilimde teknolojik ilerleme, araştırma geliştirme çağıdır çağımız; güzel. Bilim ve araştırmanın getirisi, mutlaka, üretime, katmadeğere dönüştürülmelidir; gayet doğru. Eğitim güçlendirilmelidir... bütün bunlar doğru. Doğru olmayan bir yanlışınız var; o da şudur: Bilimsel araştırma alanı, siyasal veya başka tür, dinsel, özel çıkar, şeriat, tarikat, her neyse, sermaye, sermaye dışı, müdahaleyi, karışmayı kabul etmez. Araştırma alanı özerk olmak zorundadır; araştırma alanı özgürlük içinde çalışmak zorundadır. Eğer, çok merak ediyorsanız, geçen hafta Pensilvanya'da verilen Yüksek Mahkeme kararına bir kez daha bakınız. Eğitim, bilim ve araştırma alanı, mutlak anlamda, hiçbir dış tesirin etkisinde olmamalıdır. Oysa, bizim de hükümetimiz ne yapıyor; araştırma alanını, bilimsel özgürlüğü ve özerkliği koruyacak yerde, önce kendisi oraya saldırıyor. Yani, başka düşmanlarından, başka zedeleyicilerinden, başka tahrip edicilerinden o alanı koruyacak, ülkeyi geliştirecek yerde, o kesime, kendi, üniversite kesimine düşmanca davranıyor. Bu, baştan aşağı yanlış bir tutumdur. Çok istiyor ve diliyorum ki, hükümetimiz, bir an önce bu yanlışından döner.

Bakın, değerli arkadaşlar, bu hafta, bütçeden hemen sonra, çok büyük bir mutlulukla -altını çizerek, çok büyük bir mutlulukla- ülkemizde yeni 15 üniversite kurulmasını konuşacağız. Çok isterdim ki, bu, gerekli hazırlıklarla olsa; çok isterdim ki, bu, bilimsel verilere, ön hazırlıklara, yapılabilirlik çalışmalarına dayalı olsa. Orada çok sayıda tıp fakültesi de var. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, elbette bu ülkenin daha çok üniversiteye sahip olmasını isteriz ve o konuda çalışacağız, çaba harcayacağız; ama, biz, aynı zamanda, üniversitelerin özerk, özgür, bağımsız araştırma yapan; başta hükümet olmak üzere, saldırı altında olmayan, etki altında olmayan, yalnızca bilimsel gerçeği, yalnızca bilimsel doğruyu arayan yuvalar olmasını istiyoruz. Bunu hem İstanbul'da istiyoruz hem Van'da istiyoruz hem Samsun'da istiyoruz hem Kars'ta istiyoruz, her yerde istiyoruz. Haa, bu anlayışta birleşebilirsek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAKUP KEPENEK (Devamla)Sayın Başkan, bitiriyorum. Özel söz hakkımı kullanmayacağım, 2 dakika istiyorum.

BAŞKANBuyurun Sayın Kepenek.

YAKUP KEPENEK (Devamla)Çok teşekkür ederim.

Eğer bu anlayışta birleşebilirsek, eğer bu anlayışı güçlendirebilirsek, ancak o zaman ülkemizin geleceğinde bilimin, ilerlemenin, yeniliğin ve teknolojinin katkısını hep birlikte yaşarız, ancak onu yaptığımız zaman gençlerimizi bilimin ışığında geliştirebiliriz; onu yaptığımız zaman, Türkiye'yi dünya düzleminde, küresel düzlemde kendi ulusal çıkarını korurken, güçlendirirken, yabancılar karşısında dimdik, üretimiyle, bilimsel üretimiyle, her türlü üretimiyle ve insan niteliğiyle güçlenmesini sağlarız, toplumumuzun yaşam kalitesini bilime, yeniliğe, teknolojiye kavuşturabiliriz.

Avrupa Birliği yolunda çalışıyoruz. Tarımdan hizmetlere kadar, bankacılıktan madenciliğe kadar her alanda bilimin üretimini kendi hizmetimize, üretimimize katmak zorundayız. Bunu yaptığımız ölçüde, üniversitelerin verdiğimiz önerge doğrultusunda elini kolunu düzelten, elini kolunu en az TÜBİTAK kadar güçlendiren bir kaynak ayırımını ve esnek harcamayı kabul edersek yapabiliriz.

Ben, bu doğrultuda oy kullanacağınızı, üniversitelerimize sahip çıkacağınızı ve Türkiye'nin ışıklı, aydınlık geleceğine katkı yapacağınızı düşünüyorum; o anlayışla, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

174 konuşma daha · 26 Aralık 2005

174 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook