İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 96. BİRLEŞİM · CUMA

Afet ve acil durum yönetimi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s:293)

Yaşar Ağyüz

Gaziantep Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 96. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Mayıs 2009 · 2.254 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yaşar Ağyüz (CHP), 29 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S:293)); konuşma 2.254 kelime.

Yaşar Ağyüz (CHP, Gaziantep). “Afet ve acil durum yönetimi başkanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s:293)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yasar-agyuz-23-2009-05-29-afet-ve-acil-durum-yonetimi-baskanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkin (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 293 sıra sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığıyla ilgili tasarının tümü üzerinde CHP Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz, doğal afet olaylarıyla sıkça karşılaşan bir ülkedir. Deprem, sel, heyelan, göçük vesaire gibi doğal afetlerle büyük ölçüde ve sıkça karşılaştığımız için, alınması gereken tedbirlerin yasal bir düzenlemeye ve birlikteliğe kavuşturulmasında büyük yarar vardı.

Ülkemiz, 1940’lı yıllarda çıkan yasalarla afete ilişkin tedbirlerini, afet olduktan sonra yürüttüğü çabalarla düzenlemekteydi. Ama bugün görüyoruz ki, uluslararası boyutta risk ve sakınma tabirlerinin artık ülkemizde de yetkili kurullarda konuşulduğunu ve bu yasaya yetersiz olsa da girdiğini görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz 1950’li yıllardan beri düzensiz bir kentleşme baskısıyla karşı karşıyadır. Özellikle son yıllarda, 2000’li yıllardan sonra başlayan ekonomik sıkıntı, köyden kente, hatta kentten kente göçü zorunlu kılmıştır. Büyük merkezlerde iş bulma umuduyla köyünü terk eden vatandaşlarımız, şehre geldiğinde en büyük ihtiyacı olan barınmasını, başını sokacağı yeri yapmak için çaba göstermiş ve özellikle yasal boşluklar, zaman zaman çıkan imar afları ve yönetimlerin seçim dönemlerinde gösterdikleri boşluklardan dolayı da “kaçak yapılaşma” dediğimiz, “düzensiz yapılaşma” dediğimiz olay doğmuştur.

Tabii, afet doğmadan önce alınması gereken tedbirlerin düşünülmesi ülkemizde ve uluslararası boyutta çok büyük önem arz etmektedir. Bu tasarıyla, özellikle Başkanlığa bağlı altı adet daire başkanlığı kurulmakta, illerde de il afet ve acil durum müdürlükleri kurulmaktadır. Birlik müdürlükleri kurulmakta, müdürlüğün sevk ve idaresinden de vali sorumlu olmaktadır.

Harcamalar, özellikle Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’yla, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkarılmaktadır.

Çok az sayıda, yetersiz olduğuna inandığım yeni kadro ihdasları yapılmaktadır.

Kurumlaşmış, deneyimi, bilgi birikimi olan özellikle Afet İşleri Genel Müdürlüğü göz ardı edilmekte, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü göz ardı edilmekte ve yeniden bir yapılanmaya girilmektedir.

Değerli arkadaşlar, çağdaş afet yönetimi ve doğal afetlerle mücadele, her şeyden önce mevcut tehlikelerin iyi bilinmesiyle olur. Mevcut tehlikeler, “Nerede risk var?” bunu belirlemekten geçer. Yani risk haritalarının yapılması lazım. Tüm dünyada artık bunlar yapılıyor. Depremde, heyelanda, su baskınında bu risk haritalarının yapılması büyük ölçüde önem arz etmektedir. Örneğin, en büyük travmayı yaşadığımız ve bizi büyük acılara gark eden 17 Ağustos 1999 depreminden sonra yaklaşık on yıl geçti ama on yılda, maalesef, yapılan çalışmalar bir arpa boyu ilerleme göstermemiştir.

Ne yapılmıştır? 595 sayılı Yapı Denetim Kararnamesi çıkarılmıştır, ondan sonra kanuna dönüştürülmüştür ve Deprem Şûrası kurulmuştur. 2007 yılında da maalesef, Ulusal Deprem Konseyi bu Hükûmet tarafından lağvedilmiştir.

Deprem yönetmeliği çıkarılmıştır ve deprem acılarını sarmak için yasa çıkarılarak toplanan vergiler için ön açılmıştır ve o toplanan vergilerin devamı bugün kalıcı hâle gelmiştir. O vergilerin ne şekilde, nereye harcandığını da bilmek mümkün değildir. Çünkü toplanan meblağların, gerçekten, o bölgedeki deprem yaralarını sarmak için -yani bina güçlendirmek için, yeni planlama yapmak için, İstanbul gibi bir kentte çalışma yapmak için- kullanıldığına ben şahsen inanmıyorum. Bunu da bir soru olarak sormak istiyorum.

Tabii, bugüne kadar en sıkça rastladığımız afet Türkiye’de depremdir. Deprem insanların güvenli ve sağlıklı yapılara kavuşmasıyla önlendiği gibi su havzalarının işgalinin önlenmesiyle… Bugünkü dönemde görüyoruz, özellikle büyük şehirlerde, İstanbul büyük şehrinde, su havzalarının işgali çok büyük ölçüde plansız ve düzensiz bir şekilde yapılaşmaya açılmıştır. Özellikle bu alanların doğal afet yaratacak boyutlarda işgal edilmesi ve imarsız bir şekilde işgal edilmesi çok büyük ölçüde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

Tabii, afetin, hazırlık, planlama ve zarar azaltmaya yönelik üç türlü tedbiri vardır. Biz şu anda afet öncesini düşünen bir yasayla az da olsa karşı karşıyayız, ama yetersizdir bu yasa. Neden yetersizdir? Afet sonrasında yapılacak iş ve işlemleri önceleyen bir anlayışla hazırlanmamıştır.

Bu yasa iki başlılık doğurmaktadır: İllerde vali, üstte başkanlık makamı. Kadrosu komisyonda artırılan şekliyle -303’ten 481’e çıkarılan şekliyle- ve ilk geldiğinde ne menem bir tasarıysa, 2 tane mühendis kadrosu olan bir tasarıyla karşılaştık arkadaşlar. Sonra komisyonda, bilmem, uzman yardımcılıkları falan izhar edildi, mühendis sayısı büyük ölçüde artırıldı.

Ayrıca, bu konuda deneyim, tecrübe kazanmış kuruluşların elinde dokümanterler var; Harita Genel Müdürlüğünde var, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde var, İller Bankasında var, MTA’da var, TÜBİTAK’ta var. Bunların bir koordinasyon merkezi olarak kuruluşunu büyük ölçüde sağlayan bir yasa değildir. Bir başlangıç olarak belki iyidir, ama sorunu çözecek olan bir yasa değildir değerli arkadaşlarım.

Tabii, bunun eksiklerini, yanlışlarını belki şu anda gidermek için önerge verilebilir iktidar partisi tarafından. Özellikle bunun Başbakanlığa bağlı olmasını da ben çok yanlış görüyorum. Yani, deneyimli, tecrübeli ya İçişleri Bakanlığı ya Bayındırlık Bakanlığı bünyesinde bu koordinasyon biriminin oluşmasında büyük fayda vardı. Biz şimdi yüzlerce, binlerce yıldır deneyimli, birikimi vatandaşı bir kenara bırakıyoruz. Yeni oluşum içerisinde, yeni kadrolaşma içerisinde bir yapılaşmaya gidiyoruz. Bunun alacağı zamanı da düşünürseniz, bugüne kadar fuzuli geçirdiğimiz zamanı da düşünürseniz en az bir yılı daha boşa geçirmeyi amaçlayan bir yasadır.

Ayrıca, bu yasanın temel yasa olarak gelmesini de ben eleştiriyorum. Bu yasa önemli bir yasaysa her maddesinin burada ayrı ayrı görüşülmesi lazım. Çünkü çok büyük boşluklar var. Örneğin siz danışma kurulunda TMMOB’u temsil ettirmemeniz büyük eksikliktir. Her deprem olayında gel dediğiniz askerimizin başı olan Genelkurmayı bu kurulda temsil ettirmemeniz büyük eksikliktir. Bunların hepsi komisyonda görüşülmesine rağmen maalesef göz ardı edilmiştir değerli arkadaşlarım.

Ayrıca, her yasada olduğu gibi bu yasada da yine bir afet özelleştirmesiyle karşı karşıyayız. Yani, afet sonrasında bazı hizmet ve alımların ihale kapsamı dışında yapılmasını anlıyoruz. Ama afet öncesi ihale yasası kapsamından, bazı alım ve hizmetlerin alımının ihale usulünün dışında yapılmasını anlamış değiliz. Başkana öyle yetkiler veriliyor ki, istediği araştırmayı dışarıdan satın alabiliyor, istediği hizmet alımını dışarıdan alabiliyor, istediği planlamayı, devletin bugün kurumlarında var olan güçlü kadrolarına rağmen, özelleştirerek hizmet alımı yapabiliyor. Bu, büyük ölçüde kaynak israfına yol açacak ve rantabl olmayan bir yöntemdir. Gerçekten bu konuda devletimizin, kurumlarımızın birimlerinde etkin, üretken, deneyimli kadroları göz ardı eden bir yasadır ve bu birikimleri değerlendirmeyen bir yasadır. O nedenle biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu eleştiriyoruz.

Tabii, değerli arkadaşlarım, bu afet öncesi hizmetlerin yapılmasını sağlarken bilimsel kriterlerden de hareket etmek lazım. Bilimsel kriterleri göz ardı ederseniz siz hiçbir sonuca varamazsınız.

Ayrıca, değerli arkadaşlarım, bakın, günlerdir Türkiye’de bir arayış var. Önce Deprem Şûrasını kurduk, Deprem Şûrasını, sonradan Ulusal Deprem Konseyini ortadan kaldırdık. 2002’de kuruldu, 2007’ye kadar devam etti. Bunu niye ortadan kaldırdık? Çok güzel çalışmalar yapıyordu.

Bakın, yine, Bayındırlık Bakanlığımızın çok güzel bir hizmeti var: Kentleşme Şûrası düzenledi. Çok güzel bir hizmet ama Kentleşme Şûrasından çıkan sonuçlar maalesef bu yasaya yansımamıştır. Kentleşme Şûrasında dört dörtlük, Türkiye’yi yansıtan raporlar vardır, maalesef bu yasa içerisine yansımamıştır. Bunu ben bir eksiklik olarak görüyorum.

Ayrıca, Sayın Başbakanımızın beğenmediği ve eleştirdiği Türkiye Mühendis Mimar Odaları Birliğinin çok değerli çalışmaları var. Çok yakında, İstanbul’da deprem toplantısı yapıldı ve oradan da çok güzel sonuçlar çıktı ama görüyoruz ki, bu yasanın içerisinde ne TMMOB var ne Genelkurmay var ne diğer sivil toplum kuruluşları var. Bu bir eksikliktir. Bu eksikliğin bu yasa görüşmelerinde giderilmesini temenni ediyorum.

Tabii, bu doğal afetlerin yanı sıra, ülkemizde yaşanan insan odaklı afetler de var. Mesela geçen günlerde yaşadığımız cehennem hastane olayı… Bu da insan odaklı bir felakettir. 8 kişi burada can vermiştir ve bunun nedeni özelleştirme ile taşeronlaştırmadır. 8 kişi can verirken, ihmalden ve tedbirsizlikten can verirken, Sayın Bakan, “2 tanesi zaten beyin ölümüne bağlıydı.” demiştir. Hazırlayıcısı özelleştirme ve taşeronlaştırma olan bu felaketi önlemek için aldığımız bir tedbir var mı? Yok. 23 kişinin öldüğü Davutpaşa olayı… Hâlen ne soruşturması var ne yargıya intikali var. Bu insanlar orada yanarak can verdiler. Nedir bunun nedeni? Kayıt dışı ekonomi, ruhsatsız işletme, belediyelerin ihmali. Bunlar için bir soruşturma açtık mı? Hayır. Bu da bir felakettir. 23 kişinin ailesi perperişan ortada duruyor.

Ayrıca, tersanelerde yaşanan olaylar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının gerekli görevini yerine getirmemesinden kaynaklanan sorunlardan çıkmıştır. Şimdi, bunlar ortada dururken, biz, Allah korusun, doğal afetlerin gelmemesini isterken, ona tedbirli olurken insan olarak, hükûmet olarak, siyasetçi olarak günümüzde alınması gereken tedbirleri niye almıyoruz? Bunlar büyük ölçüde ihmaldir.

Ayrıca, insan yaşamını rahat geçirmesini sağlayacak asgari ücret komisyonu bugün topluma karşı felaket tellallığı yapmıyor mu? Yapıyor. 527 bin lira asgari ücretle insanları yaşamaya mahkûm ediyoruz. Bugün alınması gereken ekonomik tedbirleri almadığımız için biz ekonomik ihmalden dolayı bir felaket yaratmıyor muyuz? Son bir ayda 437 bin işsiz çıkmış. Çekler ödenmiyor, senetler ödenmiyor. Peki, kredi kartı borçlarını yapılandırmamak bizim suçumuz değil mi? Bu intihar felaketlerine biz yol açmıyor muyuz? Kaç kişi intihar etti Türkiye’de son aylarda, sayısını bilemiyoruz. Esnaf kepenk kapatıyor, çekini, senedini ödemediği için intihar ediyor. Bunlar da felakettir. Bunları çözmek de bizim sorumluluğumuz ama biz maalesef bu sorumluluğumuzdan büyük ölçüde kaçınıyoruz değerli arkadaşlarım.

Tabii, felaketi tek başına doğal felakete bağlarsanız bunda yanılırsınız. Siyasetçinin de felaket yarattığı uygulamalar vardır. Bugün iktidarınız döneminde yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik artmışsa felaket noktasında ve bunun tedbirlerini almıyorsanız, hâlen direniyorsanız bu da sizin yarattığınız, insan yaşamını yok eden, insanı görmezlikten gelen bir felakettir. Bunu göz ardı edemezsiniz.

Ayrıca, değerli arkadaşlarım, belediyeleri bu dönemde denetim altında tutamamışızdır. İmar yasası çıkmamıştır, yeni bir yapı kanunu çıkması lazımdı, çıkmamıştır. Ayrıca yapı denetim yasası çıkması lazımdı, çıkmamıştır. Şimdi, biz bunlarla bütünleşmeyen, bunlarla içi doldurulmayan bir afet yasasıyla karşı karşıyayız. Bunları ne zaman değiştireceğiz? İmar yasası duruyor, yapı kanunu duruyor, yapı denetim yasası duruyor ve öyle bir yapı denetim yasası ki, kamu binaları yapı denetim kapsamı dışında, belki TOKİ de dışında. TOKİ’nin de yapı denetim kapsamına girdiğini biz bilmiyoruz. Sonra, burada, bilerek veya bilmeyerek öyle yetkiler veriyorsunuz ki, TOKİ’yi imparator yaptınız inşaat sektöründe. Planlama yetkisi verdiniz, kentsel dönüşüm yetkisi verdiniz, ticari alan yapma yetkisi verdiniz, Özelleştirme İdaresine planlama yapma yetkisi verdiniz. Peki, şimdi, bu afetleri önlemek için alınması gereken tedbirler doğayı korumaktan geçmiyor mu? Orman alanlarını turizme açarken burada iktidar partisi oy vermedi mi? Kaz Dağlarını “altın arayacağız” diye talan ederken, burada önerge verdiğimiz zaman da siz ret vermediniz mi? Hangi birini söyleyelim? Ve doğayı koruma anlayışı bu iktidar döneminde öne çıkmadığı için maalesef doğal afetlerle karşılaşma oranını daha çok artırmışsınızdır. Sadece doğayı tahrip ederek yaptığınız bu tahribat, insan yaşamını yok ettiği gibi gelecekte de, geleceğimizi de karartan bir uygulamaya yol açmıştır.

O nedenle, bunu, yeni atanan Sayın Bakanımıza bu bütünleşmeyi sağlaması gerektiğini söylemek istiyorum. Bunlar acilen komisyona gelmelidir bu yasalar ve düzeltilmelidir çağdaş boyutlarıyla.

Ayrıca, belediyelerde yapılan imar tadilatları… Bunlar gündeme gelmesine rağmen, ne İçişleri Bakanlığı ne Bayındırlık Bakanlığı sesini çıkarmıyor. Yeşil alanlar İstanbul’da, Ankara’da, Gaziantep’te bir bakıyorsunuz ki on katlı, on iki katlı, on beş katlı rezidanslara dönüşüyor. Bunun bilimsel kriteri yok, planlama tekniğine aykırı ama belediye meclislerinde “ben yaptım, oldu” anlayışıyla oy veriliyor ve bu, anlamsız kentleşme, ucube bir kentleşmeye dönüşüyor. Bunları önlemek lazım. Bu da, yapı kanunuyla olur, İmar Kanunu’nu düzenlemekle olur. Biz, bunları yapmadığımız takdirde doğal afetlerin bize zarar verici oranını büyük ölçüde artırmış oluruz değerli arkadaşlarım.

Bunlar, tabii, ülkemizin kentleşme geleceğinin aydınlık olması için yapılması gereken tedbirlerdir. Bugün Türkiye’deki kentleşme oranı yüzde 67’leri, 68’leri bulmuşsa bazı bölgelerde, ciddi tehlike var demektir. Biz, bunun tedbirlerini bugünden almaz isek, planlama, denetim, özellikle fay hatlarının, su havzalarının işgalini önleyemezsek, var olan orman alanlarının işgalini önleyemezsek gelecek nesil çocuklarımıza iyi bir miras bırakmamış oluruz değerli arkadaşlarım. Bunun vebali de, bu işin sorumlusu olan belediye başkanlarında olduğu kadar, bakanlıklarda olduğu kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bu işte büyük vebali vardır değerli arkadaşlarım.

Tabii, bu yasanın uygulamasından sonra çıkacak sorunları ben görüyor ve seziyorum ki, iki üç sefer daha bu yasanın yenileşmesi için gündeme getireceksiniz. Niye? Bu yasa olgunlaşmadan, komisyonda tartışılmadan enine boyuna, demin bahsettiğimiz Kentleşme Şûrası beklenmeden, onun görüşleri rapora aktarılmadan, geçmişte kurulan Deprem Şûrası’nın görüşleri bu tasarıya aktarılmadan yapılmış olan bir tasarıdır. O nedenle, her tasarıyı nasıl oldubittiye getirerek buradan geçirmek istiyorsanız, bu tasarı da olgunlaşmamış ve temel yasa olarak gelmiş, çok alelacele geçirilmek istenen bir yasadır. O nedenle de, bunu ben bir eleştiri olarak sunmak istiyorum.

Tabii, yeni ve etkili bir yapı denetim yasasını çıkarmak bazı belediye başkanlarının işine gelmez. Örneğin, İstanbul’un işine gelmez. Özellikle denetimi daha çok sağlayıcı bir imar kanunu büyükşehir belediye başkanlarınızın, çoğu bugün de AK PARTİ’li olduğu için, hiçbirinin işine gelmiyor. Çünkü yamalı bohça gibi yapılıyor imar planları, bütüncül bir anlayışla yapılmıyor. Eline tapuyu alan gidiyor diyor ki, burayı şuna açmak istiyorum. Ama yeşil midir, ama sosyal donatı alanı mıdır, buna bakan yok, önemli olan yandaş mısın! Ben diğer perde arkasındaki dönen şeyleri söylemek istemiyorum.

Bu şekilde olan bir imar mantığıyla Türkiye’de geleceği sağlıklı şekilde yönlendirmemiz mümkün değildir. O nedenle, yapılması gereken nedir? Alelacele İmar Kanunu değişmelidir. İmar plan değişiklikleri yapanlar için çok ağır hükümlere bağlanmak zorundadır. Her önüne gelen belediye başkanı, belediye meclisi istediği imar tadilatını yapıp, onaylatmak durumunda kalmamalıdır değerli arkadaşlarım. Bunlar yasal düzenlemelerin eksiklikleri.

Tabii, içinde bulunduğumuz koşullarda biz en iyisini yapmak için, muhalefet partisi olarak verdiğimiz önergeler de maalesef Kurul tarafından, AKP İktidarı tarafından reddediliyor. Lütfen, biraz bunları inceleyin, dinleyin. Yani, siz de seçim bölgesine gittiğiniz zaman da bu tepkileri almıyor musunuz? Mantar gibi biten rezidanslardan rahatsız değil misiniz? İstanbul’daki ulaşım politikasından, Ankara’da çukur hâlinde kalan metrodan rahatsız değil misiniz? Bunlar suç değil mi? Bunlar insanlığa karşı işlenen suçlar değil mi? Bunlar felaket değil mi? Bu felaketleri görmezlikten gelebilir miyiz? Metrobüs faciası yaşanıyor İstanbul’da, Ankara’da metro faciası yaşanıyor, Gaziantep’te hafif raylı sistem faciası yaşanıyor: Niye bakanlıkların bir tanesi bunu denetlemek, ne oluyor demek çabası içerisinde değil? Trilyonları sokağa atan belediye başkanları, ”400 bin aileye gıda yardımı yapıyorum” diye övünen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı neden metroya para bulamıyor? Bu, insanlara karşı, yaşam hakkına karşı bir müdahale, bir tecavüz değil midir? Bunları söylemek ve üzerine gitmek, bunun tedbirlerini beklemek bizim hakkımızdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Ağyüz.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla)Her belediyede yaşanan bu olayları denetim altında tutmazsak kent yağmacılığı dediğimiz olay yaşanır. Arsa rantçılığına dayalı, spekülasyona dayalı olay daha ileri boyutlara geçer. Bunun tedbirini almak zorundayız ama bunun tedbirini alırken, ben “Doğal Afetlerden Korunma” adı altına çıkan bu yasanın hayırlı olmasını, eksik olmasına rağmen diliyorum. Ama grup olarak karşıyız. Ayrıca da Türkiye’de doğal afetten korunmanın yolu duaya kalmıştır. Tek yolu, en büyük felaket olan AKP İktidarından ve Başbakanından kurtulmaktır. En büyük felaket olan bu sorunu halk çözdüğü zaman da Türkiye aydınlık olacaktır, doğal afetlere daha çok tedbirli olacaktır, insanımız daha rahat yaşayacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

44 konuşma daha · 29 Mayıs 2009

44 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook