İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 119. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

Yüksel Çorbacıoğlu

Artvin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 119. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Haziran 2005 · 1.430 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yüksel Çorbacıoğlu (CHP), 27 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.430 kelime.

Yüksel Çorbacıoğlu (CHP, Artvin). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim tutanağı, 27 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-corbacioglu-22-2005-06-27-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu raporu üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konu, hâkimlik ve savcılık mesleğinin, yaklaşık on oniki yılda, hâkimler ve savcıların ve şimdi yeni yaptığımız düzenlemelerle, hukuk mesleğinde olan diğer ilgililerin de birinci sınıfa ayrılmasıyla ilgili maddedir.

Birinci sınıfa ayrılmak, öncelikle, bu Meclisin çıkardığı yargılama sistemindeki yeni bir kurumun, istinaf mahkemeleri kurumunun yasayla kurulması nedeniyle -ki, önümüzdeki yıllarda yürürlüğe girecektir- bu mahkemelerin ihtiyacını karşılamak için, öncelikle ve özellikle bu mahkemelerin ihtiyacını karşılamak için, birinci sınıfa ayrılmış hâkim sayısının yeterli sayıya ulaştırılması içindir.

Mevcut halinde, birinci sınıfa ayrılmak için aranan belli şartlar vardır. Bir kere, birinci dereceye yükselme şartı vardır; meslekte on yılını doldurmak, emsalleri arasında temayüz etmek, meslekte yer değiştirme cezası almış olmamak, daha alt ceza olan kınama, kademe ve derece ilerlemesi cezasını birden fazla almamış olmak, mesleğin vakarına aykırı hareket etmemek ve herhangi bir suçtan, görevle ilgili herhangi bir suçtan -affa uğramış olsa bile- ceza almamış, hüküm giymemiş olmak; bunlar, temel kurallar, temel maddeler.

Ancak, ikinci fıkrası var. İkinci fıkrada, birinci sınıfa ayrılmak için geçerli olan kurallardan, mastır dediğimiz, yüksek lisans eğitimini yapanlar ve Orta Doğu Amme İdaresinde yüksek lisans eğitimini yapanlar ve ayrıca, akademik olarak doktora eğitimini yapmış olanlarla ilgili bu on yıllık süreyi kısaltan düzenleme vardı. Mastır ve TODAİE için dokuz yıl, doktora için de sekiz yıl şartı var idi. Biz, bu koşulları biraz daha genişlettik, buna ek olarak; onu teker teker sizlere söylemek isterim; çok önemli bir kurum olarak saydığımız Adalet Bakanlığının kuruluşuyla ilgili, çalışmalarıyla ilgili, Türkiye Adalet Akademisinin bir uzmanlık dalında bir yıl eğitim almış olmak da, yine, birinci sınıfa ayrılmak için kişilere hak tanıyor süre açısından. Ben teker teker okuyorum:

"Türkiye Adalet Akademisinde bir akademik yıldan az olmamak üzere düzenlenen uzmanlık eğitimi programını başarıyla bitirenler için yine dokuz yıl... "bir yıl hak tanınmış "...meslekleriyle ilgili öğrenim dallarındaki..." vardı. Doktora yapanlar için sekiz yılda bu hak elde ediliyor.

Ayrıca, avukatlık mesleğini yapmakta olup da, bu meslekte geçen sürenin üçte 2'si, hâkim ve savcı adaylarının 4954 sayılı Kanunda belirtilen staj dönemlerini aşan -ki, bu staj süresi hâkim ve savcılar için iki yıldır- sürelerin ve avukatlık stajının üçte 2'si ve askerlik hizmetinde geçen sürenin yarısı, birinci sınıfa ayrılmak için hesaplanan süreye katılmıştır.

Yani, temel olarak verilen on yıllık süreye, bu çalışma programları içerisinde geçen sürelerin bazen tamamı, bazen üçte 2'si bazen yarısı -bu sürenin hesabında- katılmıştır.

Şimdi, zaten bu çalışmalar, avukatlık stajıyla ilgili veya hâkimlik stajıyla ilgili çalışma süreleri, 2802 sayılı Yasada, göreve ilişkin... Emeklililiğe ilişkin hizmet süresi açısından zaten sayılıyordu, bu yasada var; ama, burada bunun birinci sınıfa ayrılmak için, burada geçen sürelerin bir kısmının birinci sınıfa ayrılmak için -bu sürelerin de- hesaba katılması bu maddeyle önerilmektedir. Bu, doğru bir önermedir. Buna, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler katılıyoruz. Ancak, tabiî, bu konuda, her zaman olduğu gibi, Maliye Bakanlığı yetkilileri komisyonda da bu öneriye kısmen karşı çıkmaya çalıştılar; yani, orada, baktık, iktidar-muhalefet tartışmasının ötesinde, Maliye Bakanı, komisyon ve Bakanlık arasında çelişkiler ve tartışmalar oldu. Sonuçta, bence herkesin kabul edebileceği bir düzenleme olarak, birinci sınıfa ayrılmakla ilgili, bana göre de hukuka uygun bir düzenleme yapılmış oldu.

Değerli arkadaşlar, tabiî ki, bu kanunlar ve bu Hâkim ve Savcılar Kanunu, çok önemli, ihtiyaca cevap vermesi gereken bir kanun. Ancak, ne yazık ki, eleştirilmesi gereken yönleri de var, eksik olan tarafları da var. Biz, Adalet Komisyonunun Cumhuriyet Halk Partili üyeleri olarak, komisyon raporunda, karşı oy yazımızda bunları maddeler halinde belirttik, yazdık. Bunlara bakarsanız, genel olarak, bir kere, hâkim ve savcılığa kabulde mülakat usulünün… Ki, bundan sonra yapılacak çok ciddî bir alım söz konusu; yeni yargılamalarla ilgili, düzenlemelerle ilgili ihtiyaç olduğu için yaklaşık 4 000 civarında hâkim, savcı ihtiyacımız var, onlar alınacak. Bunların alımına şaibe karışması anlamında demiyorum; ama, hukukun zorlanmaması için, yargının temel kuralı olan ve herkesin saygı göstermesi gereken bağımsızlık özelliğinin korunması için, biz, bu mülakatın yargı unsurları tarafından, ağırlıklı olarak yargının belirleyeceği diğer ilgili kurumların da üye vereceği bir komisyon tarafından yapılmasını istemiştik. Ancak, ne yazık ki, şu anda bu önerimiz kabul edilmedi. Mevcut yönetmelikte belirtildiği gibi, hâkim ve savcılar, yine Adalet Bakanlığı bürokratlarının mülakatıyla göreve alınacak. Ben, bunun, yine, yargının bağımsızlığıyla ilgili bir risk taşıdığını Yüce Meclisin önünde söylemek istiyorum.

Yine, Teftiş Kurulunun, Bakanlığın değil, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bünyesinde görev yapması ve hâkim ve savcıların görevlerini ekonomik açıdan bağımsız bir şekilde yapabilmeleri için birtakım düzenlemeler, önermeler yaptık. Bunlar yerine gelmedi; gelmediği gibi, benim biraz önce Başkanlık Divanından aldığım bilgiye göre, 25 inci maddeyle ilgili bir önerge verilmiş veya sanıyorum, 25 inci maddede verilecek.

Değerli milletvekilleri, 25 inci maddede, her devlet memurunun veya işçilerimizin, hakkı olduğu üzere, fazla mesaisi nasıl ücretlendiriliyorsa, hâkimlerimiz için de, böylesine, görev esnasında nöbete kalmaları veya mesailerini geçen sürelerle ilgili maddî bir kaynak yaratılması gerektiğini söylemiştik. Kanun tasarısının içerisinde var ve 25 inci maddede bu düzenlenmiş; ancak, 25 inci maddeyle ilgili bir önerge var. Acaba nöbetle ilgili bu maddî destek geri mi alınıyor, bunu bilemiyorum, okumadım, zamanla göreceğiz; fakat, hâkim ve savcılarımızın parasıyla puluyla… Yani, milletvekillerinin parasıyla uğraşsınlar, başımızın üstüne, her türlü eleştiriye de açığız; ama, hâkim ve savcıların maaşlarıyla, haklarıyla, özlük haklarıyla bu kadar uğraşılmasını çok doğru bulmuyorum. Bir Yargıtay Başkanımız, Yargıtayın adlî yıl açılışı sırasında, hâkimlerimizin ve savcılarımızın -ki, aslında, o ifadeyi de doğru bulmamakla beraber; Başkanın ifadesidir- vicdan ile cüzdan arasında hâkim ve savcılarımızın sıkıştırıldığını söylemişti.

Değerli arkadaşlar, bu iyi bir şey değil. Bilinen bir hikâyedir. İngiltere'de bir yargıç -ki, biliyorsunuz, İngiltere'de yargıçların sınırsız ödenekleri var, kullanacağı parayı, özel veya şahsına veya bilemiyorum artık ne şekilde yapıyorlar, bunlarla ilgili kendi takdirlerinde istedikleri çekleri yazıyorlar- hikâye o ya; çok ciddî bir rakamı, 10 000 000 paund gibi, çeke bir rakam yazıyor. Tabiî ki, ilgili banka yetkilileri bu kadar büyük rakamı görünce şaşırıyorlar. Hâkim gelmiş, çeki kesmiş veya bir çalışanı aracılığıyla göndermiş "bu parayı ödeyeceksiniz" diye, "böyle bir şey olmaz" diyorlar. Sanıyorum, ilgili bakanı ya da hükümet yetkilisini arıyorlar ve bakan veya hükümet yetkilisi, kim ise, iyi bilemiyorum "çekte yazılan miktarı kayıtsız şartsız ödeyin" diyor. Şimdi, buradaki anlayış şu: O hükümet veya o adalet bakanı "benim hâkimim, o rakamı eğer oraya yazdıysa, buna ihtiyacı vardır veya bu doğrudur, onun takdirini tartışmam" diyor.

Şimdi, bu kadar hassas bir terazi, hâkimlik ve savcılık görevi. Yargı bu kadar hassas. Şimdi, gelip, biz, hâkim ve savcıların, işte, biraz maddî haklarını koruyalım, kollayalım derken, yani, küçük bir nöbetle ilgili bir kaynağı bile kesmeye çalışıyoruz. Elimde bir sulh ceza yargıcımızın açtığı bir dava var -gerçi davayı kaybetmiş- temeli şu: Diyor ki: Anayasanın 140 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre, hâkim ve savcıların maddî ve manevî her türlü özlük hakları kanunla düzenlenir. Bunu derken, bunu bütçe kanunuyla düzenlemeyi, bunu 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının hükümlerinden hareketle düzenlemeyi, yargının bağımsızlığı açısından çok doğru bulmadığından bir dava açmış; davayı kaybetmiş. Ama, biraz önce anlattığım İngiltere'deki yargı örneğinde olduğu gibi, bence burada da hâkimlerimizin yetkilerini, sorumluluklarını özel yasayla düzenlerken, haklarını, özlük haklarını, maddî haklarını Devlet Memurları Yasasıyla veya Bütçe Yasasıyla -yani, ona da sonuçta yasa diyor isek de- yine böyle yasal düzenlemelerle yapmayı ben de doğru bulmuyorum. Sayın Yargıç da -ki, benim sınıf arkadaşım, okul arkadaşım- doğru bulmadığı için dava açmış; ama, bugünün yargısı, yine hâkimleri, bu talebi, mevcut koşullara göre uygun görmemiş. Bana göre, tabiî ki, yargı kararını tartışmak doğru değil; ama, yargı kararı aynı zamanda içtihat yaratmaktır, aynı zamanda demokrasinin önünü açmaktır, aynı zamanda yargının bağımsızlığını da savunmaktır. Bence, biraz daha cesaretli olup da böyle bir karar verilmiş olsaydı, yani, davanın kabulü yönünde bir karar verilmiş olsaydı, tüm ülkemizde yargıya karşı, yargı üyelerine karşı saygı daha da artmış olurdu diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, genel olarak yasayı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu destekliyor. Elimizden geldiğince katkı sağlamaya çalıştık. O nedenle, bu maddeye de o anlamda olumlu oy vereceğiz.

Yalnız, bu arada, ben bölgemle ilgili, Artvin'le ilgili kısa bir şey söylemek istiyorum. Sayın Başbakan, ilgili bakanlar ve yetkililerimiz, üst düzey bürokratlarımız birkaç gün önce Rize, Trabzon ve Artvin bölgesinde inceleme ve araştırmalar yapmışlardı; bölge sorunlarıyla ilgili yapılan araştırmalar. Bu konuda Artvin'de önemli bir yatırım var, baraj yatırımları var. Bu baraj yatırımlarının toplum üzerinde yarattığı çok olumsuz etkiler var. Özellikle Yusufeli İlçemiz ortadan kalkıyor. Yusufeli ismi ortadan kalkacak. İnsanlar karamsarlık içerisinde, belirsizlik içerisinde, büyük sıkıntı içerisinde. Tabiî ki, bu sıkıntıyı çözme görevi, sorumluluğu hükümetin. Ben gidemedim, orada bulunamadım; ancak, aldığım bilgiye göre, Sayın Başbakanımız çok da net, kesin bir açıklama yapmamış. Yine, arkadaşlarım, Yusufeli bölgesinden seçmenlerimiz, insanlarımız beni arıyor, ben onları arıyorum. Halkımızın tatmin olmadığını, buradan, Yüce Meclis aracılığıyla hükümet yetkililerine ve Sayın Başbakana iletmek istiyorum. Rica ediyorum, istirham ediyorum, Yusufeli'nin sorununu çözün. Yusufeli'nde binlerce insan, bir ilçe, 17 köy bu sıkıntıyı yaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

28 konuşma daha · 27 Haziran 2005

28 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook