Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.384)
Muğla Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 108. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Haziran 2009 · 1.470 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yüksel Özden (AK Parti), 23 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.384)); konuşma 1.470 kelime.
Yüksel Özden (AK Parti, Muğla). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.384)”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 23 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-ozden-23-2009-06-23-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-ili (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ÖZDEN (Muğla)Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarım.
Uzun zamandır, en azından benim de Mecliste bulunduğum iki yıldır defalarca üniversiteleri konuştuk ve her bir seferinde yeni bir üniversite açmak veya üniversitelerin kendi içlerinde yıllardır çözülemeyen üniversite açmakla ilgili sorunlarının çözümü, bu konudaki teşebbüslerin önlerinin açılması konularında burada görüştük. Bunları yaparken, yeni yeni üniversite açarken bir heyecanla ülkemizde yoğun olarak arzu edilen bir üniversite eğitimini karşılamak için çalışıyoruz. Neden yeni üniversite açıyoruz? Neden bu kadar gayret gösteriyoruz? En temelinde, bizim ülkemizde bir yaş grubunda 1 milyon 300 bine yakın çocuğumuz var. Yani ilerleyen yaş içerisinde biraz, ölümleri düşsek bile, başka şekilde azalmaları kabul etsek bile bir yaş diliminde 1 milyon 300 bin kadar çocuğumuz var. Daha genel bir rakam verecek olursak bu ülkedeki nüfusun yarısı yirmi sekiz yaşın altında. Yani bizim, eğitim ihtiyacını karşılamak durumunda olduğumuz milyonlarca genç var. Bütün bunları her sene yaşıyoruz zaten. Yıllardır ÖSS’ye, üniversiteye giriş sınavlarına 1,5 milyon civarında çocuğumuzun, gencimizin girdiğini ve bunlardan da yaklaşık 175-200 bininin örgün eğitime yerleştiğini, 2 katının açık öğretime yerleştiğini biliyoruz. Yani ülkedeki ihtiyaca baktığımızda şu an açılan üniversitelerin on yıl sonrasında yetmeyeceğini görmek için o kadar çok fazla düşünmeye gerek yok. Yani çok yakın bir zaman içerisinde, şu an işte şu sayıdan şu sayıya çıktı, ikiye katladık, vakıf üniversiteleriyle birlikte baktığımızda yüz kırkı aşan bir rakamdayız. Ben inanıyorum ki 2010, 2015, 2020 yıllarında üç yüz adet üniversite bu ülkenin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanacaktır.
İSA GÖK (Mersin)Bunlar vakıf üniversitesi, devlet değil; yanlış söylüyorsunuz.
YÜKSEL ÖZDEN (Devamla)Biraz önce değerli milletvekillerimizden bir arkadaşımız, dışarıda 50 bine yakın öğrencimizin üniversite eğitimi almak için çaba gösterdiğini paylaştı. Gerçekten bugün Balkan ülkelerine gittiğimizde, Orta Asya’daki ülkelerde, Avrupa’nın diğer ülkelerinde çok yoğun bir şekilde neredeyse Türkiye’den giden öğrencilerle ayakta kalan bölümler, üniversiteler var veya onların kendi işleyişleri içerisinde çok önemli bir grup, Türk öğrenci grubu. Biz, bu öğrencilerimizin dışarıda daha iyi eğitim almalarının veya tercihleri doğrultusunda eğitim almalarının önüne geçmek istemeyiz ama bir defa, bunun tercihen olmasını isteriz. Ayrıca daha büyük beklentimiz de o kadar öğrenci Türkiye’ye gelsin. Biz buradaki arzı o kadar genişletelim, buradaki imkânları o kadar genişletelim ki küresel bir güç olma arzumuzu üniversiteler sayesiyle de bir kez daha ortaya koyalım ve gerçekleştirelim.
Diğer yanda bu üniversite sayılarının artmasını zorunlu kılan başka bir şey, belki kendi dönemimizde üniversiteye gittiğimiz yıllarla karşılaştırdığımızda bugün farklılaşan bir durum şudur: Daha önceleri üniversite eğitimini elit bir grubun alması yeterli sayılıyordu. Çok iyi biliyorsunuz, bir zamanlar yüzde 3-5 ve çok yakın bir zamana kadar da üniversite eğitimi alanların sayısı yüzde 10 civarındaydı, yüzde 10-15 oldu ve bu kimseyi de çok fazla rahatsız etmiyordu. Ancak bugün, dünyada, üniversite eğitimi bir elit eğitimi olmaktan yıllar önce çıkmış ve kitle eğitimi hâlini almıştır. Gelişmiş ülkeler içerisinde yaş grubuna eğitim sunma bakımından yüzde 40’ı, 50’yi, 60’ı aşan ülkeler vardır. Hatta Amerika Birleşik Devletleri'nde yaş grubunun üniversite eğitimi alma oranı yüzde 80 civarındadır ve biz daha -örgün eğitim ve hepsini birlikte topladığımızda- yüzde 30 civarındayız.
Bundan dolayı, üniversite açılışlarında, gerçekten, şu ana kadar yaptığımız gibi, bir tarafta devlet imkânlarını zorlamak diğer tarafta da böylesine niyetleri, çalışmaları, çabaları olan kurum ve kuruluşları, vakıfları teşvik etmek durumundayız. Yine imkânlar ve fırsatlar açısından baktığımızda, düzleşen, yani mekânların iş imkânları açısından, uzaklıkların iş imkânları açısından insanlar için bir engel olma durumunun kalkması durumunu ifade etmek için söylüyorum: Biz eğer kendi gençlerimizi üniversite eğitimi vererek daha iyi eğitilmelerinin ve dünyanın herhangi bir yerinde en iyi şirketlerde, en iyi kurumlarda çalışabilecek şekilde yetişmelerinin önünü açmazsak bırakalım gençlerimizin başka ülkelerde çalışmalarını, kendi evimizdeki işleri bile yapamaz, yerine getiremez hâle geleceklerdir.
Biraz önce söylediğim gibi, biz, sahip olduğumuz vizyonla, gerçekten, Türkiye’nin, bölgenin eğitim merkezi olabileceğine inanıyoruz. Türkiye sahip olduğu eğitim deneyimiyle, birikimiyle, üniversiteleriyle, öğretim üyeleriyle, imkânlarıyla eğer genişletilirse, şu an sadece kendi ülkemizdeki kendi gençlerimize eğitim verme derdinden kısmen kurtulur, daha geniş bir bölgeye, çevreye eğitim verebilecek hâle gelirse, bu, bizim bir küresel güç olmamızın da önünü açacak ve ülkemizin çok daha hızlı ilerlemesini de sağlayacaktır.
Şimdi, bu konuda ne yaptığımız, neler yaptığımız zaman zaman gündeme geldi, konuşuluyor. Sadece geçen yıl sağlanan imkânlarla bu yıl üniversite sınavına girenlerin sayısı azalmıştır. Şimdi hepimizin derdi, hem bu ülkede yaşayan bir insan olarak hem milletvekili olarak… Bu ülkede dershaneye gitmeden üniversiteye gidilememesi kadar ağır bir durum yok. Eğer üniversitede okumak, çocukların, gençlerin zekâlarına, akıllarına, cesaretlerine, öz güvenlerine, gayretlerine bağlı değil de babalarının onları dershaneye gönderme gücüne bağlıysa bu haksızlıktır, bu yanlıştır ve bizim için de ülke için de uzun dönemde kayıptır. Ancak bunu çözmek lafla olmuyor. Üniversite imkânlarını genişletmediğinizde, bir tarafta bir buçuk milyon genç sırada beklerken siz öbür tarafta üniversite kontenjanlarını yıllardır çok az az ilerleterek ülkedeki nüfus artışının bile çok gerisinde kalan bir oranda tutarsanız dershaneler ortada, olacaktır. Ancak bu imkânlar genişletildiğinde, geçen yılki kontenjan artışları ve bu yılkiyle birlikte eminim 650 bin, 700 bin civarına yaklaşacaktır üniversite okuyabilenler. Çünkü herkes örgün eğitimde çok iyi, elit “top” üniversitelere, en tepedeki üniversitelere gitmek istemiyor. Birçoğunun istediği şey, bir üniversite diplomasına sahip olmak, iki yıllığa sahip olmak.
Bu konuda birçok kez buraya geldik, konuştuk. Mesela, hatırlatalım: Bu ülkenin ihtiyacı olan insan gücünün çok büyük oranda ara eleman olduğu, ara insan gücü olduğu söylenir yani dört yıllık eğitim değil, iki yıllık eğitim mezunları olduğu söylenir. Hatırlarsanız, çok yakın bir zaman içerisinde, biz, piyasada olan, kendi sektörlerindeki ihtiyaçları karşılamak için bir araya gelmiş olan kuruluşların, vakıfların, peş peşe üniversite açılışında olması gereken fakülteleri kurmaksızın en çok ihtiyaç olduklarına inandıkları yüksekokulu açabilmelerinin yolunu açtık. Daha önce yüksekokul açmak için Üniversite Kuruluş Kanunu gereği olan tüm fakülteleri açmak zorundaydınız ki bunlardan birini değiştirdik, herkes fen-edebiyat fakültesi açmak zorundaydı. İstihdamı büyük sorun ve sayıları piyasanın karşılamayacağı kadar yüksek, artmış, onu kaldırdık ve arkasından da -eğer bir vakıf çıkıyor diyorsa ki- “Ben sektördeyim, ülkenin ihtiyaçlarını çok iyi biliyorum ve ben sadece ve sadece bir yüksekokul açmak istiyorum.” diyenlerin de yolunu açtık.
Değerli milletvekilleri, çok fazla zamanınızı almak istemiyorum ama birkaç şeyi daha ifade etmek durumundayım.
Üniversite açıldığında haklı olarak en çok gündeme gelen konu şu: Peki, bu kadar üniversite açıyorsunuz, tamam ama üniversitede görev yapacak, oradaki gençleri eğitecek olan öğretim elemanı konusunda ne yapıyorsunuz, bu konuda niye çalışmıyorsunuz? 2006 yılından bu yana biz, bu ülkedeki gençlerden üniversite mezunu, akademik kariyer düşünen veya düşünmeyen -biz aklına sokarak- bin öğrencimizi, bin gencimizi yurt dışına gönderme programı başlattık. Yani bu sayı… Mesela ben kendi gittiğim döneme bakıyorum, o zaman 87 kişi gitmiştik. Türkiye 87 kişiyi yurt dışına göndermişti bir yılda. Biz bu kapasiteyi bin sayısına çıkardık ve bunu da beş yıl uygulama kararlılığıyla. Bunu görmemiz gerekiyor. Bu arkadaşlarımız… Dolduramadık, bin öğrenci müracaat etmediği için, yeterli sayıda müracaat olmadığı için bin sayısına ulaşamadık ama biz kaç yıldır 500, 600, 700 civarındaki gencimizi yurt dışına gönderiyoruz yüksek lisans eğitimi almaları, doktora eğitimi almaları için. Onlar da beş, altı, yedi sene sonra bu ülkeye dönecekler. Bu üniversiteler bir tarafta bina ihtiyaçlarını karşılarken diğer tarafta kuruluşuyla ilgili diğer fiziki altyapıyı oluştururken o gençler de bu ülkeye dönmüş bulunacaklar.
Vakıf üniversiteleriyle ilgili bir konunun altını ben de çizmek istiyorum. Bu kadar vakıf üniversitesi öğretim üyesi ihtiyacını nereden karşılıyor? Mevcut devlet üniversitelerinden alarak, çalarak, kısmen alarak veya emekliliğinden yararlanarak. Şimdi, eğer biz vakıf üniversitelerinin yükseköğretim sistemi içerisinde önemli bir kısmı, önemli bir bölümü oluşturmasını öngörüyor, bu doğrultuda çalışıyorsak bence vakıf üniversitelerinin öğretim üyesi yetiştirmek için ellerini taşın altına koymalarının zamanı gelmiştir. Çünkü bu kadar yüksek sayıdaki vakıf üniversitesi mevcut öğretim üyelerini başka yerlerden transfer ederek işleyemez, yürüyemez. Aynı devletimizin yaptığı gibi, bu üniversiteler de belli bir program çerçevesinde, belli kriterler çerçevesinde yurt dışında veya yurt içinde öğretim üyesi yetişmesine katkıda bulunmalıdırlar diye düşünüyorum.
Bu kadar vakıf üniversitesi olmasına rağmen, oralardaki öğrenci sayısının az olduğu hepinizin dikkatini çekmiştir ancak şunu belirtmek gerekiyor: Biz devlet üniversitelerinde okuyan öğrenci sayılarını alırken… Her biri kuruluşunun en az 50’nci yılını kutlamış olan beş tane üniversitede zaten 50’şer, 60’ar bin öğrenci var. Bu üniversitelerin en eskisi 1980’li yıllarda kuruldu. Kaldı ki o zaman birkaç üniversiteydi. Çoğu son on yıl içerisinde kuruldu ve eminim 2020 yılı itibarıyla, o zamana geldiğimizde bu üniversitelerde hem kuruluşlarını gerçekleştirecekler hem tüm imkânlarını, altyapılarını tamamlamış olacaklar ve daha yüksek oranda üniversite gencine eğitim vermek durumunda kalacaklardır. Onların maddi yeterliliğiyle, bu işi ne kadar yapacaklarıyla ilgili hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Tamamen arz-talep dengesinde işleyen bu sektörde iyiyseniz, hele hele üniversite sayısının iki yüz, iki yüz elli, üç yüzü bulduğu durumda iyiyseniz orada olacaksınız ama değilseniz zaten yaşayamayacaksınız.
Bir cümleyle tamamlayacağım. Vakıf üniversitelerinin bundan sonraki kısmında “Bu doğrultuda plan var mı, vizyon var mı?” diye konuşuluyor. Biz vakıf üniversitelerinin ihtisas üniversiteleri olması gerekliliğine inanıyoruz ve esasen bugün görüşeceğimiz üniversitelerden bazıları da bu ihtisas üniversitesi olma doğrultusunda bir yapılanma gerçekleştirmişlerdir. Yani siz “Ben sağlık alanında varım ve o alanda çalışmak istiyorum, fakültelerim de öyledir.” diyeceksiniz, demek zorunda kalacaksınız ve esasen de gelenler bu şekildedir.
Değerli milletvekilleri, ben bu üniversitelerin ülkemize, gençlerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 23 Haziran 2009