İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 22. BİRLEŞİM · SALI

Askerlik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ile istanbul milletvekili hasan kemal yardımcı'nın; askerlik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi ve milli savunma komisyonu raporu (s. sayısı: 52)

Zekeriya Akıncı

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 22. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Kasım 2007 · 2.061 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Zekeriya Akıncı (CHP), 20 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ASKERLİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI İLE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HASAN KEMAL YARDIMCI'NIN; ASKERLİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ VE MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU RAPORU (S. SAYISI: 52)); konuşma 2.061 kelime.

Zekeriya Akıncı (CHP, Ankara). “Askerlik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ile istanbul milletvekili hasan kemal yardımcı'nın; askerlik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi ve milli savunma komisyonu raporu (s. sayısı: 52)”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 20 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-akinci-23-2007-11-20-askerlik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-ile-ista (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c005/b022/tbmm230050220158.pdf

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısıyla Millî Savunma Komisyonu Raporu'nun tamamı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısıyla, lisans, yüksek lisans ve yurt dışı mezunlarının askerlik tecil sürelerinin yeniden düzenlenmesi, askerlik hizmeti süresince emsalleri arasında üstün başarı gösteren erbaşlara ilave izin verilmesini ve kendini askerliğe kasıtlı olarak elverişsiz hâle getirenlerin tedavi sürelerinin askerlikten sayılmamasını bir yasa olarak düzenleyeceğiz. Bir anlamda, askere alma süresini düzenleyip kolaylıklar sağlayıp bir parça da uzatıyoruz. Bu düzenlemelerin bir ihtiyaca dayalı olduğu, tasarının yasalaşmasıyla bazı tıkanıklıkların aşılacağı bellidir.

Birazdan, tasarının içeriğini gerekçeleriyle birlikte anlatacağım. Bundan önce, bu yasal düzenlemenin, özellikle lisans ve lisans üstü eğitimini tamamlayan yükümlülerin tecil sürelerinin uzatılmasının nedenlerini bir başka açıdan, bir farklı açıdan dikkatinize çekmek istiyorum.

Bu yasa tasarısının oluşmasında ilk bakışta görülmese de üzerinde düşünüp dikkatle değerlendirildiğinde, birazdan anlatacağım tespitlerin -yapmak istediğim tespitlerimin- bu tasarıyla yakından ilintili olduğundan ve onun belki de temelini oluşturduğundan hiç kuşku duymuyorum.

Değerli arkadaşlarım, içerisinde bulunduğumuz koşulların hepimiz farkındayız. Şu anda ülkemizin önceliği terör ve terörle mücadele. Hepimiz onun üzerine yoğunlaştık. Çalışmalarımız da genellikle o doğrultuda. Bunu hepimiz anlıyoruz, biliyoruz. Hepimiz, bu terör belasından en kısa süre içerisinde nasıl kurtulacağımıza ilişkin fikirler üretiyoruz, çareler arıyoruz, hatta bir millî politika oluşturma gayreti içerisine giriyoruz. Ama, yaşam da devam ediyor. Sadece siyasal değil, sadece toplumsal değil, ekonomik yaşamın acımasız kuralları da bir yandan işlemeye devam ediyor. (x) 52 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir. Gerçi, Sayın Başbakanımız bugün bir parça ekonomik konulara girme ihtiyacını duydu. Ama, üzülerek gördük ki, bu değerlendirmelerin, aslında, yaşadığımız koşulların özüyle, esasıyla çok ilintisi yoktu. Biz, biraz daha kuru böbürlenmelere tanık olduk, gerçeklerden biraz daha uzak değerlendirmeler yaptık. Bir kuru istikrar söylemini hâlâ devam ettiriyoruz. Deyim yerindeyse, ekonomimizi gaz vererek sürdürme çabası içerisindeyiz. Ama, Time dergisinin özetlediği Dünya Ekonomik Forumu Raporu'nda, 113 temel veriye dayalı sıralamada, Türkiye'nin, Tunus, Porto Riko, Ürdün, Barbados ve benzeri birçok ülkenin gerisinde kalmış olduğu gerçeğini de, bugün, Sayın Balbay'ın köşesinde okuduğumuz makalede öğrendik. Ama, Başbakanımız, bizim ekonomik atılımlarımızı yere göğe koymuyor. Türkiye'nin, dünyadaki ekonomik sıralamalardaki atılımlarından söz ediyor. Kimin doğru söylediğinin, kimin doğru tespitler yaptığının takdirini sizlere bırakıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ekonominin kuralları iyi kontrol edilmediği için, birçok olumsuz sonuca birlikte tanık oluyoruz. Ancak, en azından bugünlerde bunu çok fazla konuşma durumunda olamıyoruz. Şu da bir gerçek ki, birçok çevreden giderek daha yüksek sesle de isyanlar, feryatlar yükselmeye devam ediyor: Uygulanan politikaların sonucu açık bir biçimde borçlarımız artıyor, yeni zamlar geliyor, yeni vergiler hazırlanıyor, cari açık artıyor deniliyor, dış ticaret açığı artıyor, yoksulluk artıyor, durgunluk devam ediyor ve benzerleri. Üstelik bir yandan elimizde avcumuzda ne varsa satıyoruz ve giderek ekonomimizi, sürekli yüksek faiz verip daha çok sıcak para çekmeye çalışarak ayakta tutma gayreti içerisine giriyoruz. Üretimsizlik sürüyor, yatırımsızlık sürüyor ve işsizlik çığ gibi büyümeye devam ediyor ve ne yazık ki işsizliğin acısını en çok gençlerimiz çekiyor. Tüm gençlerimizi, hatta yüksekokul ve üniversitelerimizden mezun ettiğimiz gençlerimizi bile iş sahibi yapmakta büyük zorluk çekiyoruz.

Bakınız değerli arkadaşlarım, daha geçenlerde bir araştırma yayınlandı -kuşkusuz siz de gör- müşsünüzdür- ülkemizde üniversite mezunlarının yüzde 29'u iş bulamıyor. Yani hemen hemen üniversite mezunu her 3 gençten l'i işsiz. Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran yüzde 16 ve aşağı çekilmeye çalışılıyor. Ülkemizde üniversite mezunu her 10 gencin 3'ü ekonomik yaşamın otoma- tikman dışında kalıyor.

Avrupa'da eğitim düzeyi arttıkça işsizlik azalıyor, ülkemizde ise eğitim düzeyinin yükselmesi ne işin niteliğini ne de işsizliği belirleyecek bir faktöre dönüşebiliyor. Ülkemizde ilkokul mezunlarıyla üniversite mezunlarının işsizlik düzeyi arasında belirgin bir fark yok.

Durum böyle olunca, gençlerimiz iş bulma umudunu yitirip iş aramaktan vazgeçiyor, -o iş gücüne katılma tanımını hepimiz bu dönemde çok iyi öğrendik- iş aramada azalma olunca TÜİK işsizlik oranında düşme olduğunu açıklıyor, biz de bu yöntemlerle, rakamlarla oynayarak ülkemize özgü bir işsizlikle mücadele yöntemini icat etmiş oluyoruz. Ama, bütün bu bizim rakamlarla oynama çabalarımıza rağmen işsizliğin arttığı TÜİK'in bile gizleyemeyeceği bir gerçeğe dönüşmüş bulunuyor.

Daha acısı, gençlerimizin mezuniyet sonrasında, üniversite mezuniyetleri sonrasında -hepimizin gördüğü, tanık olduğu bir tablo- ailesinden yıllarca cep harçlığı almaya devam etmesinin bunalımını yaşamaları ve kahve köşelerinde ömür törpülüyor olmalarıdır.

"Niye böyle oluyor?" derseniz, ben bir bakış açısı sunayım sizlere. Ne yazık ki milyonlarca gencimiz, başbakan ve bakan çocukları gibi ne çok şanslı ne de çok becerikli olabiliyorlar. Örneğin, hiçbirinin çok genç yaşta "gemicik"ler alıp deniz ticareti yapmaları bir türlü mümkün olmuyor bizim gençlerimizin ya da çok genç yaşlarda likit yumurta ticaretini öğrenemiyorlar, çok kârlı mısır ithalatını bir türlü beceremiyorlar ya da Mersin Limanı işletmeciliğini kim alırsa alsın, işletme sisteminin satışının mutlaka hep aynı gençlerimizin yapması söz konusu oluyor ama, babası Maliye Bakanı olmayan hiçbir gencimiz bunu nedense bir türlü beceremiyor ve bu yüksek performanslarıyla "Kemal Abi'nin iş bilir çocukları" -o manşeti hepiniz hatırlayacaksınız- maşallah, şimdiden manşetlere tırmanmış bulunuyorlar. Anadolu'da yetişen gençlerimiz, çok kolay ve kârlı olmasına rağmen, bir türlü şu devasa kola firmalarının dağıtım işini beceremiyorlar. Bir türlü, kendilerini yurt dışında okutacak, sonra da orada yerleşip iş güç sahibi olmasına olanak sağlayacak büyük tekstil patronları bir türlü bulamıyor bizim Anadolu'daki gençlerimiz. Onlar bütün beceri ve yeteneklerine rağmen, bütün gayretlerine rağmen, damat Berat gibi daha yirmi dokuz yaşında yandaş holdinglere genel müdür olup olağanüstü ihalelere imza atma şansını bir türlü yakalamıyorlar. Onları gencecik yaşlarında yönetim kurulu üyesi yapacak ya da ballı işlere yerleştirecek ya da en azından işe yerleştirecek bakan ya da milletvekili yakınları da yok.

NİHAT ERGÜN (Kocaeli)Ayıp oluyor ya!

ZEKERİYA AKINCI (Devamla)O yüzden, okulları biter bitmez iş bulabilenlerin sayısı...

İBRAHİM YİĞİT (İstanbul)Konuyla ne ilgisi var?

AHMET YENİ (Samsun)Kanunun maddesi bu mu?

ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Mesaiye başladınız mı? Bir dakika, dinleyin!

MUSTAFA ÜNAL (Karabük)Konuyla ne alakası var?

ZEKERİYA AKINCI (Devamla)İlintiyi göreceksiniz, dinlerseniz göreceksiniz. Bak, şimdi alakayı göstereceğim.

Üstelik çoğu, laik, demokratik cumhuriyet değerlerini sahiplendikleri için de bir tarikat çevresinin referansıyla kolayca iş bulma şansına da sahip değildirler.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul)Ne ilgisi var?

ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Efendim, gerekçeyi okuduysanız, bunun ilintisini kavrarsınız, okumadıysanız ben ne diyeyim...

O nedenle, milyonlarca gencimizin yapabileceği fazla bir şey kalmıyor. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, bir yaraya parmak basmaya çalışıyorum. Siz, laf atmaya devam edin. Ben bu sıkıntıyı sizinle paylaşmaya, bizi izleyenlerle paylaşmaya gayret edeceğim.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul)Laf atan sizsiniz! Senin gibiler batırdı bu CHP'yi!

ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Şimdi ilintisine geliyorum bakın.

Yapabildikleri, sabaha kadar televizyon izlemek, akşama kadar da boş boş gezinmek. Bazıları ruhsal sorunlarıyla boğuşuyorlar. Onların binlercesini, on binlercesini, biz gittiğimiz her yerde ya da hepimiz, bin bir umutla geldikleri Meclis koridorlarında görüyoruz ve inanıyorum, benim de sizin de hepimizin, mutlaka içi sızlıyor.

Bunları niye söylüyorum? Bakınız, bütün bu örnekler, bilmeliyiz ki, gençlerimizi yaşam mücadelesi içerisinde, iş ve ekmek kavgası içerisinde maalesef olumsuz etkileyen faktörler. Gençlerimizin birçoğu, giderek, eğitim almanın, lisans yapmanın, master yapmanın anlamsızlığını konuşmaya başlamışlardır ve bütün bu zorluklara karşın mücadele gücünü yitirmeyenler, kariyer arzusunu koruyabilenlerin bir kısmı, iş bulma şansını artırma maksadıyla bir iki yabancı dil bilme ayrıcalığına, master diplomalarına, yurt dışı eğitimlerine ya da oralara kapağı atarak paçayı kurtarma hayallerine sarılıyorlar. Üstelik bu iş bulma öylesine zorlaştı ki, bir zamanlar okulu bitirir bitirmez iş sahibi olabilme umuduyla girilen kimi bölümlerden mezun olanlar bile yıllarca iş umuduyla kıvranıyorlar, sağlık ve eğitim elemanlarına bunca ihtiyacımız varken, o üniversitelerden, yüksekokullardan mezun olan gençlerimizin bile iş bulabilmesi, işe girebilmesi uzun yılları alıyor.

Bakınız, son yıllarda işe başlama süresinin uzaması, lisans ve lisansüstü eğitim yapmak isteyen öğrenci sayısının olağanüstü artmasını tetiklemiştir. Alakayı anladınız değil mi?

MUSTAFA ÜNAL (Karabük)Hayır, anlamadım.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Bu durumdaki öğrencilerimizin askere alınma sürelerinin yeniden düzenlenmesi ve planlanması için Millî Savunma Bakanlığı böyle bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyar hâle gelmiştir bir anlamda. Tabii belki burada bir yandan da toplumsal bir yaranın sarılmasına katkı sunmanın yolu aranmaktadır. Ama bu talebi derinliğine incelediğimizde, kariyer iddiasını ciddi takip edenlerin dışında -ki onlara saygı duyuyoruz, üniversite ve bilim dünyamız onların omuzlarında, beyinlerinin üzerinde yükseliyor- aslında sorunun temelinde, ülkemizin kanayan yarası işsizliğin pençesinde ezilen gençlerimizin hayatlarını ötelemek, gelecekten beklentilerini ertelemek ya da çok az olan iş olanakları için daha iyi ve farklı olmanın yolunun bazen yüksek lisans yapmaktan geçeceği anlayışlarının da yattığı bir gerçektir. Üniversite bitti, iş yok. Yüksek lisans yapalım, dil öğrenelim, bir yolunu bulup yurt dışına gitmeye çalışalım. Hepsi ne için? Bunların hepsi iş için, aş için, insan onuruna yakışır bir hayat standardını yakalayabilmek için. Ama ne yazık ki birçok gencimiz için bu o kadar zor ki, işte hepimizin canını sıkan ve içini yakan da budur.

Değerli arkadaşlarım, bir başka gelişmeyi daha dikkatinize sunmak isterim. Üniversiteler, yakın bir döneme kadar master öğrencisi kontenjanlarını dolduramamaktaydı kimi zaman. Master yapma taleplerinin olağanüstü artması, bu nedenle üniversiteler birçok bölümde master kontenjanlarını 3-4 katına çıkarmışlardır, ki bu hepimizi düşündürmelidir. Her yıl üniversitelerimizden mezun olan on binlerce gencimiz, iş bulamam kaygısıyla, çıkacak ilk fırsatı kaçırmamak için, ya master yaparak ya da kariyerlerini artırıp yabancı dil ve benzeri kurslara giderek farklı olup ön almanın yollarını aramaktadırlar. Bu bir baba olarak benim de samimi duygumdur. Ama gelin görün ki, diğer yandan, bunca yüksek lisans talebine ve olanağına karşın, üniversitelerimiz, hâlâ, kadrosuzluk nedeniyle akademik eğitim kadrolarında da büyük yetersizlikler yaşıyorlar.

Diğer sorunların yanı sıra bu ve benzeri sorunları çözmekle yetkili, görevli, sorumlu Millî Eğitim Bakanımız ise beş yıldır o koltukta oturmasına rağmen, ne yazık ki, hâlâ bunlarla değil, hâlâ yönetmeliklerle, katsayılarla, türbanla, kadrolaşmayla uğraşmaktan başka bir şey yapmıyor ne yazık ki.

AHMET ERSİN (İzmir)Onun derdi başka!

ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Evet, derdi başka, hepimiz biliyoruz.

AHMET YENİ (Samsun)Bittiniz zaten, bittiniz!

ZEKERİYA AKINCI (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bu değerlendirmelerimi, bu anlayışın gerisinde yatan gerçekleri sizlerle paylaşmamdan sonra, tasarının içeriğindeki teknik düzenlemelere de yeniden dönmek istiyorum.

Mevcut uygulamada, lisans eğitimini tamamlayan yükümlüler, askerliklerine karar alınmasını müteakip, şevke tabi oldukları döneme göre sekiz ay ile on beş ay arasında değişen süreler sonunda silah altına alınabilmekteydiler. Bu süreler, yükümlülerin staj, yüksek lisans, doktora veya ihtisas sınavlarına katılabilmeleri ve başarılı olanların öğrenime başlayabilmeleri için yeterli olamamaktadır.

Yine, bu süreler, yükümlülerin kamu kurum ve kuruluşlarında görev alabilmeleri için girmeleri zorunlu olan ve yılda bir kez yapılan kamu personeli seçme sınavına girmeleri ve bu sınavı kazananların güvenlik soruşturması vesaire nedenlerle işe başlamaları için de yeterli olamamaktadır. Yükümlüler bakaya kalmakta ve bu suçtan haklarında düzenlenen suç dosyaları cumhuriyet savcılıklarına gönderilmektedir.

Ayrıca, yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olan yükümlülerin diploma denklik işlemleri, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca yürütülmektedir. Diploma denkliği onayı YÖK tarafından yılda iki defa yapılan seviye tespit sınavı sonucuna göre belirlendiğinden, şevke tabi yükümlülerin bu sınavlara katılım ve denklik işlemleri için yeterli zamanları olamamaktadır. Bu olumsuzlukları gidermek amacıyla, bu tasarıyla, lisans eğitimini tamamlayan yükümlülere, lise ve dengi okul mezunları ile iki ve üç yıllık yüksekokul mezunlarına tanındığı gibi, mezuniyetlerini müteakip iki yıl; yüksek lisans eğitimini tamamlayan yükümlülere bir yıl; yurt dışındaki öğrenim kurumlarından mezun olanlara, denklik işlemlerini tamamlayabilmeleri için ayrıca bir yıl sevk tehir hakkı tanınmaktadır.

Tasarıda düzenlenen ikinci husus ise, disiplinli erbaş ve erler ile radyoaktif ışınla çalışan erbaş ve erlere ilave izin hakkı tanınmasına ilişkindir. Bu çerçevede tasarıyla, muvazzaf askerlik hizmetleri süresince kanun, yönetmelik, yönerge ve emirler çerçevesinde kendilerine verilen görev ve yükümlülükleri yerine getirmede üstün gayret göstererek başarılı olanlar ile birlik içerisinde disiplinli davranışlar sergileyenleri ödüllendirerek motive etmek, disiplin ihlalleri yapma eğiliminde olanların ise bu davranışlarını kontrol altında tutmalarını sağlamak ve caydırmak amacıyla er ve erbaşlara asgari -tugay veya alay komutanlarının onayıyla- yedi güne kadar ilave izin verilebilmesi imkânı da getirilmektedir.

Yine tasarıyla, radyoaktif ışınla çalışan yükümlü erbaş ve erlere, röntgen mütehassıslarına veya röntgen ve radyum ile iştigal eden kimselere tanındığı gibi sıhhi nedenlerle bir yıl hizmete karşılık otuz gün ilave izin verilmesi imkânı sağlanmıştır. Bu hizmetin bir yıldan az ya da çok olması durumunda verilecek izin süresi ise otuz günlük izin süresi birimine orantılı olarak hesaplanacaktır.

Sevgili arkadaşlarım, ayrıca hepimiz biliyoruz ki askerliğin temeli disiplindir. Bu bağlamda, disiplinli erbaş ve erlerin ödüllendirilmesi yanında, disiplin ihlalleri yapanların cezalandırılması da yapılan hizmetin bir gereğidir. Bu bağlamda, tasarının 3'üncü maddesiyle, kendini askerliğe elverişsiz hâle getirmeye veya getirmeye teşebbüs olaylarının önlenmesi maksadıyla da, personelin kendini askerliğe elverişsiz hâle getirmeye veya getirmeye teşebbüsü sonunda hastane ve hava değişiminde geçirdikleri sürelerin askerlik hizmetinden sayılmaması düzenlenmektedir. Eşitlik ve adaletin sağlanması yanında, benzer suça meyilli personel üzerinde caydırıcı etkisi olması maksadıyla da, bahse konu suçu işleyen personelin, emsallerine göre hastane ve hava değişiminde geçirdikleri süre kadar geç terhis olmaları sağlanacaktır.

Bütün bu yönleriyle değerlendirildiğinde bu tasarının yasalaşmasının gereği daha açık görülmüş ve anlaşılmış olacaktır. Ben, bu duyguları gerekçeleriyle birlikte sizinle paylaşmaya çalıştım.

O nedenle, bu tasarıyı Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de desteklediğimizi ifade ediyoruz. Hepinizi bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

69 konuşma daha · 20 Kasım 2007

69 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook