Geri Gönderme Merkezlerinde yaşandığı iddia edilen hak ihlallerinin araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınabilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Göç İdaresi Başkanlığının verilerine göre Türkiye genelinde 25 ilde toplam 18 bin 780 kişilik kapasiteye sahip 32 geri gönderme merkezi (GGM) faaliyet göstermektedir. 2010'lu yıllardan itibaren sayısı hızla artan bu merkezler, idari gözaltı, keyfi alıkoyma, kötü muamele, cinsel şiddet, çocuk istismarı ve sınır dışı tehditleriyle kamuoyunun gündemine gelmektedir. Resmî açıklamalara karşın, sahada yürütülen bağımsız gözlemler ve insan hakları örgütlerinin tespitleri arasında ciddi tutarsızlıklar bulunmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye genelindeki geri gönderme merkezlerinin sayısı, işleyişi, idari ve hukuki denetim süreçleri, yaşanan insan hakları ihlalleri, tutulan kişilerin barınma koşulları, sağlık ve iletişim haklarına erişimleri ile şiddet görme ve zorla geri gönderme iddialarının hukuki, ekonomik ve toplumsal açıdan bütün boyutlarıyla araştırılması; geri gönderme merkezleri yerine birlikte yaşama ve uyum kanallarının kurulması amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM Içtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis
Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz. aras
GEREKÇE
Metnin tamamını göster (9 paragraf daha)Metni kısalt
Cumhurbaşkanlığı'nın 2025 Yılı Programında ve İçişleri Bakanlığı'nın açıklamalarında, Türkiye'nin Suriye ve Afganistan başta olmak üzere mülteci geri dönüşlerini hızlandıracağı, bunun "uluslararası normlara uygun, gönüllü ve onurlu" biçimde yapılacağı ifade edilmiştir. Ancak sahadaki gözlemler, "gönüllülük" unsurunun tartışmalı biçimde uygulandığını; birçok mültecinin idari baskı altında "geri dönüş formlarını" imzaladığını göstermektedir.
Türkiye'de son yıllarda hızla artan göçmen karşıtı söylemler, güvenlikçi politikalar ve yargısal denetimden fiilen muaf uygulamalar, geri gönderme merkezlerini yalnızca idari gözaltı mekanları olmaktan çıkarmış; göçmenlerin temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakıldığı, keyfi alıkoyma, kötü muamele, şiddet, tehdit ve zorla geri gönderme uygulamalarının yaygınlaştığı "hapishanelere" dönüştürmüştür. "Gönüllü geri dönüş" adı altında imzalatılan formlar, "tahdit kodları" ile uygulanan fiili seyahat yasakları, "idari gözetim" altında sınırsız tutulma örneklerinin tümü, yürütmenin yargı denetimini devre dışı bıraktığını açık olarak göstermektedir. Bu durum, Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği ilkesini (Madde 19) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin özgürlük ve güvenlik hakkını (Madde 5) açık biçimde ihlal etmektedir.
Geri gönderme merkezlerindeki ihlaller, sadece göçmenlerin değil, Türkiye'de hukuk devletinin tüm yurttaşlar bakımından zayıflayan güvencelerinin de göstergesidir. Amnesty International ve Human Rights Watch'un 2023-2024 raporlarında Türkiye'deki geri gönderme merkezlerinde "işkence ve kötü muamele yasağının sistematik biçimde ihlal edildiği", "avukat ve aile erişiminin engellendiği" ve "geri gönderme kararlarının etkin yargısal denetimden geçmeden uygulandığı" belirtilmektedir. Göç Araştırmaları Derneği (GAR) tarafından hazırlanan 2024 tarihli "Türkiye'de Geri Gönderme Rejimi" raporunda da bu merkezlerdeki uygulamaların uluslararası koruma hukukuna aykırı olduğu; geri göndermeme (non-refoulement) ilkesinin fiilen askıya alındığı vurgulanmaktadır. Avrupa Konseyi'nin İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), 2025 baharında yaptığı açıklamada Türkiye'deki gözaltı ve geri gönderme merkezlerine ilişkin "ziyaret sonuç raporlarının kamuya açıklanmadığı' uyarısında bulunmuştur. Avrupa Birliği kurumları ise Türkiye'ye sağlanan Göç Fonları"nın (FRIT II) insan hakları koşullarına bağlanması gerektiğini yeniden gündeme taşımıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Türkiye'nin "bölgesel yük paylaşımı" talebine anlayış gösterse de, geri gönderme süreçlerinde bireysel değerlendirme hakkının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.
Türkiye, 1951 Cenevre Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), BM İşkenceye Karşı Sözleşme (CAT) ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (CRC) başta olmak üzere, kişilerin geri gönderilmeme (non-refoulement) ilkesini koruma yükümlülüğü altındadır. Ancak geri gönderme merkezlerinde, özellikle Afganistan, Suriye, İran, Nijerya ve Somali kökenli göçmenlerin keyfi biçimde sınır dışı edildiği, hukuki yardım hakkına erişemedikleri, tahdit kodları aracılığıyla idari takibata uğradıkları ve avukat görüşmelerinin engellendiği çok sayıda raporla belgelenmiştir.
Basına ve sivil toplum raporlarına yansıyan son örnekler de bu tabloyu somut biçimde ortaya koymaktadır.
Bugüne kadar İstanbul Arnavutköy, Çatalca, Tuzla, İzmir Harmandalı, Aydın, Van, Kırklareli Pehlivanköy ve Iğdır Tuzluca vb. geri gönderme merkezlerinde tutulan mültecilerin avukat erişimi, hijyen, sağlık ve tecrit koşullarıyla ilgili raporlar yayımlanmıştır. İzmir Harmandalı Raporu (Nisan-Temmuz 2025), bazı kişilerin aylarca hukuki statüleri belirlenmeden tutulduğunu; "geri gönderme kararının fiilen bir cezalandırma aracına dönüştüğünü' ortaya koymuştur. Van Geri Gönderme Merkezi yakınında 2025 Temmuz'unda yaşanan ölüm olayı, bağımsız soruşturma taleplerini gündeme getirmiştir. Aydın Geri Gönderme Merkezinde 2025 Ağustos'unda bir grup Afgan mültecinin "zorla geri gönderme" ye direnişi sonucu yaşanan şiddet olayları, ulusal basında geniş yer bulmuştur.
Bugün bu merkezlerde tutulan binlerce kişinin hukuki statüsü belirsizdir. Yargıya erişimleri sınırlı, tercüman ve avukat desteği çoğu zaman yoktur. Kadın, çocuk, LGBTI+ ve engelli göçmenler ise çoklu ayrımcılığa maruz kalmakta, sağlık hizmetlerine erişimleri engellenmekte, psikolojik travmalar derinleşmektedir. Bu koşullar, yalnızca uluslararası yükümlülüklere değil, insanlık onuruna da aykırıdır.
AKP iktidarının göçmen politikası, bir yandan Avrupa Birliği ile "geri kabul anlaşmaları" üzerinden dış finansman sağlama aracı olurken, diğer yandan içeride "milli güvenlik" ve "toplumsal huzur" söylemleriyle otoriter tahakkümü yeniden üretme mekanizması haline gelmiştir. Bu çelişkili ikili yapı hem hukukun hem demokrasinin sınırlarını daraltmaktadır. Bu nedenle, geri gönderme merkezleri meselesi yalnızca göçmen haklarına dair bir idari başlık değil; Türkiye'de hukuk devletinin geleceği, demokratik denetim mekanizmalarının varlığı ve yürütme erkinin sınırları açısından da bir turnusol işlevi taşımaktadır. TBMM'nin görevi, görünmez kılınan bu alanı kamusal denetime açmak, hesap verebilirliği yeniden tesis etmek ve insan onuruna dayalı bir göç politikası için kurumsal bir eşik yaratmak olmalıdır.
Tüm bu nedenlerle, Türkiye genelindeki geri gönderme merkezlerinin sayısı, işleyişi, idari ve hukuki denetim süreçleri, tutulan kişilerin koşulları, sağlık ve iletişim haklarına erişimleri ile zorla geri gönderme iddialarının tüm yönleriyle araştırılması; merkezlerin insan haklarına uygun olmayan şekilde yönetildiğinin ortaya konularak, geri gönderme merkezlerinde yaşayan göçmenlerin hukuki, ekonomik ve toplumsal sorunlarının kapsamlı bir şekilde incelenmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonunun kurulması büyük önem taşımaktadır.
ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.
AYNI KONUDA
Aynı konuda verilen diğer önergeler
TBMM, aynı konudaki araştırma önergelerini birleştirerek görüşebilir; tek bir araştırma komisyonu kurulabilir.