6 Ocak 2026 tarihinden itibaren gerçekleşen protestolarda gözaltına alınan bazı kişilere kötü muamelede bulunulduğuna yönelik iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Urfa Şubesi tarafından hazırlanan ve Ocak 2026 döneminde Şanlıurfa il merkezi ile Suruç ve Viranşehir ilçelerinde Rojava ve Halep'te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların protesto edilmesi kapsamında gerçekleştirilen barışçıl eylemlere yönelik kolluk müdahalelerini inceleyen raporda; işkence ve kötü muamele, keyfi gözaltı ve tutuklama, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sistematik biçimde engellenmesi, sağlık ve savunma haklarına erişimin fiilen ortadan kaldırılması başta olmak üzere ağır ve yaygın insan hakları ihlallerinin yaşandığı tespit edilmiştir.
Söz konusu raporda yer alan tespitlerin, münferit olaylarla sınırlı olmadığı; belirli bir zaman diliminde, belirli bir coğrafyada, benzer yöntemlerle tekrar eden ve yapısal bir nitelik kazanan kolluk pratiklerine işaret ettiği görülmektedir. Bu ihlallerin tüm yönleriyle araştırılması, sorumluların tespit edilmesi, cezasızlık pratiğinin önlenmesi ve benzer ihlallerin tekrarının engellenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci maddesi ile TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.
GEREKÇE
Metnin tamamını göster (8 paragraf daha)Metni kısalt
Deyund San Ht merken Sunte U fransi are gerer eaien barisi lanu.,202n açıklaması ve yürüyüşlerin büyük bölümünün kolluk kuvvetleri tarafından engellendiği, yürüyüşlerin fiilen yasaklandığı ve eylemlerin yoğun güç kullanımı eşliğinde dağıtıldığı tespit edilmiştir. Rapora göre bu süreçte en az dört ayrı kolluk müdahalesi gerçekleşmiş, en az yirmi kişi gözaltına alınmış, bunlardan en az on üç kişi tutuklanmış, çocuklar ve emziren bir anne dahil olmak üzere kırılgan gruplar doğrudan bu süreçlerden etkilenmiştir. Raporda yer alan tespitlere göre kolluk müdahaleleri sırasında uygulanan güç, zorunluluk ve orantılılık sınırlarını açıkça aşmıştır. Darp, boğaz sıkma, ters kelepçe, uzun süre kelepçeli bekletme, tehdit ve hakaret, aç ve susuz bırakma gibi uygulamalar yaygın ve tekrar eden bir nitelik kazanmıştır. Bu uygulamalar yalnızca yakalama anıyla sınırlı kalmamış; nezarethane, hastane sevki ve il dışı sevk süreçlerinde de devam etmiştir. ÖHD tarafından görüşülen mağdurların büyük çoğunluğunda gözle görülür darp izleri bulunmasına rağmen, sağlık muayenelerinin yüzeysel yapıldığı, darp izlerinin raporlara yansıtılmadığı ve bu durumun işkence ve kötü muamele iddialarının belgelenmesini fiilen engellediği raporda açıkça belirtilmiştir.
Raporda özellikle vurgulanan hususlardan biri, 22 Ocak 2026 tarihinde Suruç'ta gerçekleştirilen müdahale sırasında plastik mermi kullanımı sonucu bir yurttaşın yüzünden ağır şekilde yaralanması ve gözünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır. ÖHD, barışçıl bir protestoya müdahale sırasında plastik mermi gibi potansiyel olarak ölümcül veya kalıcı sakatlık riski taşıyan araçların kullanılmasını, maddi ve manevi bütünlük hakkının ağır ihlali olarak değerlendirmiştir.
Raporda ayrıca çocukların darp edilerek gözaltına alındığı, bir çocukta kafa travması şüphesine rağmen etkili bir sağlık incelemesi yapılmadığı; iki buçuk aylık emzirilen bir bebeği bulunan bir kadının gözaltı sürecinde bebeğinden fiilen ayrıldığı, bebeğin anne sütüne düzenli erişiminin engellendiği tespit edilmiştir. ÖHD, bu uygulamaların yalnızca fiziksel değil, psikolojik boyutlarıyla da işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Raporda dikkat çekilen bir diğer husus, avukatların ve gazetecilerin de kolluk müdahalelerinin hedefi haline gelmiş olmasıdır. Avukat kimliğini açıkça belirtmesine rağmen bir avukatın darp edilerek gözaltına alındığı, gazetecilerin ise kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri sırasında yaralandığı belirtilmiş; bu durumun savunma hakkı ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yarattığı ifade edilmiştir.
ÖHD raporunun tespit ve öneriler bölümünde; Şanlıurfa Valiliği tarafından alınan ve il geneline yayılan toplantı ve gösteri yasaklarının somut, bireyselleştirilmiş ve ölçülü gerekçelere dayanmadığı, bu yasakların toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını fiilen kullanılamaz hale getirdiği açıkça ortaya konulmuştur. Bu uygulamalar, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının istisnai olarak sınırlandırılması ilkesini tersine çevirmiş; yasak kural, hak kullanımı ise istisna haline getirilmiştir. Bu durum, idari yetkinin ölçüsüz ve keyfi biçimde kullanıldığına işaret etmektedir.
Raporda ayrıca, işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin etkili, bağımsız ve tarafsız. soruşturma mekanizmalarının işletilmemesinin, Türkiye'de uzun süredir devam eden cezasızlık pratiğini derinleştirdiği vurgulanmıştır. Kolluk görevlilerinin eylemlerine ilişkin resen ve gecikmeksizin soruşturma yürütülmemesi, sağlık raporlarının etkisiz düzenlenmesi ve delil toplama süreçlerindeki eksiklikler, devletin yalnızca ihlal eden değil; ihlalleri önleme, soruşturma ve mağdurları koruma yönündeki pozitif yükümlülüklerini de yerine getirmediğini göstermektedir.
ÖHD raporunda yer alan önerilerde; kolluk güçlerinin güç kullanımına ilişkin uygulamalarının bağımsız ve sivil denetime tabi tutulması, gözaltı süreçlerinde düzenlenen sağlık raporlarının kolluk birimlerinden tam bağımsız biçimde hazırlanması, barışçıl eylemlere müdahalelerde plastik mermi ve benzeri araçların kullanımının derhal durdurulması gerektiği belirtilmiştir. Bu öneriler, yaşanan ihlallerin tekrarının önlenmesi açısından hayati önemdedir. Tüm bu tespitler birlikte değerlendirildiğinde; Şanlıurfa merkez, Suruç ve Viranşehir'de yaşananların münferit kolluk tasarruflarıyla açıklanamayacağı, aksine barışçıl siyasal ifade alanını bastırmaya yönelik yaygın, süreklilik arz eden ve yapısal bir müdahale pratiğinin bulunduğu açıkça görülmektedir. Bu tablo, kolluk kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarında cezasızlığın somut bir tezahürü niteliğindedir.
Bu nedenle; kolluk müdahalelerinin emir ve talimat zinciri, güç kullanımına ilişkin karar süreçleri, plastik mermi ve kimyasal ajan kullanımının hukuki dayanakları, sağlık raporlarının neden etkisiz düzenlendiği, çocuklar ve emziren anneler bakımından özel korunma yükümlülüklerinin neden yerine getirilmediği ve işkence iddialarına ilişkin etkili soruşturma . yükümlülüğünün neden ihlal edildiği hususlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bütün yönleriyle araştırılması zorunludur.
ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.
AYNI KONUDA
Aynı konuda verilen diğer önergeler
TBMM, aynı konudaki araştırma önergelerini birleştirerek görüşebilir; tek bir araştırma komisyonu kurulabilir.