6 Şubat 2023 tarihli depremlerden etkilenen illerdeki deprem öncesi imar politikalarının etkilerinin ve sonuçlarının tüm boyutlarıyla araştırılarak yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli olarak meydana gelen depremler, afetlerin kaçınılmaz bir doğa olayı olmaktan çıkarılıp rant odaklı imar politikaları, denetimsiz yapılaşma ve kamusal sorumluluğun terk edilmesi sonucu kitlesel can kayıplarına dönüştüğünü açık biçimde ortaya koymuştur. Bu süreçte özellikle imar affı uygulamalarıyla yaşamı doğrudan tehdit eden yapıların yasalaştırılması, yaşam hakkının ihlal edilmesine yol açmış, yaşanan yıkımın siyasal nedenleri görünmez kılınmıştır. Bu bağlamda depremde etkilenen illerde imar affı politikalarının yarattığı sonuçların ve bu politikaların can kayıplarındaki rolünün tüm boyutlarıyla ortaya konulması, sorumluların açığa çıkarılması ve benzer felaketlerin önlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, Iç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
GEREKÇE
6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli olarak meydana gelen ve 11 ilin etkilendiği depremler, Türkiye halkları için yalnızca bir afet değil; kamunun afetlere hazırlık, risk azaltma ve kamusal sorumluluk kapasitesinin çöküşünü gözler önüne seren tarihsel bir kırılma anı olmuştur. Pazarcık merkezli 7,7 büyüklüğündeki depremin ardından Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğünde ikinci bir depremin yaşanması, yıkımı katlayarak on binlerce insanın yaşamını yitirdiği, milyonlarca insanın yerinden edildiği büyük bir toplumsal felakete yol açmıştır.
Metnin tamamını göster (7 paragraf daha)Metni kısalt
Türkiye'de niteliksiz ve kaçak yapı stoku, yanlış yer seçimi ve planlama kararları, imar afları, yoksulluk ve güvencesizlik ile birlikte afet bilincinin ve kamusal denetimin bilinçli biçimde zayıflatılması nedeniyle depremler bir doğa olayı olmaktan çıkmakta; kitlesel ölümlerle sonuçlanan bir insanlık trajedisine dönüşmektedir. Bu tablo, depremin kaçınılmazlığına değil, siyasal ve yönetsel tercihlerle üretilmiş bir yıkıma işaret etmektedir.
Kurumsallaşmış rant rejimiyle şekillenen şehircilik anlayışı ise afet ve imar politikalarının birbirinden kopuk ele alınmasına yol açmış; yaşam hakkı, piyasa mantığı ve kısa vadeli çıkar hesapları karşısında yok sayılmıştır. Kentler, güvenli yaşam alanları olarak değil, sermaye birikiminin araçları olarak tasarlanmış; bu yaklaşım afet risklerini derinleştirmiştir.
Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan büyük depremler, yapı denetimi ve risk azaltma politikalarının hayata geçirilmesi için yeterli deneyimi sunmuş olmasına rağmen, iktidarlar kalıcı ve bütüncül çözümler yerine geçici ve popülist yaklaşımları tercih etmiştir. Türkiye'de afet yönetimi, önleyici ve koruyucu bir kamusal politika olmaktan çıkarılarak arama-kurtarma faaliyetleri, yardım paketleri ve yeniden inşa süreçlerine indirgenmiştir. Türkiye nüfusunun yaklaşık %71'inin afet riski altında yaşadığı; onlarca il ve ilçenin diri fay hatları üzerinde ya da yakınında bulunduğu bilimsel çalışmalar sonucunda açığa çıkmış olmasına rağmen, bu gerçeklikler iktidar tarafından görmezden gelinmiştir. Bilimsel şehircilik ilkeleri esas alınmak yerine, imar afları yoluyla riskli yapılaşma kalıcı hale getirilmiş; toplumsal risk bilinçli biçimde büyütülmüştür. İmar affı politikaları, bir sorun alanını çözmekten ziyade deprem gerçeğini inkâr eden ve ölümü olağanlaştıran bir yönetim anlayışının parçası haline gelmiştir. Kamusal sorumluluğun piyasaya devredildiği bu yaklaşımın bedelini başta yoksullar olmak üzere toplumun geniş kesimleri tarafından canlarıyla ödenmiştir.
2018 yılında yapılan düzenlemeyle milyonlarca yapı için yapı kayıt belgesi verilmiş; deprem bölgesinde yer alan yüz binlerce riskli yapı bu yolla yasalaştırılmıştır. Seçim dönemlerinde "müjde" olarak sunulan bu politikalar, güvenli kentler inşa edilmesinin önünde ciddi bir engel oluşturmuş; bilim insanlarının ve meslek örgütlerinin tüm uyarıları sistematik biçimde görmezden gelinmiştir. Bu tercih, yaşam hakkının korunması yerine sermaye birikimi ve seçim kaygılarının esas alındığını açıkça ortaya koymuştur.
Deprem felaketi, iktidarın deprem öncesinde almadığı önlemlerin ve deprem sonrasında da üstlenmediği kamusal sorumluluğun ağır ve geri dönülmez, sonucudur. Yaşanan yıkım, ihmaller zincirinin ve bilinçli politik tercihlerinin toplumsal bir bilançosu niteliğindedir.
Üzerinden geçen üç yıla rağmen imar affı politikalarının yarattığı sonuçların hâlâ kapsamlı ve bütünlüklü biçimde araştırılmamış olması, bu sorumluluğun siyasal düzeyde de üstlenilmediğini göstermektedir. Oysa yaşanan felaket, bu uygulamaların yalnızca hukuki değil, doğrudan yaşamsal sonuçlar doğurduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Bu bağlamda; 6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli olarak meydana gelen depremden 'etkilenen illerde imar affı politikalarının yarattığı sonuçların ve bu politikaların can kayıplarındaki rolünün tüm boyutlarıyla ortaya konulması, sorumluların açığa çıkarılması ve benzer felaketlerin önlenmesi amacıyla bir meclis araştırma komisyonunun kurulması elzemdir. 17 con
ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.