İklim değişikliğine karşı alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)İklim krizinin önemli bir halk sağlığı sorunu olarak yaygın bir şekilde anlaşılmasını sağlamak ve sistem değişikliği için mücadele etmek, iklim değişikliğine karşı hızlandırılmış bir yanıtın verilmesi amacıyla, Yüce Meclisimizce; Anayasanın 98. maddesi ve İç Tüzüğün 104. ve
105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz. 11.10.2023
İklim krizi, küresel ısınma ile birlikte uzun dönemde gözlenen yağış ve rüzgâr değişimlerini de içeren geniş kapsamlı bir kavramdır. Küresel iklim değişikliği ise başta fosil yakıtların kullanımı olmak üzere, arazi kullanımındaki değişiklikler, ormansızlaştırma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazı birikimlerindeki hızlı artışın doğal sera etkisini kuvvetlendirmesi sonucunda, yerkürenin ortalama yüzey sıcaklıklarındaki artışı ve iklimde oluşan değişiklikleri ifade etmektedir. Küresel iklimin değiştiğine ilişkin başlıca kanıtlar şu şekilde sıralanabilir; yerkürenin yüzey sıcaklıklarının yükselmesi, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olaylarındaki artış.
Metnin tamamını göster (29 paragraf daha)Metni kısalt
Yeryüzünün ısınma eğilimi dünya çapında devam etmektedir. Bütün dünyada son 20 yılda aşırı hava olaylarının sayısı yüzde 50'nin üzerinde artış göstermiştir. Dünya çapında 1sı dalgaları (örneğin Japonya ve Birleşik Krallık), şiddetli taşkınlar (örneğin Çin, Fransa ve Hindistan), orman yangınları (örneğin Yunanistan, İsveç ve ABD) ve tropik fırtınalar (örneğin Japonya, Filipinler ve ABD) artık daha çok dünyanın gündemindedir.
Türkiye'de de aşırı hava olaylarının sayısı her yıl artmaktadır. 2022'de bu tür yaklaşık 1.030 olay meydana geldi ve ülke için tüm zamanların en yüksek seviyesini belirledi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) verilerine göre, geçen yıl tüm aşırı hava olaylarının yüzde 33,6'sını aşırı yağış ve seller oluşturdu.
Ancak, iklim değişimine yol açan kök nedenler özellikle görmezden gelinmeye çalışılmaktadır. Öncelikle kapitalist piyasa ekonomisinin, iklim değişikliği gibi ciddi olumsuzluklar yaratan pek çok küresel sorunun nedeni olduğunun fark edilmesi gerekir. Bu nedenle, tek başına bir çevre sorunu olarak asla anlaşılmamalıdır. Üstelik, iklim krizi, kapitalizmin dinamikleri ile iç içedir ve bu dinamiklerden ayrı olarak değerlendirilemez.
Son 15 yıl içinde bir iklim adaleti hareketi oluşmuş ve küresel kapitalizme karşı, çevre, iklim, emek, kadın ve yerli halk hareketleri gibi pek çok örgütlenmelerden sesler gelmektedir. İklim adaleti eylemcileri küresel kapitalizmin iklim değişikliği üzerindeki etkisini vurgulamak üzere "İklim değil sistem değişmeli" söylemini yaygınlaştırmaktadır. Bu bağlamda, insan eliyle yaşanan iklim değişikliğine yol açan temel etmenin kapitalist üretim ilişkileri olduğu gerçeği göz ardı edilmeden, iklim krizi tartışmalarını sistem değişikliği üzerinden yürütmek bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.
Bilim insanları, insan eliyle yaratılan iklim krizini, ivedi olarak önlem alınmaması halinde, doğrudan ve dolaylı olası sağlık etkileri nedeniyle 21.yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak kabul etmektedir. Şöyle ki; Doğrudan sağlık etkileri, yüksek sıcaklıklara maruz kalmanın fizyolojik etkilerini—solunum ve kalp/damar hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların artan olgu sayıları j Barak SE sıcak hava dalgası, fırtına ve orman yangınları gibi aşırı hava olaylarından kayn; ve ölümleri içerir. i
Doğrudan sağlık etkileri, yüksek sıcaklıklara maruz kalmanın fizyolojik dei sa Türkiye Büyük Millet Meclisi Dolaylı etkileri de, insanların temiz hava, temiz ve yeterli su, yeterli/dengeli beslenme ve barınma başta olmak üzere birçok gereksinimlerinin karşılanmasını olumsuz etkileyebildiği gibi böcek, kene, kemirgenler ile suların ve yiyeceklerin kirlenmesi nedeniyle hastalıkların yayılması yoluyla açlık ve beslenme sorunlarına yol açıp ruh sağlığı sorunlarını artırarak da insanların iyi olma halini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, gıda ve su güvensizliği sonucu nüfusun yerinden edilmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin azalması gibi toplumların verdiği tepkiler de sorunun başkaca boyutudur.
Bü etkilerin, bugün yaşanan en büyük yıkıcı sonucu, iklim değişikliğinin küresel ekosistemleri bozarak bulaşıcı hastalıkların yayılması için uygun koşulları yaratması olmuştur. İklim krizi ile birlikte, geçmişten çok daha sık ve çok daha uzak mesafelere seyahat eden insanlar, yeni bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkması ve hızla yayılması ile küresel salgınlara neden olma potansiyeli taşımaktadır. 1970'lerden bu yana yaklaşık 40 yeni bulaşıcı hastalık (HIV, SARS, MERS, Ebola, kuş gribi, domuz gribi, Zika vb.) keşfedildi.
Örneğin COVID-19 pandemisi konuyla ilgili bilim insanları için şaşırtıcı olmamıştır. Dünya Sağlık Örgütü 2007 yılında bulaşıcı hastalıkların daha önce görülmemiş bir hızda ortaya çıktığı konusunda uyarmıştı. Buna göre, hayvan topluluklarında henüz keşfedilmemiş bir milyonun üzerinde virüs türü bulunmaktadır ve bunların en az yarısının önümüzdeki on yıllarda insanlarda hastalık yapabilme potansiyeli söz konusudur. 21 yüzyılda dünyayı pandemiler beklemektedir.
İklim krizi ve değişikliğinin yol açabileceği sağlık sorunlarıyla ilgili kanıtlar ve bilgiler giderek artmakta ve bilim insanları ile ilgili kurum/kuruluşlar tarafından bu kanıt/bilgiler hem hükümetlere hem de topluma duyurulmaktadır. Bu duyuruların başlıca koruma amaçlarına bakılırsa;
— Birincil olarak, sera gazı salımlarını azaltarak iklim değişikliğini yavaşlatma, dengeleme ya da tersine çevirme çabaları,
— İkincil ve üçüncül koruma, iklim değişikliğinin etkilerini öngörmeyi, buna hazırlanmayı ve böylece iklim değişikliğinin sağlıkla ilgili yükünü azaltmayı ve iklim değişikliğine uyum çabalarını içerir.
Dünya Sağlık Örgütü de hükümetlere iklim değişikliği ve sağlık konusunda, sağlık kazanımlarının nasıl elde edilebileceğine ve önlenebileceğine ilişkin çeşitli önerilerde bulunmaktadır. Öngörülere göre, Paris Anlaşması hedeflerinin gerçekleştirilmesi sadece hava kirliliğinin azaltılmasına bağlı olarak 2050 yılına kadar yaklaşık bir milyon kişinin hayatını kurtarabilir.
Bu bağlamda, 2020 sonrası iklim değişikliği rejiminin çerçevesini oluşturan Paris Anlaşması'nı kısaca özetlersek, 2015 yılında Paris'te düzenlenen 21. Taraflar Konferansı'nda kabul edilmiştir. COP 21'de, 2020 sonrası için ilk kez küresel ölçekte bütün ülkeler sera gazı emisyon azaltımı taahhüdünde bulunmuşlardır. Anlaşma, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının 9659'ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Paris Anlaşması, kabulünün üzerinden 1 yıl geçmeden yürürlüğe giren ilk küresel anlaşmadır.
Ülkemiz, Paris Anlaşması'nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York'ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni'nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış ve Ulusal Beyanımızda Anlaşma'yı gelişmekte olan bir ülke olarak imzaladığımız vurgulanmıştır. MA Anlaşması'nı 2016'da imzalamasına rağmen, beş yıl boyunca onaylamaktan geri d i 2021 tarihinde onaylamıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Ancak, Paris Anlaşması onaylanmış olmasına karşın, küresel iklim krizine karşı ülkemizin hedefleri yeterli değildir. Örneğin kömürden çıkışa ilişkin bir takvim henüz açıklanmamıştır. Kömürden çıkmayı bırakın, IMF'nin 2021 yılı raporuna göre Türkiye'de Hükümet yalnızca kömür için 50 milyar doların üzerinde (örtülü) teşvik vermektedir. Bu tutar GSYİH 905*in üzerindedir! Fosil yakıt teşvikleri ise yine IMF'nin raporuna göre 117 milyar doları bulmuş durumdadır. Bu tutar enerjinin verimli kullanımı ve yenilenebilir enerji kaynakları için harcanacak olsa hava kirliliğine bağlı ölümler büyük ölçüde önlenebilir. Bu teşvik kömüre verilmek yerine sosyal devlet anlayışıyla derin yoksullara yurttaşlık ödentisi olarak verilecek olsa, Türkiye özellikle son yıllarda giderek artan derin yoksulluk sorununu büyük ölçüde çözebilir.
Sağlık Bakanlığı 2015'te yayınladığı "İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerine Olumsuz Etkilerinin Azaltılması Ulusal Programı ve Eylem Planı" raporunda, ülkemizdeki bütün sağlık kuruluşlarını kapsayan kısa, orta ve uzun erimli hedeflerini ortaya koyan bir yol haritası belirlemiş olmakla birlikte; hedeflere ulaşmak için henüz kapsamlı bir uygulama yürütülemediği de bilinmektedir.
İklimin değişmesi vektör kaynaklı hastalıklar başta olmak üzere, Hantavirüs enfeksiyonları, Leişmaniasis, Lyme Hastalığı, Tularemi, Deng, Sıtma, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve Batı Nil Virüsü gibi hastalıkların epidemiyolojisinde değişime yol açmaktadır. "İklim değişikliği sonucu ülkemizde görülen ve/veya artan hastalıkların takibi için kurumsal alt yapının güçlendirilmesi, kurum içi ve kurumlar arası iş birliğinin artırılması" da Sağlık Bakanlığı'nın eylem planında yer almasına karşın bu hastalıkların izlenmesine ilişkin her hangi bir rapor ve değerlendirme henüz kamuoyuna sunulmuş değildir.
Bir yandan nüfusumuzun yaklaşık yüzde 40'ından fazlası ekonomik krizin yarattığı yoksullukla yaşamlarını sürdürmekte zaten zorlanırken, bir de iklim değişikliğinin yol açtığı sağlık ve sosyal etkiler ile mücadele etmek zorunda kalmak; ülkemizde yaşanan sağlıkta eşitsizlikleri daha da derinleştirme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle "İklimi değil, sistemi değiştir" çağrısına kulak vermek ve çok geç olmadan, dünyayı gelecek kuşaklara yaşanabilir bir yer olarak bırakabilmek için eyleme geçmek gerekmektedir.
İklim krizi, küresel ısınma ile birlikte uzun dönemde gözlenen yağış ve rüzgâr değişimlerini de içeren geniş kapsamlı bir kavramdır. Küresel iklim değişikliği ise başta fosil yakıtların kullanımı olmak üzere, arazi kullanımındaki değişiklikler, ormansızlaştırma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleriyle iklimde oluşan değişiklikleri ifade etmektedir.
Ancak, iklim değişimine yol açan kök nedenler özellikle görmezden gelinmeye çalışılmaktadır. Öncelikle kapitalist piyasa ekonomisinin, iklim değişikliği gibi ciddi olumsuzluklar yaratan pek çok küresel sorunun nedeni olduğunun fark edilmesi gerekir. Bu nedenle, tek başına bir çevre sorunu olarak asla anlaşılmamalıdır. Üstelik, iklim krizi, kapitalizmin dinamikleri ile iç içedir ve bu dinamiklerden ayrı olarak değerlendirilemez.
Bilim insanları, insan eliyle yaratılan iklim krizini, ivedi olarak önlem alınmaması halinde, doğrudan ve dolaylı olası sağlık etkileri nedeniyle 21.yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak kabul etmektedir. Şöyle ki; doğrudan sağlık etkileri, yüksek sıcaklıklara maruz kalmanın fizyolojik etkilerini, solunum ve kalp/damar hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların artan olgu sayılarını ve kuraklık, sel, sıcak hava dalgası, fırtına ve orman yangınları gibi aşırı hava olaylarından kaynaklanan yaralanma ve ölümleri içerir.
Dolaylı etkileri de, insanların temiz hava, temiz ve yeterli su, yeterli/dengeli beslenme ve barınma başta olmak üzere birçok gereksinimlerinin karşılanmasını olumsuz etkileyebildiği gibi böcek, kene, kemirgenler ile suların ve yiyeceklerin kirlenmesi nedeniyle hastalıkların yayılması yoluyla açlık ve beslenme sorunlarına yol açıp ruh sağlığı sorunlarını artırarak da insanların iyi olma halini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, gıda ve su güvensizliği sonucu nüfusun yerinden edilmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin azalması gibi toplumların verdiği tepkiler de sorunun başkaca boyutudur.
Bu etkilerin, bugün yaşanan en büyük yıkıcı sonucu ise, iklim değişikliğinin küresel ekosistemleri bozarak bulaşıcı hastalıkların yayılması için uygun koşulları yaratması olmuştur. 1970'lerden bu yana yaklaşık 40 yeni bulaşıcı hastalık (HIV, SARS, MERS, Ebola, kuş gribi, domuz gribi, Zika vb.) keşfedildi. Örneğin COVID-19 pandemisi konuyla ilgili bilim insanları için şaşırtıcı olmamıştır.
Dünya Sağlık Örgütü 2007 yılında bulaşıcı hastalıkların daha önce görülmemiş bir hızda ortaya çıktığı konusunda uyarmıştı. Buna göre, hayvan topluluklarında henüz keşfedilmemiş bir milyonun üzerinde virüs türü bulunmaktadır ve bunların en az yarısının önümüzdeki on yıllarda insanlarda hastalık yapabilme potansiyeli söz konusudur. 21 yüzyılda dünyayı pandemiler beklemektedir.
Dünya Sağlık Örgütü, hükümetlere iklim değişikliği ve sağlık konusunda, sağlık kazanımlarının nasıl elde edilebileceğine ve önlenebileceğine ilişkin çeşitli önerilerde bulunmaktadır. Paris Anlaşması hedeflerinin gerçekleştirilmesi ile sadece hava kirliliğinin azaltılmasına bağlı olarak 2050 yılına kadar yaklaşık bir milyon kişinin hayatının kurtarılabileceği öngörülmektedir.
Ancak, Türkiye, Paris Anlaşması'nı 2016'da imzalamasına rağmen, beş yıl boyune LE Sesiyle geri durmuş ve 7 Ekim 2021 tarihinde onaylamıştır. Türkiye'nin, Paris lağım nT On2 a olmasına karşın, küresel iklim krizine karşı hedefleri yeterli değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İklimin değişmesi vektör kaynaklı hastalıklar başta olmak üzere, Hantavirüs enfeksiyonları, Leişmaniasis, Lyme Hastalığı, Tularemi, Deng, Sıtma, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve Batı Nil Virüsü gibi hastalıkların görülme sıklığında artışa yol açmaktadır. "İklim değişikliği sonucu ülkemizde görülen ve/veya artan hastalıkların takibi için kurumsal alt yapının güçlendirilmesi, kurum içi ve kurumlar arası iş birliğinin artırılması" Sağlık Bakanlığı"nın.eylem planında yer almasına karşın bu hastalıkların izlenmesine ilişkin her hangi bir rapor ve değerlendirme henüz kamuoyuna sunulmuş değildir.
Bir yandan nüfusumuzun yaklaşık yüzde 40'ından fazlası ekonomik krizin yarattığı yoksullukla yaşamlarını sürdürmekte zaten zorlanırken, bir de iklim değişikliğinin yol açtığı sağlık ve sosyal etkiler ile mücadele etmek zorunda kalmak; ülkemizde yaşanan sağlıkta eşitsizlikleri daha da derinleştirme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle "İklimi değil, sistemi değiştir" çağrısına kulak vermek ve çok geç olmadan, dünyayı gelecek kuşaklara yaşanabilir bir yer olarak bırakabilmek için eyleme geçmek gerekmektedir.
• CEvsEr AXAU Oo İKALABUK çe—— Ören, Süne AN (Ea Sm Ya Me | 7 Aİ T oasavroğus Taa Mv ZLE cv UÜ i Un AT Gal Sa Ku MA ene Yieg( eri ON Ni Seyir Korun Ova fp A Tunc İZLAN | lamir Buna 18. Gomie TASCIPR Anhara — a
ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.