İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİ · 10/4574 GÜNDEME GİRECEK

Ölümlü trafik kazalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi

İlk imza: Ali Karaoba Uşak · CHP ve 20 milletvekili ·

Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.

Önerge metni

PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)

Türkiye'de ölümlü trafik kazalarının, özellikle ehliyetsiz, alkollü, aşırı hızlı, makas atan, kırmızı ışık ve yaya geçidi ihlali yapan sürücülerin neden olduğu ölüm ve ağır yaralanma vakalarının; siyasi, bürokratik veya ekonomik nüfuz iddialarının yargı süreçlerine etkisinin; tutuklama, tahliye, bilirkişi raporu, kamera kaydı, delil toplama, olay yerinden kaçma ve adli para cezasına çevirme uygulamalarının tüm boyutlarıyla araştırılması; mağdur ailelerin adalet arayışını güçlendirecek, yaşam hakkını koruyacak ve trafik cinayetlerinde cezasızlığı ortadan kaldıracak kalıcı çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederim.

GEREKÇE

Türkiye'de ölümlü trafik kazaları artık yalnızca "trafik güvenliği" başlığı altında ele alınamayacak kadar ağır bir adalet, cezasızlık, kamu denetimi ve eşit yurttaşlık sorununa dönüşmüştür. Her yıl yüzlerce insanımız yollarda yaşamını yitirmekte, binlerce insan yaralanmakta, geride adalet arayan aileler, kapanmayan dosyalar, tartışmalı kusur raporları ve kamu vicdanını yaralayan kararlar kalmaktadır. Özellikle çocukların, gençlerin, moto kuryelerin, yayaların, scooter kullanıcılarının ve emekçilerin yaşamını yitirdiği dosyalarda failin ehliyetsiz, alkollü, aşırı hızlı, makas atan, kırmızı ışık ihlali yapan ya da olay yerinden kaçan bir sürücü olması hâlinde dahi etkili tutuklama, etkin soruşturma ve caydırıcı ceza mekanizmalarının yeterince işletilmediği yönünde güçlü bir toplumsal kanaat oluşmuştur.

Metnin tamamını göster (11 paragraf daha)Metni kısalt

Bu tabloyu daha da ağırlaştıran husus, bazı dosyalarda sürücünün ya da faille bağlantılı kişilerin siyasi, bürokratik veya ekonomik nüfuz sahibi ailelerle ilişkilendirilmesidir. Bir belediye başkanının yakını, bir valinin oğlu, bir kamu kurumu yöneticisinin ailesinden biri, yabancı bir devlet başkanının oğlu, bir sanatçının oğlu ya da kendisi, bir sporcu ya da siyaset çevresiyle bağlantılı bir kişinin karıştığı ölümlü trafik kazalarında soruşturmanın hızla daraltıldığı, delillerin geç toplandığı, kamera kayıtlarına ulaşılamadığı, bilirkişi raporlarının tartışmalı hazırlandığı, failin kısa sürede serbest bırakıldığı veya verilen cezanın kamu vicdanını tatmin etmediği iddiaları giderek artmaktadır. Bu nedenle mesele artık "kaza" sözcüğüyle geçiştirilemez. Alkollü, ehliyetsiz, aşırı hızlı, bilinçli şekilde trafik kurallarını ihlal eden ve bir insanın ölümüne yol açan sürücülerin eylemleri, toplumda haklı olarak "trafik cinayeti" olarak görülmektedir.

Türk Ceza Kanunu'nda taksirle öldürme suçu düzenlenmiş; bilinçli taksir, olası kast ve birden fazla kişinin ölümü veya yaralanması gibi ağırlaştırıcı durumlar bakımından farklı değerlendirmeler yapılmasına imkân tanınmıştır. Ancak uygulamada, ölümlü trafik kazalarında çoğu zaman basit taksir yaklaşımının ağır bastığı; hız, alkol, ehliyetsizlik, makas atma, kırmızı ışık ihlali, yaya geçidinde çarpma, olay yerinden kaçma, delil karartma, mağdura yardım etmeme ve failin kamu gücüyle ilişkisi gibi unsurların yeterince caydırıcı şekilde sonuç doğurmadığı görülmektedir. Hukuk sisteminin yaşam hakkını koruma görevi, yalnızca kanunda ceza yazmakla yerine getirilemez; bu cezaların adil, hızlı, etkili, tutarlı ve herkese eşit biçimde uygulanması gerekir. Son yıllarda kamuoyuna yansıyan çok sayıda dosya, bu alandaki yapısal sorunu açıkça göstermektedir. Kastamonu'da 15 yaşındaki Yağmur Pehlivanlı'nın yaşamını yitirdiği kazada, aracı kullanan kişinin eski Kastamonu Belediye Başkanı Rahmi Galip Vidinlioğlu'nun kızı Fatma Nevra Vidinlioğlu olduğu kamuoyuna yansımış; ailenin, sürücünün gözaltına alınmaması, yalnızca ifadesinin alınarak serbest bırakılması ve hazırlanan kusur raporlarında yaşamını yitiren çocuğun kusurlu gösterilmesi iddialarına karşı adalet arayışı kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. Bir çocuğun ölümünden sonra soruşturmanın bütün yönleriyle, bağımsız bilirkişilerle ve kamu vicdanını tatmin edecek açıklıkta yürütülmemesi, yalnızca o aileyi değil, adalete güven duyan herkesi yaralamaktadır.

Gaziantep'te 17 yaşındaki Ezgi Alya Yiğit'in scooter kullanırken ehliyetsiz olduğu belirtilen 17 yaşındaki Osman S.'nin kullandığı aracın çarpması sonucu hayatını kaybetmesi de benzer bir cezasızlık tartışmasını gündeme getirmiştir. Ezgi Alya Yiğit'in yanında bulunan arkadaşı ağır yaralanmış; failin siyasi çevreyle bağlantılı olduğu iddiaları kamuoyuna yansımış; olay yerinin işlek bir cadde olmasına rağmen kamera görüntülerinin toplanması, bilirkişi raporları, tutukluluk süresi ve sonuçta verilen cezanın caydırıcılığı ciddi biçimde tartışılmıştır. Ehliyetsiz bir sürücünün bir çocuğun ölümüne neden olduğu bir dosyada verilen cezanın kamu vicdanında "ödül gibi ceza" olarak algılanması, mevcut ceza politikasının ve yargı pratiğinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

İstanbul Kemerburgaz'da Oğuz Murat Acı'nın yaşamını yitirdiği olayda, 17 yaşındaki Timur Cihantimur'un ehliyetsiz ve yüksek hızla araç kullandığı iddiaları, olaydan sonra annesi Eylem Tok tarafından yurt dışına çıkarılması ve adli sürecin uzun süre uluslararası iade boyutuyla tartışılması, trafik cinayetlerinde yalnızca sürücünün değil; delillerin toplanmasını, failin bulunmasını ve adaletin işlemesini engelleyen tüm kişilerin de sorumluluğunun araştırılması gerektiğini göstermiştir. Bir insan yaşamını yitirirken failin yurt dışına kaçırılabilmesi, olay yerinde bulunan kişilerin davranışları, delillerin korunması ve adli makamların ilk andaki refleksi bakımından ağır bir kamu yönetimi sorunudur.

Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlu Muhammed Hasan Şeyh Mahmud'un kullandığı aracın çarpması sonucu bir moto kurye olan Yunus Emre Göçer hayatını kaybetmiş; sanık önce Türkiye'den ayrılmış, ardından yargılama sürecinde verilen hapis cezası adli para cezasına çevrilmiştir. Türk vatandaşı bir emekçinin hayatının sembolik bir para cezası düzeyinde karşılık bulduğu algısı, çalışma yaşamının en güvencesiz kesimlerinden biri olan kuryeler bakımından adalet duygusunu derinden zedelemiştir. Moto kuryelerin trafikte her gün ölüm riski altında çalıştığı bir ülkede, bu tür dosyalarda verilen kararların caydırıcı olmaması yeni ölümlerin de önünü açmaktadır.

Eski Kızılay Başkanı Kerem Kınık'ın kızı Fatma Zehra Kınık Demir'in karıştığı ve 17 yaşındaki Batın Barlas Çeki'nin yaşamını yitirdiği trafik kazası da kamuoyunda uzun süre tartışılmıştır. Verilen hapis cezası istinafta onanmış olsa da, süreç boyunca şikâyetten vazgeçme, cezanın miktarı, failin toplumsal konumu ve benzer olaylarla kıyaslandığında kamu vicdanının tatmin edilip edilmediği tartışmaları devam etmiştir. Bu tür dosyalarda mesele yalnızca nihai kararın varlığı değildir; yargılamanın tamamının mağdur yakınlarına güven veren, şeffaf, öngörülebilir ve eşitlik duygusunu güçlendiren biçimde yürütülmesidir.

Karabük'te Salih ve Behiye Portakal çiftinin yaşamını yitirdiği kazada, dönemin Karabük Valisi Fuat Gürel'in oğlu Ali Emre Gürel'in yargılandığı dosya da cezasızlık ve nüfuz tartışmalarının simge örneklerinden biri olmuştur. İki kişinin hayatını kaybettiği bir kazada sanığın kısa süre sonra tahliye edilmesi, MOBESE görüntülerinin geç ortaya çıkması, kusur değerlendirmeleri ve sonrasında yaşamını yitirenlerin ailesine yönelik icra süreci iddiaları, ölümlü trafik kazalarında mağdur ailelerin ikinci kez mağdur edildiği bir tabloyu göstermektedir. Kamu gücüne yakın kişilerin karıştığı dosyalarda delillerin eksiksiz ve gecikmeksizin toplanması, görüntü kayıtlarının güvenceye alınması ve bilirkişi süreçlerinin bağımsızlığı özel bir hassasiyet gerektirmektedir.

Kadıköy'de yaya geçidinde yaşamını yitiren Berkay Şengel'in dosyası; yaya geçidinde dahi can güvenliğinin sağlanamadığı, çarpıp kaçma iddialarının ve tahliye kararlarının kamu vicdanını yaraladığı bir başka örnektir. Dr. Erdal Hatipoğlu'nun Bursa'da geçirdiği trafik kazasından â4 gün sonra yaşamını yitirmesi; ailesinin hız, makas atma, kusur değerlendirmesi ve ihmal iddialarıyla adalet araması da benzer biçimde ağır kusurlu trafik ihlallerinin "sıradan kaza" olarak ele alınmaması gerektiğini göstermektedir. Tuana Elif Torun'un, eski Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede'nin yargılandığı cinsel taciz davasının mağduru iken şüpheli bir trafik kazasında yaşamını yitirmesi ise trafik dosyalarının bazen başka suç iddiaları, tanık/mağdur güvenliği ve etkin soruşturma yükümlülüğüyle birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu örneklerin tamamı, tek tek ailelerin adalet arayışından ibaret değildir. Burada ortak bir desen vardır: Ehliyetsiz veya alkollü sürücü, aşırı hız, yaya geçidi ihlali, makas atma, olay yerinden kaçma, kamera kayıtlarının bulunamaması veya geç ortaya çıkması, tartışmalı bilirkişi raporları, kısa tutukluluk, tahliye, düşük ceza, adli para cezasına çevirme, mağdur ailelerin yalnız bırakılması ve siyasi/bürokratik nüfuz iddiaları. Bu acımasız ve hukuku yok sayarı desen araştırılmadan, hangi dosyada hangi delilin neden toplanmadığı, hangi bilirkişi raporunun hangi veriye dayandığı, hangi failin neden tutuklanmadığı, hangi kararın neden caydırıcı olmadığı ortaya konulmadan, bu konudaki suçlular ortaya çıkarılmadan ve hesap vermeden trafik cinayetlerinin önlenmesi mümkün değildir.

Türkiye'de trafik güvenliği politikası yalnızca radar, ceza puanı ve idari para cezası mantığıyla yürütülemez. Çocukların araç kullanmasının, ehliyetsiz sürücülüğün, alkollü araç kullanımının, şehir içinde yarış ve makas atmanın, yaya geçidinde hız kesmemenin, olay yerinden kaçmanın ve mağdura yardım etmemenin sonuçları ağırlaştırılmalı; ölümle sonuçlanan dosyalarda bilinçli taksir ve olası kast değerlendirmeleri daha tutarlı ve caydırıcı biçimde yapılmalıdır. Delil toplama süreçleri, MOBESE ve güvenlik kamerası kayıtlarının korunması, bilirkişi heyetlerinin bağımsızlığı, adli tıp ve trafik ihtisas raporlarının niteliği, siyasi nüfuz iddialarının soruşturmaya etkisi, mağdur yakınlarının dosyaya erişimi ve çocuk fail dosyalarında koruma-tutuklama dengesi yeniden ele alınmalıdır.

Bu nedenle ölümlü trafik kazaları artık İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, yerel yönetimler, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Adli Tıp Kurumu, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, barolar, trafik güvenliği uzmanları, hukukçular, mağdur aileleri, moto kurye örgütleri, çocuk hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte ele alması gereken çok boyutlu bir kamu politikası alanıdır. Sorun yalnızca "kaza sayısını azaltmak" değil; yaşam hakkını koruyan, faile göre değişmeyen, nüfuza teslim olmayan, delili karartmayan, mağduru yalnız bırakmayan ve caydırıcı adalet üreten bir sistem kurmaktır.

Bu nedenlerle; Türkiye'de ölümlü trafik kazalarının gerçek boyutunun; özellikle ehliyetsiz, alkollü, aşırı hızlı, makas atan, kırmızı ışık ve yaya geçidi ihlali yapan sürücülerin neden olduğu ölüm ve ağır yaralanma vakalarının, çocuk yaştaki sürücülerin karıştığı olayların, siyasi/bürokratik nüfuz sahibi kişilerin veya yakınlarının karıştığı dosyalardaki soruşturma ve yargılama süreçlerinin, tutuklama-tahliye kararlarının, bilirkişi raporlarının, kamera ve MOBESE kayıtlarının toplanma biçiminin, olay yerinden kaçma ve delil karartma iddialarının, adli para cezasına çevirme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulamalarının, mağdur ailelerin dosyalarda karşılaştığı hak ihlallerinin, trafik cinayetlerinde bilinçli taksir ve olası kast uygulamalarının, çocukların ve gençlerin araç kullanımına erişimini kolaylaştıran denetimsizliklerin, moto kuryeler, yayalar, scooter kullanıcıları ve bisikletliler bakımından artan ölüm riskinin tüm yönleriyle araştırılması; İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Adli Tıp Kurumu, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, barolar, üniversiteler, meslek örgütleri, mağdur aileleri ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla trafik cinayetlerini önleyecek, cezasızlığı ortadan kaldıracak, delil güvenliğini sağlayacak, caydırıcı ve eşitlikçi bir adalet mekanizması kuracak kalıcı çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederim.

Metin TBMM’deki PDF’ten otomatik okundu. Yanlış okunan bir yer görürseniz bildirin. Hata bildir

ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

21 İMZA
CHP 21

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.