İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİ · 10/4602 GÜNDEME GİRECEK

Trakya ve çevresinde gerçekleştirilen veya planlanan enerji ve madencilik faaliyetlerinin çevre ve toplum üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi

İlk imza: Selcan Taşcı Tekirdağ · İYİ Parti ve 19 milletvekili ·

Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.

Önerge metni

PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)

Ülkemizin enerji bağımlılığını azaltmak üzere çalışmalar yürütmesi son derece önemlidir. Ancak bunu gerçekleştirirken bir bölgenin üzerine bütün yükün bindirilmesi; bölgenin insan sağlığı, ekolojisi ve toprağı üzerinde geri döndürülemez tahribatlara yol açılması anlamına gelmektedir.

Son yıllarda Tekirdağ, Kırklareli, Edirne ve Çanakkale başta olmak üzere, Trakya'da ciddi bir ekokırımdan söz etmek mümkündür. Trakya'nın maden ruhsat sahalarına dönüştürülmesi, Rüzgar Enerjisi Santrallerinin (RES) merkez üssü haline gelmesi ve son olarak nükleer santral için hedef bölge olarak gösterilmesinin ardından; Eylül ayında petrol, doğalgaz ve kaya gazı arama faaliyetleri ile bu faaliyetler için gerekli depolama alanları ve güzergahların oluşturulmasını kapsayan, Trakya'nın yaklaşık dörtte üçünü etkileyecek şekilde kamulaştırmaların önünü açan Cumhurbaşkanı Kararı ile bu sürecin yeni bir aşamaya taşındığı görülmektedir.

Tüm bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, Trakya topraklarına ve bölgede yaşayan insanlara yönelik bütüncül çevresel baskının boyutu daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Enerji ve madencilik faaliyetlerinin aynı bölgelerde yoğunlaşması; tarım alanları, su kaynakları, ormanlar, doğal yaşam alanları ve insan sağlığı üzerinde birbirini artıran etkiler oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Trakya'nın giderek çok sayıda enerji, madencilik ve altyapı projesinin yoğunlaştığı bir bölge haline gelmesinin vatandaşlarımız açısından anlaşılır ve sürdürülebilir bir tarafı kalmamıştır.

Metnin tamamını göster (16 paragraf daha)Metni kısalt

Bu sebeple, çevresel yıkımlara ve geri döndürülemez çevresel tahribatlara sebebiyet verebilecek tüm bu girişimlerin aynı şehirlerde yoğunlaşmasının; bölgede yaşayan vatandaşlarımızın sağlığı, ekolojik hayat, tarım alanları, su kaynakları ve topraklarımız üzerindeki mevcut ve muhtemel etkilerinin bütüncül ve kümülatif olarak araştırılması; oluşan veya oluşması beklenen olumsuzlukların ortadan kaldırılması ve benzer tahribatların önlenmesi adına atılacak adımların belirlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98'inci maddesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

10/4602

Bölgesel savaşların ve güç mücadelelerinin arttığı, pandemi döneminde de tecrübe ettiğimiz üzere kritik dönemlerde her ülkenin kendi kendine yeterliliği ölçüsünde ayakta kalabildiği düşünüldüğünde, ülkemizin enerji bağımlılığının yüzde 68 civarında olması kabul edilemez bir durumdur. Bu sebeple, enerji bağımlılığını azaltmaya yönelik girişimlerin artırılması ve çeşitlendirilmesi muhakkak ki önem arz etmektedir. Ancak enerji bağımlılığını azaltmak üzere atılacak adımların; insan sağlığı, ekolojik denge ve çevresel etkileri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilerek atılması gerekmektedir. Oluşacak çevresel yük, tek bir bölgenin üzerine yoğunlaştırılmamalıdır.

Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli'nde son 10 yılda enerji, maden, petrol ve doğal gaz alanında en az 645 proje için "ÇED Olumlu" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiştir. Bu projelerin 258'i Tekirdağ'da, 206'sı Kırklareli'nde, 181'i ise Edirne'dedir. 24.07.2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan maden sahası ihale ilanında da Kırklareli'nde 7, Tekirdağ'da ise 2 saha ihaleye çıkarılmıştır. Eylül ayı başında gerçekleştirilen ihale ile Kırklareli'ndeki 2 sahanın ihalesi tamamlanmıştır. Trakya'da ormanlık alanlar, meralar ve tarım arazileri, maden sahalarına dönüştürülerek ruhsatlandırılmaya devam edilmektedir.

Türkiye'de Rüzgar Enerjisi Santrallerinin (RES) yaygınlaştırılmak istenmesi ve enerji yeterliliğinin sağlanması amacıyla bir yöntem olarak benimsenmesi bir tercih olarak değerlendirilebilir. Ancak RES projelerinin uygulandığı bölgelerde oluşturabileceği olumsuz etkileri göz ardı etmeyen bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir. Bir RES projesi kapsamında on binlerce ağacın kesilebilmesi, orman ve tarım alanlarının zarar görmesi ve bölgenin doğal çehresinin tamamen değişebilmesi söz konusudur.

Trakya da bu noktada RES projelerinin merkezi haline gelmiştir. Halihazırda aktif olan ve ön Lisans sürecinde bulunan RES projelerindeki rüzgar türbinleri birlikte değerlendirildiğinde, binlerce türbinin bölgeyi sarması, orman alanlarında tahribata yol açması ve habitat bütünlüğünü bozması söz konusudur.

Bölgenin RES projeleri açısından ne denli yoğun bir yatırım alanı haline geldiğini Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliğinin yayımladığı raporda da görmekteyiz. Rapora göre, Haziran 2026 sonu itibarıyla Türkiye'de toplam 20.998,3 MW kapasiteye sahip ön lisanslı rüzgar enerjisi santrali bulunmaktadır. Bu kapasitenin Tekirdağ'da 4.890,33 MW, Kırklareli'nde 3.067,9 MW ve Edirne'de 2.677,8 MW'lık bölümü bulunmaktadır. Sivas 931,6 MW ve Antalya 897,08 MW ile ön lisanslı kapasitenin en yüksek olduğu diğer iki şehir olarak sıralanmaktadır. Görüldüğü üzere, ilk üç sırada yer alan Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne'deki ön lisanslı RES kapasitesi, Türkiye toplamının yarısı kadardı. Bu durum, bölgedeki ormanların, meraların ve tarım alanlarının üzerindeki baskının giderek artabileceğini göstermektedir.

Türkiye'nin nükleer enerji santrali kurmak üzere planlama yaptığı yerlerden birisi de yine Trakya'dır. En kuvvetli adaylardan biri olarak ise İğneada gösterilmektedir. Biyoçeşitlilik açısından son derece zengin olan ve Avrupa'nın en büyük longoz ormanlarından birine ev sahipliği yapan İğneada'da nükleer santral kurulması, bu doğal zenginliğin ciddi bir çevresel baskıyla karşı karşıya kalması anlamına gelecektir. Nükleer santralin soğutma suyunun Karadeniz'den alınacağına yönelik iddialar ise deniz ekosistemi açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir risk alanı oluşturmaktadır. Böyle bir yatırımın Karadeniz'deki sualtı yaşamına ve deniz ekosistemine olası etkilerinin ayrıntılı biçimde araştırılması gerekmektedir. Ayrıca bölgenin Karadeniz'de yaşanan istikrarsızlıklara ve güvenlik risklerine kıyıdaş olması da enerji yatırımlarının güvenlik boyutunun ayrıca değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Bölgeye yönelik en son ve en büyük adımlardan biri ise 5 Eylül'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile atılmıştır. Yayımlanan karar ile Trakya'nın; Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ve Çanakkale'nin Gelibolu ilçesini kapsayan geniş bir bölümündeki tarım arazileri, ormanlar ve meralar açısından "acele kamulaştırma" süreci başlatılmıştır.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) tarafından yürütülecek petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetleri kapsamında; kaya gazı ve kaya petrolü arama çalışmaları, sondaj ve üretim tesisleri, petrol ve doğal gaz boru hatları, enerji nakil hatları, tdari kampüs alanları ve tesisleri için ihtiyaç duyulan taşınmazların kamulaştırılmasının önü açılmaktadır. Bu kararın mülkiyet hakkı, tarım alanları, ormanlar ve meralar üzerindeki etkilerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekmektedir.

Kaya gazı arama ve üretim faaliyetlerinde kullanılan yöntemlerin çevre ve su kaynakları üzerindeki etkileri de ayrıca ele alınmalıdır. Yer altına yüksek miktarda su ve çeşitli kimyasalların enjekte edilmesini gerektiren yöntemlerin uygulanması halinde, kullanılan kimyasalların yer altı sularına ve toprağa sızması neredeyse kaçınılmazdır. Bu durumda hem insan sağlığı hem tarım arazileri büyük risk altına girmiş olacaktır.

Bölgenin su kaynakları açısından taşıma kapasitesinin sınırlı olması bu noktada ayrıca önem taşımaktadır. Bir sondaj kuyusuna 15-18 kez su basıldığı, her seferinde kullanılan su miktarının ortalama 18 bin metreküp civarında olduğu ve tek bir kuyuda tüketilen su miktarının 300 bin metreküpe ulaşabildiği belirtilmektedir. Sayısı 350 civarında olduğu ifade edilen sondajlarda toplam 105 milyon metreküp su tüketildiği hesaplanmaktadır. Sondaj kuyularının sayısı arttıkça yer üstü ve yer altı su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi en muhtemel tehditlerin başında gelmektedir. Bu risklerin alındığı bölgenin susuzluk ile imtihanını ifade etmek gerekirse; Türkiye'nin kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1.400-1.500 metreküp civarındayken, TESKİ verilerine göre Trakya'da bu miktarın 150-200 metreküp seviyelerine kadar gerilediği belirtilmektedir. Bölgede yer altı su seviyelerinin de giderek daha derinlere çekildiği ve bazı noktalarda 300 metreye kadar ulaştığı ifade edilmektedir.

Bu şartlar altında, yüksek miktarda su tüketen sondaj faaliyetlerinin bölgenin su varlıkları üzerindeki kümülatif etkisinin ayrıca ve bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Trakya'da gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmesi planlanan tüm bu girişimler; insan sağlığı, tarım alanları, ormanlar, meralar, su kaynakları ve ekosistem üzerinde büyük bir çevresel yük oluşturmaktadır. Bölgenin bu yükü kaldırıp kaldıramayacağı ise bütüncül bir değerlendirmeyle ortaya konulmalıdır. Bölgede kanser ve solunum yolu hastalıklarına ilişkin veriler başta olmak üzere halk sağlığı yakından takip edilmelidir, Tekirdağ'ın kanserden ölüm oranında 9.sırada olmasının gerekçeleri başta olmak üzere sağlık seyrindeki olumsuzluklar listelenmeli ve yaşam alanlarının değiştirilmesiyle bağlantıları araştırılmalıdır.

ÇED süreçlerinin her bir projenin kendi sınırları içerisindeki etkilerine odaklanması, aynı bölgede yoğunlaşan çok sayıdaki maden sahası, RES projesi, nükleer enerji planlaması ve petrol-doğal gaz arama faaliyetlerinin birlikte oluşturabileceği toplam çevresel yükün yeterince değerlendirilip değerlendirilmediği sorusunu gündeme getirmektedir. Çok dar bir coğrafyada yüzlerce maden sahasının bulunması, RES yatırımlarında aynı illerin öne çıkması, nükleer santral için yine aynı bölgenin gündeme gelmesi ve Trakya'nın geniş bir bölümünün petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerine açılmasının planlanması; bütünleşik olarak değerlendirildiğinde, bölge üzerindeki çevresel baskının boyutunun kapsamlı biçimde araştırılmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu amaçla; Trakya'da gerçekleştirilen, devam eden ve planlanan enerji, madencilik, petrol ve doğal gaz faaliyetlerinin insan sağlığı, su kaynakları, tarım alanları, ormanlar, meralar ve ekosistem üzerindeki mevcut ve muhtemel etkilerinin bütüncül ve kümülatif olarak araştırılması; bölgenin taşıma kapasitesinin belirlenmesi; oluşabilecek çevresel tahribatların önlenmesi ve vatandaşlarımızın yaşam alanlarının korunması için atılması gereken adımların tespit edilmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep ediyoruz.

Metin TBMM’deki PDF’ten otomatik okundu. Yanlış okunan bir yer görürseniz bildirin. Hata bildir

ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

20 İMZA
İYİ Parti 20

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.