Maden sahalarında arkeolojik ve kültürel varlık keşfine ilişkin
Kaynak göster
Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP), 15 Ağustos 2025 tarihinde 7/34464 esas numaralı yazılı soru önergesi verdi; muhatap: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. TBMM’nin kaydına göre süresi geçtikten sonra cevaplandı (verilişinden 124 gün sonra, 17 Aralık 2025).
Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP, Diyarbakır). “Maden sahalarında arkeolojik ve kültürel varlık keşfine ilişkin”. TBMM 28. Dönem yazılı soru önergesi 7/34464, 15 Ağustos 2025. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/soru-onergesi/7-34464-maden-sahalarinda-arkeolojik-ve-kulturel-varlik-kesfine-iliskin (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Yazili-Soru-Onergesi-Detay/fe5f6004-5cdc-44ef-84df-019994aa2ad9
ÖNERGENİN YOLCULUĞU
- TBMM'ye verildi
- 15. gün
- Bakanlığa iletildi
- Bakanlık cevapladı
Verilişten cevaba 124 gün, bakanlığa iletilmesinden cevaba 69 gün. Tarihler TBMM kaydından ve cevap yazısından.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Aşağıdaki sorularımın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Alparslan BAYRAKTAR tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını arz ederim
Av. Dr. M Sezgin TANRIKULU Diyarbakır Milletvekili
AK Parti milletvekilleri tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin, özellikle madencilik faaliyetleri ile kültürel mirasın korunması arasındaki hassas dengeyi yeniden tanımlama potansiyeli taşıyan maddeleri, ülkemizin uzun vadeli kamu menfaatleri açısından ciddi endişeleri beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, teklifin 3. maddesinde yer alan ve maden sahalarında sonradan keşfedilen tarihi eserler konusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı'nı "vicdanla cüzdan" arasında bir tercihe zorladığı iddia edilen düzenlemelerin, kültürel mirasımızın korunması ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerimiz üzerindeki olası etkileri hakkında; -
SORULAR
Maden sahalarında kültürel varlık keşfi durumunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın "bunlar tarihi eserdir" kararı vermesi halinde, maden şirketine yapılacak yatırım gideri tazminatının "lehine kısıtlama kararı verilen idarenin" bütçesinden ödeneceği hükmü, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın zaten kısıtlı olan bütçe imkanları göz önüne alındığında, bu tür ödemeleri karşılama kapasitesi hangi somut maliyet analizlerine dayanmaktadır? Yıllık ortalama kaç maden sahasında bu tür bir tazminat durumunun yaşanması beklenmekte olup, bu tazminatların Bakanlık bütçesine olası kümülatif yükü hangi senaryolarda değerlendirilmiştir?
Teklifte öngörülen tazminat mekanizmasının, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nı potansiyel olarak milyarlarca lirayı bulabilecek tazminat yükleri altına sokarak, Bakanlığın arkeolojik kazılar, restorasyonlar, müze altyapı geliştirme ve uluslararası tanıtım faaliyetleri gibi temel görevlerini yerine getirmesini engelleyecek bir kısır döngüye sokma riski Bakanlığınızca nasıl değerlendirilmektedir? Bu durumun, ülkemizin kültürel turizm potansiyeline ve dolayısıyla döviz girdilerine olası olumsuz etkilerini minimize etmek adına hangi alternatif finansman modelleri veya tazminat yükünü azaltıcı mekanizmalar üzerinde çalışılmaktadır?
Maden ruhsatı verilmeden önce potansiyel maden sahalarında detaylı arkeolojik ve kültürel miras envanter çalışmalarının yapılması, olası tazminat yüklerinin ve geri dönülmez kültürel kayıpların önüne geçilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda, maden ruhsatı verme süreçlerinde, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarına ek olarak, uluslararası standartlarda ve bağımsız arkeologlar tarafından yapılacak kapsamlı kültürel etki değerlendirmelerinin zorunlu hale getirilmesi yönünde bir düzenleme düşünülmekte midir? Eğer düşünülmüyorsa, mevcut süreçlerin olası kültürel yıkımı engellemedeki yeterliliği hangi bilimsel verilerle desteklenmektedir?
Kanun teklifinin içerisine, kamuoyunda "Limak ve IC Holding'e özel düzenleme" olarak algılanan, Muğla Milas'taki Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerine yönelik özel bir maddenin eklenmesi, "karanlık korkusu" gibi gerekçelerle savunulsa da, bu durumun enerji arz güvenliği ile çevresel sürdürülebilirlik ve adil rekabet ilkeleri arasındaki dengeyi nasıl etkilediği hususunda Bakanlığınızın detaylı bir analizi var mıdır? Belirtilen termik santrallerin işletme ömrü, emisyon değerleri ve enerji arzına katkısı, yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişim potansiyeli ve ulusal enerji stratejimizle ne ölçüde uyumludur? Portekiz ve İspanya'da yaşanan elektrik kesintileri örnek gösterilerek yapılan bu düzenlemenin, Türkiye'nin enerji portföyündeki kömürün payını azaltma ve iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerimizle çelişki yaratıp yaratmadığı hususunda Bakanlığınızın somut değerlendirmeleri nelerdir?
Yenilenebilir enerji kaynaklarının (güneş, rüzgar, hidroelektrik) 7 gün 24 saat esasına göre verimli çalışamadığı argümanı, enerji depolama teknolojilerindeki hızlı gelişim ve akıllı şebeke sistemlerinin entegrasyonu göz önüne alındığında ne ölçüde geçerliliğini korumaktadır? Enerji arz güvenliğini sağlamak için kömürlü termik santrallere bağımlılığı azaltarak, yenilenebilir enerjiye ve enerji verimliliğine yönelik yatırımların hızlandırılması ve bu alandaki regülasyonların iyileştirilmesi konusunda Bakanlığınızın kısa, orta ve uzun vadeli stratejileri nelerdir?
Sul,
Bakanlığın cevabı
Taranmış belgeden okundu · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Alparslan Bayraktar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ·
DÖNEM | ESASNO | 283 | 734464
3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7'nci maddesinin yedinci fıkrasında; "Ruhsat düzenlendikten sonra alan, izne tâbi hâle gelse dahi madencilik faaliyetlerine devam edilir. Ancak ruhsat sahasında kültür varlığının tespiti hâlinde madencilik faaliyetlerine devam edilebilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığının uygun görüşü aranır. Kültür ve Turizm Bakanlığının uygun görüş vermemesi durumunda Genel Müdürlük tarafından hesaplanan yatırım giderleri tutarındaki tazminal, lehine kısıtlama kararı verilen idarenin bütçesinden ruhsat sahibine ödenir." hükmü ile Maden Yönetmeliği'nin 110*uncu maddesinin dördüncü fıkrasında; "Ruhsat düzenlendikten sonra alan, izne tâbi hâle gelse dahi madencilik faaliyetlerine devam edilir. Kamu kurum ve kuruluşlarınca acele kamulaştırma işlemi yürütülen veya kamulaştırma işlemi tamamlanan haller hariç olmak üzere, mahkeme kararı olmaksızın madencilik faaliyetlerinin durdurulmasına dair talepler dikkate alınmaz. Ancak ruhsat sahasında kültür varlığının tespiti hâlinde madencilik faaliyetlerine devam edilebilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığının uygun görüşü aranır. Uygun görüş verilene kadar madencilik faaliyetleri durdurulur. Faaliyeti durdurulan alan için ruhsat ve rehabilitasyon bedelleri tahakkuk ettirilmez. Uygun görüş verilmemesi durumunda, Genel Müdürlük tarafından 122'nci madde hükümleri dairesinde hesaplanacak yatırım giderleri tutarındaki tazminat, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ödenir. Ödeme akabinde ilgili alan, ruhsat sahasından taksir edilir veya ruhsat iptal edilir. Kültür ve Turizm Bakanlığının uygun görüş vermesi halinde ise faaliyet durdurma kararı kaldırılır." hükmü yer almaktadır.
Söz konusu düzenlemede özetle; maden ruhsatı düzenlendikten sonra ruhsat sahasında kültür varlığına rastlanılması ve bu alanda Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın uygun görüşünün alınamamasına bağlı olarak madencilik faaliyetlerinin icra edilemez duruma gelmesi halinde, ruhsat sahası için yapılmış olan yatırımlarla ilgili gerekli işlemlerin Maden Yönetmeliği'nin 122*nci maddesi kapsamında Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yürütüleceği hususu hükme bağlanmıştır.
Yenilenebilir enerji ve enerji arz güvenliği ile ilgili olarak enerji sektörünün karbonsuzlaştırılmasına yönelik politikalarımız; yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, enerji verimliliğinin iyileştirilmesi, nükleer enerji üretiminin portföye dahil edilmesi, geçiş yakıtı olarak doğal gazın kullanılması ve hidrojen, batarya depolama, karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) gibi yenilikçi teknolojilerin geliştirilmesine odaklanmaktadır.
Ancak yenilenebilir enerji kaynaklarının gerek mevsimsel gerekse gün içi atmosferik değişimlerden doğrudan etkilenmesi nedeniyle literatürde yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi "kesintili üretim", doğal gaz ve kömür yakıtlı santraller ile rezervuar biriktirme özelliği dolayısıyla barajlı hidroelektrik santraller ise "baz yük santralleri" olarak tanımlanmakta olup, doğal gaz ve kömür santralleri teorik olarak 9090 kapasite faktörü ile çalışabilmekte iken, buna karşın rüzgâr, güneş ve nehir tipi hidroelektrik santraller ise çok daha düşük kapasite (Ülkemizde güneş 9620, rüzgâr 9034, nehir tipi santraller ise 9625 ortalama kapasite faktörlerine sahiptir) faktörlerinde çalışmaktadır.
Ülkemizin en yüksek seviyede sistem güvenliğinin sağlanması gerekliliği ile hızla artan enerji ihtiyacı göz önüne alındığında, mevcut baz yük santrallerinin sistemdeki varlıklarını sürdürmeleri bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim bu santraller, yenilenebilir enerji üretiminin düşüş yaşadığı anlarda dahi şebekeye güvenilir ve kesintisiz güç sağlayarak sistem kararlılığını garanti altına almaktadır.
Bununla birlikte elektrik enerjisi arz portföyümüzde yerli kömür yakıtlı santrallerin bulunması yenilenebilir karşıtı bir politika güdüldüğü anlamına gelmemektedir. Milli Enerji ve Maden Politikasında belirlenen vizyon ile birlikte yenilenebilir enerji yatırımlarına hız verilmiş; son 8 yılda güneş enerjisine dayalı elektrik kurulu gücümüz 3.421 MW'dan 24.216 MW'a, rüzgâr enerjisine dayalı elektrik kurulu gücümüz ise 6.516 MW'dan 14.147 MW'a ulaşmıştır. Hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal gibi diğer yenilenebilir enerji kaynakları dahil edildiğinde Ülkemiz yenilenebilir kurulu gücü 2025 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla 74.746 MW'a ulaşmıştır. Yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretimi 2024 yılında 164.339 TWh'e ulaşmıştır. Son yıllarda yapılan yeni bağlantı kapasite tahsislerine de bakıldığında, neredeyse tüm kapasitenin rüzgâr ve güneş ağırlıklı olmak üzere yenilenebilir enerjiye ayrıldığı SEZGİN TANRIKULU'NUN YAZILI SORU DEM PORN ÖNERGESİNE İLİŞKİN CEVAPLAR i 0 görülecektir. Bakanlığımızca açıklanan Yenilenebilir Enerji 2035 Yol Haritası'na göre, rüzgâr ve güneş enerjisi kurulu gücünün 2035 yılına kadar 120.000 MW seviyesine ulaştırılması hedeflenmektedir.
Türkiye Ulusal Enerji Planı'na göre, 2020 yılında elektrik üretiminde 9634,5 paya sahip olan kömürden elektrik üretimi oranı 2053 yılına kadar azalmaya devam edecektir. Ancak bu tesisler, teknik ömürleri süresince sistem esnekliği ve arz güvenliği açısından katkı sağlamaya devam edecektir.
Bakanlığımızın bu yaklaşımı; uluslararası iklim taahhütleriyle uyumlu şekilde, enerji arz güvenliğini gözetirken düşük karbonlu enerji dönüşümünü planlı, kademeli ve dengeli biçimde sürdürmektir. Nitekim Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve Türkiye'nin taraf olduğu, iklim değişikliğiyle mücadele çabalarının merkezinde yer alan Paris Anlaşması, kömürün tamamen kullanımının sonlandırılmasına dair herhangi bir taahhüt içermemektedir.
Alparslifn BAYRAKTARBakan