Suriye Ordusu tarafından Suriye'nin kuzeydoğusundaki terör unsurlarına yönelik başlatılan askeri operasyona ilişkin
Kaynak göster
Öznur Bartin (DEM Parti), 29 Ocak 2026 tarihinde 7/39771 esas numaralı yazılı soru önergesi verdi; muhatap: Cumhurbaşkanı Yardımcılığı. TBMM’nin kaydına göre süresi geçtikten sonra cevaplandı (verilişinden 46 gün sonra, 16 Mart 2026).
Öznur Bartin (DEM Parti, Hakkari). “Suriye Ordusu tarafından Suriye'nin kuzeydoğusundaki terör unsurlarına yönelik başlatılan askeri operasyona ilişkin”. TBMM 28. Dönem yazılı soru önergesi 7/39771, 29 Ocak 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/soru-onergesi/7-39771-suriye-ordusu-tarafindan-suriye-nin-kuzeydogusundaki-teror-unsurlarina-yonelik-baslatilan (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Yazili-Soru-Onergesi-Detay/0cbc495a-bb0d-45c1-9b66-019c0e0c05cd
ÖNERGENİN YOLCULUĞU
- TBMM'ye verildi
- 15. gün
- Bakanlık cevapladı
Verilişten cevaba 46 gün. Tarihler TBMM kaydından.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Aşağıdaki sorularımın, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından Anayasanın 98 ve İç Tüzüğün 96. ve 99. Maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Kuzey ve Doğu Suriye'de yer alan Kobani kenti, modern Orta Doğu tarihinde yalnızca bir askeri savunma hattı değil; aynı zamanda uluslararası güvenlik süreçleri, yerel demokrasi deneyimleri ve halkların kolektif direnişi açısından simgesel bir kırılma noktasıdır. Kobani'nin 26 Ocak 2015'te IŞİD?den kurtarılması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin uluslararası güvenliğe ilişkin kararlarıyla uyumlu biçimde yürütülen çok taraflı iş birliği ile yerel toplumsal direncin kesiştiği tarihsel bir moment olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle Kobani, yalnızca bir kent değil; uluslararası güvenlik mimarisinin sahadaki önemli örneklerinden biri olarak ele alınmalıdır.
Bununla birlikte bugün Kobani, fili, sistematik ve süreklilik arz eden bir kuşatma rejimi altında bulunmaktadır. Elektrik, içme suyu, yakıt, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi; kentte yaşayan sivilleri yaşam hakkından yoksun bırakmakta, özellikle çocuklar, yaşlılar ve hastalar açısından telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, klasik bir güvenlik tedbiri olarak değil; yaşamı hedef alan yapısal bir baskı ve zorlayıcı siyasal araç olarak tezahür etmektedir.
Gerekçenin tamamını göster (8 paragraf daha)Gerekçeyi kısalt
Uluslararası insancıl hukuk literatüründe kuşatma yoluyla sivillerin temel ihtiyaçlara erişiminin engellenmesi, kolektif cezalandırma kapsamında değerlendirilmekte ve açık biçimde yasaklanmaktadır. 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokoller, çatışma hâllerinde dahi sivillerin korunmasını mutlak bir norm olarak düzenlemiştir. Dolayısıyla Kobani'de uygulanan kuşatma, yalnızca bir ihlal değil; süreklilik kazanan ağır bir hukuk dışılık hâlidir. Bu bağlamda kuşatmanın kaldırılması, insani bir çağrıdan öte, bağlayıcı bir hukuki zorunluluktur.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Associated Press (AP), Reuters, Die Zeit, Il Fatto Ouotidiano ve benzeri saygın kaynakların aktardığı veriler, Kobani'de yaşananların geçici ya da istisnai olmadığını, kurumsallaşmış bir insani kuşatma düzenine dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Zorunlu göçler, sağlık sisteminin çökmesi ve çocuk ölümleri, kuşatmanın toplumsal dokuyu hedef alan sonuçlarını açık biçimde göstermektedir.
Kuşatma olgusu yalnızca insani sonuçlar üretmemekte; aynı zamanda Suriye'de barışın, siyasal çözümün ve toplumsal uzlaşının önünü yapısal olarak tıkamaktadır.
Siyasal bilimler literatüründe yaygın biçimde kabul edildiği üzere, kuşatma ve abluka rejimleri müzakereyi değil, radikalleşmeyi ve çatışma sarmalını besler. Bu nedenle Kobani kuşatmasının kaldırılması, Suriye'deki geçici yönetimin diplomatik yollarla ikna edilmesini de içeren, barışçıl çözümün ön koşullarından biridir.
Bu tablo, Türkiye'de yürütüldüğü ifade edilen barış ve demokratik toplum süreciyle doğrudan bağlantılıdır. Sınırın hemen ötesinde Kürt sivillerin kuşatma, açlık ve ölüm tehdidi altında yaşadığı bir ortamda; Türkiye'de güvene dayalı, kalıcı ve kapsayıcı bir barışın inşası mümkün değildir. Barış süreçleri yalnızca iç politik düzenlemelerle değil, komşu coğrafyalardaki çatışma pratikleriyle kurulan etik ve politik tutarlılıkla güç kazanır.
Türkiye Cumhuriyeti, coğrafi konumu, diplomatik kapasitesi ve sahadaki aktörler üzerindeki etkisi nedeniyle, Kobani kuşatmasının kaldırılmasında belirleyici bir rol oynayabilecek sınırlı sayıdaki aktörlerden biridir. Türkiye'nin Gazze bağlamında savunduğu "ablukanın kaldırılması", "insani koridorların açılması" ve "sivillerin korunması" yönündeki normatif tutum, uluslararası alanda ahlaki ve hukuki bir pozisyon olarak sunulmuştur. Bu normatif çerçevenin Kobani için işletilmemesi, dış politikada ilkesel tutarlılık sorununu derinleştirmektedir.
Bu bağlamda Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın, yalnızca insani yardımların geçişine açık olacak şekilde derhal açılması; kuşatmanın fiilen kırılması açısından stratejik bir eşik niteliğindedir. Kapının kapalı tutulması, kuşatmanın idari ve fiili unsurlarından biri hâline gelmiştir. Kapının açılması ise Türkiye'nin, çatışmayı değil yaşamı, hukuku ve barışı önceleyen bir diplomatik aktör olduğunu somut biçimde gösterecektir.
Bu bağlamda;
SORULAR
Kobani'de Kürt sivillerin kuşatma koşulları altında yaşamlarını yitirmesinin, Türkiye'de yürütülen barış, normalleşme ve demokratik toplum süreci üzerinde yarattığı toplumsal güven ve siyasal meşruiyet etkilerine ilişkin Cumhurbaşkanlığı bünyesinde hazırlanmış bir politika değerlendirmesi mevcut mudur?
Sınırın öte yakasında siviller ölürken sınır kapılarının kapalı tutulmasının, Türkiye'nin iç barış ve toplumsal uzlaşma hedefleri açısından doğurduğu ahlaki, siyasal ve stratejik sonuçlar kamu yönetimi perspektifiyle ele alınmış mıdır?
Hükümetin, Kobani kuşatmasının kaldırılması ve Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın açılması yoluyla bölgesel diyalog, çatışmasızlık ve kalıcı barışın inşasına katkı sunmayı hedefleyen yazılı ve bağlayıcı bir kamu politikası bulunmakta mıdır?
Kobani kuşatmasının sürmesinin, Türkiye'nin Kürt meselesi bağlamında yürütülmesi öngörülen barışçı çözüm arayışlarını zayıflattığı yönündeki değerlendirmeler doğrultusunda herhangi bir kurumsal etki ve risk analizi yapılmış mıdır?
Bakanlığın cevabı
Taranmış belgeden okundu · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ·
İlgi (o : 12.02.2026 tarihli ve E-43452547-120.07.04-1798147 sayılı yazınız.
Anayasanın 98 inci maddesi uyarınca Başkanlığınızca tarafıma gönderilen yazılı soru önergelerinden, Cumhurbaşkanlığı Merkez Teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına Bağlı Kurum ve Kuruluşların görev alanına giren konulara ilişkin önergeler cevaplandırılmaktadır.
I sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca bakanlıkların görev ve yetki alanına giren önergeler bakanlıklar tarafından cevaplandırılmaktadır.
Bu itibarla, Hakkari Milletvekili Sayın Öznur BARTİN tarafından verilen 7/39770 ve 7/39771 esas numaralı yazılı soru önergelerinde bahsi geçen hususlar Milli Savunma Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığının görev ve yetki alanına girmektedir.
Bilgilerini ve gereğini arz ederim.
Cevdet YILMAZ Cumhurbaşkanı Yardımcısı İnternet Adresi: www.tccb.gov.r Telefon No:(312) 525 43 82
Cevdet YILMAZCumhurbaşkanı Yardımcısı