Van-Hakkari karayolunun iyileştirilmesi ve yol güvenliğinin artırılması için yapılan çalışmalara ilişkin
Kaynak göster
Öznur Bartin (DEM Parti), 26 Mart 2026 tarihinde 7/42634 esas numaralı yazılı soru önergesi verdi; muhatap: İçişleri Bakanlığı. TBMM’nin kaydına göre süresi geçtikten sonra cevaplandı (verilişinden 189 gün sonra, 1 Ekim 2026).
Öznur Bartin (DEM Parti, Hakkari). “Van-Hakkari karayolunun iyileştirilmesi ve yol güvenliğinin artırılması için yapılan çalışmalara ilişkin”. TBMM 28. Dönem yazılı soru önergesi 7/42634, 26 Mart 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/soru-onergesi/7-42634-van-hakkari-karayolunun-iyilestirilmesi-ve-yol-guvenliginin-artirilmasi-icin-yapilan-calis (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Yazili-Soru-Onergesi-Detay/67fd2293-6704-4e31-892b-019d2e2f00ac
ÖNERGENİN YOLCULUĞU
- TBMM'ye verildi
- 15. gün
- Bakanlık cevapladı
Verilişten cevaba 189 gün. Tarihler TBMM kaydından.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Aşağıdaki sorularımın, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi tarafından Anayasanın 98 ve İç Tüzüğün 96. ve 99. Maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Öznur Bartin
Van—Hakkâri Karayolu, uzun yıllardır kamu otoritelerinin bilgisi dâhilinde olan ancak giderilmeyen yapısal, jeoteknik ve mühendislik eksiklikleri nedeniyle kronik bir güvenlik riski üretmeye devam etmektedir. Söz konusu güzergâh, yalnızca trafik kazalarıyla değil; kaya düşmesi, heyelan, toprak kayması ve yamaç stabilitesi sorunlarıyla da çok boyutlu bir afet-risk hattına dönüşmüş durumdadır.
Gerekçenin tamamını göster (10 paragraf daha)Gerekçeyi kısalt
30 Kasım 2025 tarihinde Zernek Barajı çevresinde meydana gelen ve üç yurttaşın yaşamını yitirdiği kaza; yol geometrisi, bariyer eksikliği ve koruyucu sistemlerin yetersizliğinin doğrudan sonucu olarak kayıtlara geçmiştir. Bununla birlikte aynı güzergâhta 2025 yılı içerisinde gerçekleşen ve çok sayıda yurttaşın yaşamını yitirdiği kazalar, sorunun münferit değil yapısal olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Öte yandan 25 Mart 2026 tarihinde Hakkâri—Yüksekova kara yolunun Çöplük ve Yeniköprü mevkilerinde meydana gelen heyelan; yalnızca bir doğa olayı değil, önceden öngörülebilir ve gerekli mühendislik tedbirleriyle etkisi azaltılabilir bir riskin gerçekleşmesidir. Yoğun yağış sonrası zeminin gevşemesi, yamaç stabilitesinin sağlanmamış olması ve yeterli kaya tutucu sistemlerin bulunmaması nedeniyle büyük kaya parçaları ve toprak kütleleri yola akmış; bölgenin tek ana ulaşım arterinin tamamen kapanmasına yol açmıştır.
Bu olay sonucunda:
" o Yüksekova'nın Van ve Hakkâri ile kara bağlantısı saatlerce kesilmiş, "e Yurttaşlar yolda mahsur kalmış, " Hastalar ve acil durum taşıyan araçlar ilerleyememiş, "e Kamuhizmetlerine erişim fiilen durmuştur.
Bu tablo, yalnızca teknik bir altyapı sorunu değil; aynı zamanda kamusal hizmet sunumunda eşitsizlik ve ihmal tartışmasını da beraberinde getirmektedir. İlgili Bakanlığa defalarca yönelttiğimiz soru önergelerine verilen yanıtlarda "çalışmaların sürdüğü", "çelik ağ ve perde duvar uygulamalarının yapıldığı" ifade edilmesine rağmen, sahada yaşanan gerçeklik bu beyanlarla örtüşmemektedir.
Şayet iddia edildiği gibi çelik perde sistemleri, kaya tutucu ağlar ve yamaç stabilizasyon projeleri bütüncül şekilde hayata geçirilmiş olsaydı; 25 Mart 2026 tarihinde yaşanan heyelan ve yol kapanması gerçekleşir miydi? Aynı şekilde, 16 Kasım 2025 tarihinde Ser& Solan mevkiinde yaşanan ve iki yurttaşın yaşamını yitirdiği kaya düşmesi vakası önlenemez miydi?
Bu noktada temel sorun; parçalı, reaktif ve gecikmeli müdahaleler yerine bütüncül risk yönetimi yaklaşımının hayata geçirilmemesidir. Van—Hakkâri hattı artık "yüksek riskli yol" kategorisinin ötesinde, sürekli can kaybı üreten bir yapısal güvenlik sorunu hâline gelmiştir. Bu durum, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerin ihlali anlamına gelmektedir.
Daha kaç yurttaşın yaşamını yitirmesi beklenmektedir? Ulaşım hakkı, can güvenliği ve kamu hizmetlerine erişim hakkı bakımından bölge halkının maruz bırakıldığı bu tablo, idarenin önceliklendirme politikalarının sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Hakkâri hattında yaşanan bu ihmal zinciri, kamusal hizmetlerde bölgesel eşitsizlik ve ayrımcılık iddialarını güçlendirmektedir.
Bu çerçevede, Van-Hakkâri Karayolu'nda yaşam hakkını esas alan bütüncül ve bilimsel bir risk yönetimi yaklaşımının hayata geçirilmemesi hâlinde ortaya çıkacak her yeni can kaybı, yalnızca teknik bir eksiklik değil; doğrudan iktidarın ve ilgili Bakanlıkların siyasi sorumluluğu kapsamında değerlendirilmesi gereken öngörülebilir bir ihmal olarak kayıtlara geçecektir.
Bu bağlamda;
SORULAR
25 Mart 2026 tarihinde meydana gelen heyelan sonrası yurttaşların saatlerce yolda mahsur kalması, kamu otoritesinin kriz yönetiminde açık bir zafiyet gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, Bakanlığınızın yurttaşın can güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini göstermemekte midir?
Afet riski önceden bilinen bir güzergâhta etkili bir acil eylem planının devreye alınamaması, idarenin öngörülebilir risklere karşı hazırlıksız olduğunu ve bu nedenle doğrudan sorumluluk taşıdığını kabul etmekte midir?
Yurttaşların sağlık hizmetlerine erişemediği, hastaların yolda kaldığı bir tabloda, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanamaması Bakanlığınız açısından açık bir idari ihmal değil midir?
Valilik ve kaymakamlıkların gerekli önleyici tedbirleri almamış olması karşısında herhangi bir idari işlem yapılmamış olması, bu ihmallerin kurumsal olarak görmezden gelindiğini göstermemekte midir?
Bu tür olayların tekrar etmesi, kriz yönetiminin değil krizlerin yönetilememesinin süreklilik kazandığını göstermekteyken, Bakanlığınız bu tablo karşısında siyasi sorumluluğunu üstlenmekte midir?