Kanser hastası bir kişinin yanlış tanı ve tedavi nedeniyle mağdur edildiği iddiasına ilişkin
Kaynak göster
Serhat Eren (DEM Parti), 5 Mayıs 2026 tarihinde 7/44246 esas numaralı yazılı soru önergesi verdi; muhatap: Sağlık Bakanlığı. Cevaplanmadı (TBMM: “Cevaplanmadığı Gelen Kağıtlarda İlan Edildi”).
Serhat Eren (DEM Parti, Diyarbakır). “Kanser hastası bir kişinin yanlış tanı ve tedavi nedeniyle mağdur edildiği iddiasına ilişkin”. TBMM 28. Dönem yazılı soru önergesi 7/44246, 5 Mayıs 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/soru-onergesi/7-44246-kanser-hastasi-bir-kisinin-yanlis-tani-ve-tedavi-nedeniyle-magdur-edildigi-iddiasina-ilisk (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Yazili-Soru-Onergesi-Detay/fcc6235f-311f-41f8-ac7b-019dfbf9b898
ÖNERGENİN YOLCULUĞU
- TBMM'ye verildi
- 15. gün
- Bugün · cevap yok
TBMM kaydına göre cevaplanmadı (“Cevaplanmadığı Gelen Kağıtlarda İlan Edildi”). Verilişinden bu yana 163 gün geçti.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu tarafından Anayasa'nın 98'inci ve İçtüzüğün 99'[okunamadı]'uncu maddeleri gereğince yazılı olarak yanıtlanmasını arz ederim.
Diyarbakır'da tedavi gören Murat Atalay'm 2022 yılından bu yana devam eden ağır hastalık ve tedavi sürecine ilişkin olarak ailesi tarafından tarafımıza iletilen bilgiler, ÇİMER başvuruları, Dicle Üniversitesi Hastanesi tarafından verilen cevaplar ve tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde, sağlık hakkı, hasta hakları ve yaşam hakkı bakımından ciddi ihlal şüphesi doğuran bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Murat Atalay'm hastalık süreci Mart 2022'de başlamış, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde hematoloji kliniğinde değerlendirilmiş, ailesinin beyanına göre kendisine granülositik sarkom/AML-M3 tanısı konulmuş, yaklaşık sekiz ay boyunca kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanmış, hatta ilik nakli süreci gündeme gelmiştir. Aile, bu süreçten sonra hastalığın metastaz yaptığı bilgisinin doğrudan hastaya söylendiğini, bunun üzerine Dicle Üniversitesi Hastanesinde tedaviye devam etmek istemediklerini ve Ankara Hacettepe Üniversitesi Hastanesine başvurduklarını ifade etmektedir. Ailenin ÇİMERbaşvurusundayer alan anlatıma göre Hacettepe Üniversitesinde hastanın AML değil KML olduğu belirtilmiş, tedavi süreci buna göre yeniden düzenlenmiş ve akıllı ilaç tedavisine başlanmıştır.
Gerekçenin tamamını göster (6 paragraf daha)Gerekçeyi kısalt
Bu süreçte aile, yanlış tam ve yanlış tedavi nedeniyle Dicle Üniversitesi Hastanesi aleyhine dava açmıştır. Ancak ailenin ÇİMER'e yaptığı başvurularda, dava açılmasının ardından hastanenin hematoloji bölümünde görev yapan Prof. Dr. M.O.A. tarafından aile üzerinde baskı kurulduğu, davanın geri çekilmesi halinde tedaviyle ilgilenileceği, aksi halde hastaya ilaç yazılmayacağı ve yatış verilse dahi bakılmayacağı yönünde ifadeler kullanıldığı belirtilmiştir. Başvuruda ayrıca 19 Kasım 2025 tarihinde ilaç yazdırmak amacıyla Dicle Üniversitesi Hastanesine gidildiği, önce başka bir hekime yönlendirildikleri, ardından Prof Dr. M.O.A. ile görüşüldüğü, bu görüşmede taksi şoförü olan tanığın odadan çıkarıldığı ve aileye "bizi mahkemeye verdiğiniz için ekip olarak karar aldık, size ilaç ve yatış olursa dahi bakılmayacak, mahkemeyi geri çekerseniz ben ilgilenirim" anlamına gelen sözlerin söylendiği aktarılmıştır. Ailenin ikinci ÇİMER başvurusunda ise hastanenin daha önce verdiği "ilaç yazılmıştır" içerikli cevabına itiraz edilmiş, ilacın daha önce davadan haberdar olunmadığı dönemde yazıldığı, dava öğrenildikten sonra ise ilaç yazılmadığı ifade edilmiştir. Aynı başvuruda engelli sağlık kurulu raporu sürecinde de dava gerekçe gösterilerek işlemlerin aksatıldığı, hastane görevlilerinin "bizi neden mahkemeye verdiniz" şeklinde ifadeler kullandığı, ayrıca 2022 yılında endikasyon dışı ilaç aldırıldığı, bu ilacın kısa süre sonra kullanılmayacağının söylendiği ve ailenin 204 bin liralık zarara uğradığı belirtilmiştir.
Dicle Üniversitesi Hastanesi tarafından hazırlanan cevap yazısında ise ailenin beyanları tümüyle reddedilmiş; hastaya hiçbir aşamada AML-M3 tanısı konulmadığı, yanlış tanı veya hizmet kusuru bulunmadığı, "davanızı geri çekerseniz sizinle ilgileniriz" şeklinde bir ifade kullanılmadığı, bu yönde tamik beyanı veya somut delil bulunmadığı, herhangi bir disiplin soruşturması da yürütülmediği belirtilmiştir. Aynı yazıda hastanın tedavi sürecinin Haziran 2025 tarihinde de devam ettiği ve reçetesinin düzenlendiği ifade edilerek, ayrımcı veya cezalandırıcı bir tutum bulunmadığı savunulmuştur.
Ancak dosyada yer alan belgeler, hastane cevabı ile aile beyanları arasında ciddi ve açıklığa kavuşturulması gereken çelişkiler bulunduğunu göstermektedir. 22 Mart 2024 tarihli sitoloji raporunda "malignite pozitif yayma ve hücre bloğu", "yoğun blastik hücreler" ve "sitolojik bulgular myeloproliferatif hastalık tutulumu ile uyumludur" ifadeleri yer almaktadır. Aynı raporda klinik öykü kısmında "AML tanılı hasta" ifadesinin bulunması, hastanenin "hiçbir şekilde AML-M3 tanısı konulmadı" yönündeki savunmasının ayrıntılı biçimde incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu olayda temel mesele yalnızca tıbbi tanı tartışması değildir. Bir kamu hastanesinde tedavi gören ağır hasta bir yurttaşın, dava açtığı gerekçesiyle sağlık hizmetine erişiminin engellenip engellenmediği, ilaç yazdırma ve yatış hakkının fiilen baskı aracına dönüştürülüp dönüştürülmediği, hasta yakınlarının beyan ettiği tanıkların dinlenip dinlenmediği, kamera kayıtlarının incelenip incelenmediği ve ilgili hekimler hakkında etkin bir idari soruşturma yürütülüp yürütülmediği açıklığa kavuşturulmalıdır.
Kanser tedavisi gören, yüzde 93 engelli olduğu belirtilen, hareket kabiliyeti ciddi biçimde sınırlanmış bir hastanın ilaç ve tedaviye erişiminin tartışmalı hale gelmesi dahi başlı başına ağır bir kamu sorumluluğu doğurmaktadır. Sağlık hizmeti hiçbir koşulda dava, şikâyet veya hukuki başvuru hakkının kullanılmasına bağlı hale getirilemez. Hastanın yargı yoluna başvurması, idare ve sağlık personeli bakımından bir cezalandırma gerekçesi olamaz. Bu nedenle Murat Atalay'ın tedavi sürecinin, CİMER başvurularının, hastane cevaplarının, kamera kayıtlarının, tanık beyanlarının ve tüm tıbbi belgelerin Sağlık Bakanlığı tarafından bağımsız, etkin ve şeffaf biçimde incelenmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda;
SORULAR
Murat Atalay hakkında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ilk konulan tanı nedir? Bu tanı hangi tarihli patoloji, sitoloji ve hematolojik bulgulara dayanmaktadır? 2. 22.03.2024 tarihli sitoloji raporunda yer alan "AML tanılı hasta" ifadesi hangi klinik değerlendirmeye dayanmaktadır? Bu ifade hastane kayıtlarına nasıl yansımıştır? 3. Hastane tarafından verilen resmi cevapta "hastaya hiçbir aşamada AML-M3 tanısı konulmadığı" belirtilmesine rağmen, hasta dosyasında ve tıbbi belgelerde yer alan ifadeler arasındaki çelişki nasıl açıklanmaktadır?
Murat Atalay'ın tedavi sürecine ilişkin olarak Sağlık Bakanlığı tarafından bugüne kadar herhangi bir idari inceleme veya tıbbi denetim yapılmış mıdır? Yapıldıysa sonuçları nelerdir?
Yapılmamış ise, tanı ve tedavi sürecine ilişkin bu denli ciddi çelişkiler bulunmasına rağmen neden herhangi bir inceleme başlatılmamıştır?
Hasta yakınlarının CİMER başvurularında, Prof. Dr. M.O.A.'nın davanızı geri çekerseniz sizinle ilgileniriz, aksi halde tedavi uygulanmayacak" yönünde beyanda bulunduğu iddiası hakkında herhangi bir idari veya disiplin soruşturması başlatılmış mıdır?
Bu iddiaların araştırılması kapsamında, başvuruda tanık olarak belirtilen kişilerin ifadelerine başvurulmuş mudur?
19 Kasım 2025 tarihinde Murat Atalay'ın ilaç yazdırmak amacıyla hastaneye başvurduğu saat aralığına ilişkin kamera kayıtları incelenmiş midir? İncelenmiş ise bulgular nelerdir?
Aynı tarihte hastaya ilaç yazılmaması yönünde bir karar alınıp alınmadığı araştırılmış mıdır? Bu konuda herhangi bir tutanak veya kayıt bulunmakta mıdır? 10. Murat Atalay'ın, Dicle Üniversitesi Hastanesinde ilaç yazdırılamadığı için Muş Devlet Hastanesine gitmek zorunda kaldığı iddiası araştırılmış mıdır? Bu iddiaya ilişkin Bakanlığınıza ulaşan herhangi bir veri bulunmakta mıdır?
Hastane tarafından verilen cevapta hastanın tedavisinin devam ettiği belirtilmesine rağmen, hasta yakınlarının ilaç yazılmadığı yönündeki beyanları nasıl açıklanmaktadır? 12. Murat Atalay'ın engelli sağlık kurulu raporu sürecinin uzatıldığı ve işlemlerin geciktirildiği iddiaları hakkında herhangi bir inceleme yapılmış mıdır? 13. Hasta yakınlarının beyanlarına göre sağlık personeli tarafından "neden dava açtınız" şeklinde ifadeler kullanıldığı iddiası araştırılmış mıdır?
2022 yılında hastaya endikasyon dışı ilaç aldırıldığı ve kısa süre sonra bu ilacın kullanılmayacağının söylendiği iddiası doğru mudur? Bu ilaç için yapılan harcamanın karşılanmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmış mıdır?
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde son 5 yıl içerisinde hasta hakları ihlali, yanlış tanı veya tedaviye erişimin engellenmesi iddiasıyla kaç başvuru yapılmıştır? Bu başvuruların kaçı hakkında idari işlem başlatılmıştır?
Kamu hastanelerinde, hasta veya hasta yakınlarının dava açması veya şikâyette bulunması nedeniyle sağlık hizmetine erişimin sınırlandırılması halinde uygulanacak yaptırımlar nelerdir?
Sağlık Bakanlığı, Murat Atalay dosyasında ortaya çıkan çelişkiler ve iddialar karşısında bağımsız bir müfettiş incelemesi başlatmayı planlamakta mıdır?
Bu önerge cevaplanmadı; bakanlığın bir cevap yazısı yok.
Hata bildir