5237 Sayılı Türk Ceza Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
1 milletvekilinin imzasıyla sunuldu
Kaynak göster
2/1444 esas numaralı kanun teklifi 13 Eylül 2018 tarihinde TBMM Başkanlığına sunuldu; ilk imza: Meral Danış Beştaş (DEM Parti); 1 imza. Son durum (TBMM): KOMİSYONDA.
Meral Danış Beştaş (DEM Parti, Erzurum). “5237 Sayılı Türk Ceza Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”. TBMM 28. Dönem kanun teklifi 2/1444, 13 Eylül 2018. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/kanun-teklifi/2-1444-5237-sayili-turk-ceza-yasasinda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/2facec34-dd73-40e5-aa3e-0189abfe7afb
SÜREÇ
Teklifin yolculuğu
-
TBMM Başkanlığına sunuldu1 imza
-
tarih kaydı yokEsas komisyona havaleAdalet Komisyonu
-
tarih kaydı yokKomisyon görüşmesi (şu anki aşama)Komisyonda bekliyor
-
tarih kaydı yokGenel KurulHenüz gelmedi
-
tarih kaydı yokKabul edildiHenüz yok
-
tarih kaydı yokResmî GazeteHenüz yok
TEKLİFİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.
İLK İMZA
İlk imza sahibi
MADDELER
Neler düzenleniyor?
Genel gerekçeyi oku (6 paragraf)Genel gerekçeyi kapat
Son yıllarda çeşitli vesilelerle galeyana gelen halk kitlelerinin şiddet eylemlerini desteklemesi neticesinde toplumda linç girişimleri ve toplumsal şiddet olayları artmıştır. Ancak linç girişimine karışan her bireyin hukuk önünde, hukuki yollarla hesap vermesi gerekir. Aksi halde; kişilerin hukuka başvurmaksızın kendi adaletlerini yaratma güdüsü yaygın bir hal alır ve bu da kamu düzeninin bozulmasına yol açar ve hukuk devletine de zarar verir. Bu nedenle, linç girişimlerini haklı gösterir, destekler hatta teşvik eder görünen kişilerin mutlaka soruşturmaya tabii tutulması da gerekir.
Az evvel de ifade ettiğim üzere halk kitleleri linç ederek öldürme eylemlerinin "haklılığına" dahi inanmış durumdadır. Geçtiğimiz yıl gerçekleşen 7 Haziran Genel Seçimleri öncesi partimiz birçok il ve ilçede linçe maruz kalmış, birçok yerde parti binalarımız yakılmış, taşlanmış, parti çalışanları ile milletvekili adayları darp edilmiş, hakarete maruz kalmıştır. Yine Kürt işçiler batı illerinde halkın şiddet içerem eylemlerine maruz kalmış, yaralanmış, göçe zorlanmıştır. Kürt vatandaşlara ait işyerlerinin yakılması gibi olaylar sıklıkla yaşanmış, bu şiddet eylemlerini gerçekleştiren vatandaşlar yaşananların haklı tepkiler olduğunu ifade etmişlerdir. Vatandaşların 155 hattını arayarak komşusunun Kürtçe konuştuğunu ihbar eder hale gelmiş, Kürtçe şarkı söyleyen vatandaş fiziksel şiddetin odağı olabilmiştir. Bilinen bir örnek de şu şekilde gerçekleşmiştir: 7 Mayıs 2010'da, br siyasi partinin Deniz Gezmiş'in resmi olan bir afişi asma izni almak için kaymakamlığa başvurması üzerine kaymakamlık "Yapacağınız bu olay suç ve suçluyu övme olacaktır.. Yayar ve asarsanız linç edilirsiniz, ben bile sizi kurtaramam. " şeklinde cevap vermiştir. Bir diğer bilinen örnek de 2006 yılında öğenciler tarafından gerçekleştirilen protesto gösterisi üzerine öğrencilerin linç edilmek istenmesinin, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah tarafından "Gerekli ve güzel bir tepki" olarak ifade edilmiş olmasıdır. Kuşkusuz çeşitli linç kapsamında yapılan çeşitli açıklamalar bazan bu eylemi halk nazarında meşru göstermiştir.
Elbette Giderek artan ve toplumda gerilime yol açan bu eylemler toplumsal kırılmayı derinleştirmektedir. Esasında bu tür şiddet eylemleri kamu düzenini bozmakta, toplumsal olayların şiddetinin dozunu giderek artırmaktadır. Kamu düzeninin bozulmasına yol açan ve hatta ülke halkarı arasında derin uçurumlar yaratan bu eylemlerin bir ceza yaptırımına bağlanması elzemdir. Gelişmiş ülkelerde linç ayrı bir suç olarak düzenlenirken, Türkiye'de ise mahkemelerde linç kapsamındaki şiddet eylmeleri müessir fiil olarak ya da ölüm var ise cinayet olarak değerlendirilmektedir. Kuşkusuz bu bakış açısı ve sadece gerçekleşen eylem bazında cezalandırma yöntemi tehlikelidir. Linç suçunda suçun oluşumuna ilişkin saikin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde toplumsal barış sağlanabilir ve hukuk devletinden söz edilebilir.
Dikkate değer bir diğer nokta da; linç kapsamındaki şiddet eylemlerinin kanunlar tarafından suç olarak tanınmamasının buna dair eylemleri meşru göstermesi olmuştur. Burada ortaya çıkan netice ise modern devletin kendini reddetmesi ya da modem hukuk devleti ilkesinden vazgeçilmesi noktasında tezahür etmektedir. Yani kişilerin kendince benimsemediği başka bir durumu kendi yöntemleri ile cezalandırması olan linç eylemi hukuk kurallarının da tanınmaması anlamına gelmektedir.
Buradan hareketle şunu da ifade etmek gerekir ki; ceza mevzuatı ihkak-ı hakkı yani bir grubun başka bir grubu kendi saiklerine göre cezalandırma yöntemlerini suç olarak kabul etmektedir. . Bütün hukuk sistemleri hakkın yetkili makamlara başvurulmaksızın doğrudan doğruya alınmasını suç saymış olup; bu bahisle bir grup insanın kendi siyasal, felsefi, etnik, cinsel veya dinsel saiklerine göre bir kişi veya grubu cezalandırmaya kalkması da bir suç tanımına kavuşmalıdır.
Bir hukuk devletinde bir grubun kendi kendine hukuk yaratması ve bunu kişi ya da kişilere zarar vererek uygulamaya kalkması; adalet mekanizmasının çöküşüne neden olmaktadır. Bunun önlenmesi ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla "linç" ceza mevzuatında tanımlanmalıdır.
Madde metinleri teklifin TBMM’ye sunulan metninden (PDF) yazıya döküldü.
İLGİLİ KAYITLAR