Tali Komisyon Sağlık, Aile, Çalışma ve
Sosyal İşler Esas Komisyon (Plan ve Bütçe
Tarih: 11-3-2024 |Esas No:2/2058
MELER re
Türkiye'de kadını yalnızca aile içinde tanımlayan ve kadın-erkek eşitliğini "fitratta yok" diyerek reddeden 22 yıllık hükümetin patriyarkal politikalarla kadının, işgücü piyasasına katılması yerine, hane içi emeği üstlenmesini teşvik etmesi ile ev işleri cinsiyetçi toplum yapısına göre şekillenmiş bunun sonucu olarak ise hane içi iş bölümünde yaşanan eşitsizlikler, kadının yoğun olarak üstlendiği karşılıksız emeği değersiz ve görünmez kılarken ev içi işler ve sorumluluklar kadınları gelir getirici çalışmaya katılmaktan alıkoymuştur. Nitekim, 2021 Aralık ayı verilerine göre işgücüne dâhil olan kadın sayısının 10 milyon 972 bin iken, engelli, yaşlı veya hasta bakımı ve ev işleri ile meşgul olmalarından dolayı işgücüne dâhil olamayan kadın ve erkek sayısının 13,3 milyon olduğu DİSK Genel İş'in yayımladığı Kadın Raporu'nda da belirtilmiştir. Kadınların çalışma hayatına katılımı önündeki en somut sorunun bakım sorunu ve ev işleri olduğu ev işleri ve bakım emeğinin, devletin, işverenin ve erkeklerin sorunu değil sadece "kadınların sorunu" olarak görülmekte olduğu ortadadır.
Yeniden üretim sürecindeki işleri yapan, bakım emeğini üstlenen ve "ev kadını" olarak tanımlanan ev emekçilerinin hiçbir güvencesi yoktur; erkeğe, devlete (yardımlar) bağımlı bir yaşam sürdürmektedirler. Sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerin meta ilişkilerine dönüştüğü neoliberal politikalar nedeniyle kadınların hane içindeki emeği, bakım yükü daha da ağırlaşmaktadır.
Ev işleri/ bakım hizmetleri toplumsallaşıncaya (işyerleri, devlet kurumları, belediyeler eliyle ücretsiz sunuluncaya) kadar ev emekçilerinin sosyal güvence ve emeklilik hakkını sağlamak, anayasanın eşitlik ilkesinin ve sosyal devlet olmanın gereğidir.
Öte yandan yüzde 90'ı kadın olan ev hizmetlerinde çalışan ev işçileri de görünmeyen işçiler olarak ağır hak ihlali ve ayrımcılık yaşamaktadırlar. Kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından ev emekçilerinin hak kayıpları oluşmaktadır. Özellikle iş kazası ve meslek hastalığı riski yüksek bir çalışma biçimi olan ev işçiliği sosyal güvenceden yoksun, emeklilik, meslek hastalıklarının tespiti, önlenmesi ve meslek hastalığı primleri gibi pek çok haktan faydalanamayan, iş güvencesizliği bulunan, kayıt dışılığı çok yüksek olan ve iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları kapsamı dışında bırakılan bir yapı sergilemektedir.
Ev işçileri sendikaları tarafından Türkiye'de I milyonun üzerinde ev işçisi olduğu ve bu işçilerin büyük çoğunluğunun kadınlardan oluştuğu belirtilmektedir. Kayıt dışı çalışma meslek hastalıkları ve iş kazası ve iş cinayetleri gibi riskleri artırmakta, özlük haklarının kötü olması ve sosyal güvenceden yoksunluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yönelik sorunlar, iş tanımlarının belirsizliği, ağır ve kötü çalışma koşulları, işverenin kötü muamelesi ve uygulamaları, sendikal hak ve özgürlüklerden tam anlamıyla faydalanamamanın yanı sıra taciz, şiddet, ayrımcılığa maruz kalma Türkiye'deki ev işçilerinin en temel sorunları arasındadır. Bu sorunlar ele alındığında, ev hizmetinde çalışma biçiminin, insana yakışır iş özelliklerini taşımadığı görülmektedir. Ev hizmetlerinde çalışan göçmen kadınların ise yerli emeğin karşılaştığı sorunların yanı sıra dil, kültür farklılığı gibi problemler de yaşadıkları, sıklıkla ayrımcılık içeren tutum ve davranışlarla karşılaştıkları görülmektedir. Göçmen kadınlar, ellerinden kimlik, pasaport gibi özel eşyalarının alınmak suretiyle denetim altında tutulmaktan dolayı sıkıntı yaşadıklarını dile getirmektedirler.
Dünyada 67 milyon ev işçisinin ortak sloganında söylendiği gibi; "Ev işi iş, ev işçisi işçidir". Bu kanun teklifi hem ev emekçisi kadınların hem de istihdam içerisinde çalışan ev işçilerinin sigorta ve emeklilik haklarını güvence altına almak üzere tasarlanmıştır.
ILO tarafından Ev İşçileri İçin İnsana Yakışır İş Hakkında 189 sayılı Sözleşme'de yapılan tanımlar dikkate alındığında "ev ya da hane halkı için veya ev içerisinde icra edilen işler..." ev işi, "istihdam ilişkisi içerisinde, ev işleri ile uğraşan herhangi bir kişi..." ev işçisi olarak tanımlanmıştır.
Ev işçileri 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değildir. Bu ayrımcılık yıllar içinde çözülmemiş tam tersine katlanarak büyümüştür. 6331 sayılı İş Güvenliği Yasası da ev işçilerini kapsamına almamıştır. Ev hizmetlerinde çalışanların sigortalılığı, 1/4/2015 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 6552 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa eklenen Ek 9 uncu maddesi ile bir veya birden fazla gerçek kişi tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içerisinde çalışma saati süresine göre hesaplanan çalışma gün sayısı 10 gün ve daha fazla olanlar ile aynı veya farklı gerçek kişi yanında 10 günden az çalışanlar şeklinde ikiye ayrılmıştır. Bu uygulama ile 10 günden az ev işçiliği yapan bir ev işçisi 5510 sayılı yasa ile kazanılmış hak olan 1 gün dahi çalışsa işçi olma hakkını kaybetmiş, ev işverenlerine sadece Wo2 iş kazası primi ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. İlgili düzenlemeye göre ev işlerinde 10 gün ve daha fazla çalışan sigortalılar hakkında 5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin hükümler uygulanmakta ve bu kapsamdaki sigortalılar için uzun vadeli, kısa vadeli, Genel Sağlık Sigortası primi ile işsizlik sigortası primi ödenmektedir. Ev işlerinde 10 günden az çalışan ev işçileri ise 5510 sayılı Kanunun 82. maddesine göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının "02'si oranında iş kazası ve meslek hastalığı sigortası primi ödenmekte olup bu kapsamdaki ev işçileri, adlarına ödenen primin ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar aynı kazancın otuz katına 9632,5'i oranında prim ödeyerek isteğe bağlı sigortalılıklarını gerçekleştirebilmektedirler. Aynı işveren yanında 10 günden az çalışan ev işçileri için işverenin uzun vadeli, kısa vadeli, Genel Sağlık Sigortası primi ile işsizlik sigortası primi ödeme yükümlüğü bulunmamaktadır. Bu doğrultuda bir ay içerisinde 10 günün altında çalışan ev işçileri genel sağlık sigortası ile birlikte uzun vadeli sigortalar içerisinde yer alan ölüm, malullük ve yaşlılık sigortaları kapsamı dışında kalmaktadırlar. Bu işçiler ayrıca kısa vadeli sigorta kollarından olan hastalık, analık ve işsizlik sigortalarından da yararlanamamaktadırlar. Bu doğrultuda ev işçileri işsizlik, hastalık ve analıkla ilgili haklara erişimde önemli sorunlar yaşamakta olup sağlık hakkına tam erişim sağlayamamakta ve emeklilik sistemine dâhil olamamaktadırlar.
Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanunun 4/l,a bendi kapsamında sigortalı sayılanların (iş sözleşmesiyle çalışanların) iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından yararlanmaları için ek bir şart aranmazken ev hizmetlerinde bir ayda 10 günden az çalışanların iş kazası ve meslek hastalığı durumunda Kurumdan yardım alabilmesi için iş kazasının olduğu tarihten en az on gün önce tescil edilmiş olması ve sigortalılığının sona ermemiş olması, prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şartı aranmaktadır. Bütün bu açıklamalardan ay içinde 10 günden az çalışan kişilerle ilgili olarak etkin ve yeterli bir korumanın sağlanamadığı görülmektedir. Bu husus hem 5510 sayılı yasaya hem de Anayasanın "kanun önünde herkes eşittir" eşitlik ilkesine, anayasaya ve diğer uluslararası sözleşmelere aykırılık teşkil etmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (LO) 2011 yılında Uluslararası Çalışma Konferansında kabul edilen '189 sayılı Ev İşçileri için İnsana Yakışır İş hakkında ILO Sözleşmesi", doğrudan ev işçilerinin haklarına odaklanan ilk uluslararası sözleşme niteliğinde olup, imzacı devletlere; ev işçilerinin haklarının korunmasını sağlamak üzere tüm tedbirleri almaları, temel insan haklarını gözetmeleri, insana yakışır iş ve yaşam koşullarını sağlamaları, çalışma sürelerini, fazla mesai ücretlerini, hafta tatillerini, yıllık ücretli izinleri düzenlemeleri, ev işçilerinin kendi örgütlerini kurma ve ilgili örgütlere üye olmalarını sağlamaları, her türlü ayrımcılık, suiistimal, taciz ve şiddet karşısında kapsamlı koruma, şikâyet mekanizmaları geliştirmeleri, sağlık ve barınma hizmetleri konusunda tedbirler almaları yükümlülükleri getirmektedir.
Dünya genelinde 40'ın üzerinde ülkenin onayladığı ancak Türkiye'nin halen onaylamadığı 189 sayılı Sözleşme'nin 13. Maddesi her ev işçisinin güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkına sahip olduğunu belirtmekte, İşçilerinin iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak amacıyla, ev işçiliğinin özgül niteliklerini dikkate alarak, ulusal yasalara, düzenlemelere ve pratiğe uygun gerekli tedbirleri alması gerektiğini belirtmektedir. Nitekim; Uluslararası Çalışma Örgütü (LO) Türkiye Ofisi, 17 Haziran 2021 tarihinde kamuoyu ile paylaştığı raporunda da ILO'nun 189 Sayılı Ev İşçileri için İnsana Yakışır İş ve 201 Sayılı ILO Tavsiye Kararı'ndaki yol ve yöntemlerin benimsenerek kullanılmasını ev işçilerinin insana yakışır işlere erişimleri için birincil bir unsur olarak vurgulamıştır.
Anayasa'nın 60. maddesine göre "herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir ve devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar". 4857 sayılı İş Kanunu, 6331 sayılı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve başta 189 sayılı ILO Sözleşmesi olmak üzere birçok uluslararası sözleşmeye göre sosyal güvenlik bir haktır ve yurttaşlar bir gün çalışmış olsa dahi bundan yararlanmalı ve sigortalı olmalıdırlar. Sigortalı olmak kişilerin çalışma hayatı boyunca ve sonrasında sosyal ve ekonomik olarak güvencede olmalarını, hayatlarını insana yakışır bir şekilde geçirmelerini sağlamak için öngörülmüştür. Vergiler, fonlar ve birçok kaynağın idare tarafından toplanmasının temel nedeni sosyal sigortaların yurttaşlara sunulmasıdır. Ev hizmetlerinde çalışan ve her gün sayılan artan ev işçilerinin sosyal güvencelerinin sağlanması Anayasasında kendisini sosyal bir hukuk devleti olarak niteleyen bir devletin görevleri arasında yer almaktadır ve sosyal devletlerin temelinde toplumdaki eşitsizlikleri iyileştirme, ayrımcılık yasağı fikri yatmaktadır.
Ev işlerinin toplumsal cinsiyet rolleri kapsamında şekillenen yapısı, bu işlerin çoğunlukla kadınlar tarafından ve karşılıksız olarak üstlenildiğine yönelik algının varlığı ev işçilerinin yasa ve mevzuatlarda karşılaştıkları ayrımcılığın temelini oluşturmaktadır. TBMM iş yasalarında cinsiyetçi önyargılardan beslenen kanunları değiştirerek, çalışma yaşamının toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi doğrultusunda değiştirmek ve kadınlara iyi işler sağlayacak temeli oluşturmak için sorumluluk üstlenmelidir.
Bu kanun teklifi ile, 10 günden az ve 10 günden fazla çalışma ayrımının kaldırılması, ev hizmetlerinde ve çoğu kayıt dışı koşullarda çalışan işçilerin sigorta primlerinin bütçeden karşılanarak tüm ev işçilerinin bir gün çalışsalar dahi sigorta kapsamına alınması amaçlanmaktadır.
Amaç: