5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45. maddesine, önce 15.8.2016 tarihli ve 674 sayılı KHKYnın 38. maddesi ile getirilen, devamında ise 10.11.2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 34. maddesiyle aynen kabul edilen ek ikinci fikra ile despotik rejimlere özgü ikili bir hukuk sistemi ve dolayısıyla ikili bir devlet yaratılmıştır.
Ülkemizde yaratılan despotik rejimlere özgü ikili hukuk sisteminin konusunu, belediye başkanlığı ile meclis üyeliğininüyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması durumunda belediye başkanlığı ile meclis üyeliği görevlerini kimlerin yürüteceği ve yetkiyi kimden alacakları hususu oluşturmaktadır.
Cumhuriyetin temel niteliklerine dayalı ve demokratik hukuk devletine bağlı işleyiş şöyledir: 5393 sayılı Kanunun 45. maddesinin birinci fıkrasına göre, belediye başkanlığının (başkanın ölümü ve istifası halinde kendiliğinden; mazeretsiz ve izinsiz olarak yirmi günden Jazla görevini fenk etmesi, seçilme yeterliliğini kaybetmesi, görevini sürdürmesine engel bir hastalık ve engellilik durumunun yetkili sağlık kuruluşlarınca belgelenmesi, meclisin feshine neden olan eylem ve işlemlere katılması hallerinden birinin meydana gelmesi durumunda İçişleri Bakanlığının başvurusu üzerine Danıştay Kararıyla) boşalması veya belediye başkanına seçim dönemini aşacak şekilde yasaklama cezası verilmesi durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanması sağlanır ve belediye meclisi meclis üyeleri arasından gizli oyla belediye başkanı; göreviyle ilgili bir suç nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye başkanının İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçim dönemini aşmayacak biçimde kamu hizmetinden yasaklama cezası verilmiş olması durumunda ise belediye meclisi meclis üyeleri arasından bir başkan vekili seçer.
Belediye başkanı veya başkan vekili seçimi en geç onbeş gün içinde tamamlanamadığı takdirde belediye meclisinin feshine ilişkin hükümler uygulanarak halka gidilir ve belediye başkanı ve meclis üyeliği seçimleri yenilenir. Seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır. Meclis seçimi yapılıncaya kadar meclis görevi ise belediye encümeninin memur üyeleri tarafından yürütülür.
Görüldüğü üzere Cumhuriyetin temel niteliklerine dayalı ve demokratik hukuk devletine bağlı işleyişin her aşamasında söz ve karar başlangıcından sonuna dek halkta ve hukuktadır. Belediye Kanunu"nun 45. maddesine ek ikinci fıkrayla getirilen despotik rejime özgü düzenek ise şöyledir:
Belediye başkanı veya başkan vekili ya da meclis üyelerinin terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması veya tutuklanması ya da kamu hizmetinden yasaklanması veyahut da başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi hallerinde; büyükşehir ve il belediyelerinde doğrudan İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde: yine doğrudan vali tarafından belediye başkanı veya başkan vekili ya p ali yeşi görevlendirilecektir. 3
Görevden uzaklaştırılan veya tutuklanan belediye meclisi üyesinin istifa etmesi halinde de bu hükümler uygulanacak ve dolayısıyla istifa nedeniyle seçimlerin yenilenmesinin önüne geçilecektir. Belediye meclisi, görevlendirilen başkanın çağrısı olmadıkça toplanamayacak; belediye meclisi, encümen ve komisyonun görev ve yetkileri ise belediye encümeninin memur üyeleri tarafından kullanılacaktır. Bu belediyelerin bütçe ve muhasebe iş ve işlemleri ise valilik onayıyla illerde defterdarlık ilçelerde mal müdürlüğüne gördürülebilecektir.
Yine önce 674 sayılı KHK, devamında ise 6758 sayılı Kanunla 5393 sayılı Belediye Kanununa geçici 9. madde eklenerek, 674 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 1 Eylül 2016 tarihinden önce terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları kapsamında haklarında yürütülen soruşturma veya kovuşturma nedeniyle görevden uzaklaştırılan belediye başkanı, başkan vekili ve meclis üyelerinin yerine 5393 sayılı Kanunun 43. maddesi uyarınca belediye meclisi tarafından belediye başkanı ve başkan vekili seçilmiş olsa dahi, seçilmiş olanların yerine on beş gün içerisinde büyükşehir ve il belediyeleri için İçişleri Bakanı, diğer belediyeler için vali görevlendirme yapacaktır.
Belediyenin seçilmiş başkanı, başkan vekili ve meclis üyeleri hakkında teröre yardım ve yataklık yapma iddiaları olabilir; bu kişilerin konusu suç oluşturan söz konusu eylem ve işlemleri hakkında adli soruşturma ve kovuşturma açılabilir; bunlar İçişleri Bakanı tarafından görevlerinden uzaklaştırılabilir; hatta yargılanmaları sonucunda bunlar seçim dönemini aşacak veya aşmayacak şekilde cezalandırılmış da olabilir.
Sorun seçilmişlerin değişik nedenlerle görevden alınmalarında değil, görevden alan makamın seçimle gelinen görevlere atama yaparak sivil hayatı ve demokratik toplumun temellerini dinamitlemesindedir. İddia terör ise terörle dahi hukukun evrensel ilkelerini dışlayarak değil, hukuk içinde kalınarak mücadele etmek ve görevden alınanların yerini atamayla değil, tekrar seçime giderek doldurmak gerekir. Suçun şahsiliği, tüm zamanlarda siyasal rejimleri aşan evrensel bir hukuk ilkesi olmuştur. Bir veya daha fazla kişinin işlediği iddia edilen ve hatta kanıtlanan suç nedeniyle insan topluluğunu oluşturan bireylerin tek tek hepsinin hak ve fiili ehliyetleri ile seçme ve seçilme haklarının tanınmayarak tamamının cezalandırılması, ilkelliği de aşan bir insanlık faciasıdır.
TDK9nın Türkçe Sözlüğünde kayyım, "Belli bir malın veya belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimse" şeklinde tanımlanırken; Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğünde ise "Belirli bir işin görülmesi ya da bir malın veya malvarlığının yönetilmesi için sulh mahkemesince atanan kişidir. " şeklinde tanımlanmıştır.
Hukuk sistemine Roma Hukukunun X1I Levha Kanunları ile giren ve İslam Hukukunda da bulunan kayyım, hem Medeni Kanunda hem Ceza Muhakemesi Kanununda özel alanda bireylerin ve özel hukuk tüzel kişilerinin malvarlığının yönetimi için atanmaktadır ki buna yönetim kayyımı denilmekte ve ayrıca belirli hallerin varlığında özel kişinin belirli işlerini görmek üzere temsil kayyımı da atanabilmektedir.
Başka bir anlatımla kayyımlık müessesesi özel alanın birey/şahıs veya özel hu kişilerini kapsamaktadır.
Kamu hukuku tüzel kişileri ise kişi toplulukları/kamu idareleri (devlet, il özel idaresi, belediye ve köy) ve mal toplulukları/kamu kurumları (Üniversiteler, TÜBİTAK, Karayolları Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu, TRT vb.) şeklinde ikiye ayrılmaktadır.
Kamu idareleri, belirli bir coğrafi alanda/toprak parçası üzerinde yaşayan insan topluluklarının oluşturdukları kamu tüzel kişileridir. Eğer, kamu tüzel kişisi ülke düzeyindeki insan topluluğundan oluşuyorsa buna Devlet (merkezi idare); belirli bir belde düzeyindeki insan topluluğundan oluşuyorsa belediye; belirli bir il düzeyindeki insan topluluğundan oluşuyorsa il özel idaresi ve belirli bir köy düzeyindeki insan topluluğundan oluşuyorsa köy denilmektedir.
Temsili demokrasilerde insan toplulukları kendileri adına karar verecek kişileri seçip karar verme yetkilerini devrederek kamu idarelerinin karar organlarını oluşturmaktadır.
İnsan topluluklarının karar verme yetilerini tanımamak ve onların yerine geçerek kayyım atamak, coğrafi alanın büyüklüğü ya da küçüklüğü ne olursa olsun, o coğrafi alanda yaşayan insanların tamamının seçme ve seçilme hakları yanında hak ehliyetlerinin olduğu varsayılsa dahi fiil ehliyetlerinin de bulunmadığı anlamına gelmektedir. Medeni Kanunda ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin olduğu kabul edildiğine göre (md.10), kayyım atanmakla bu kişilerin, ergin olmadıkları yani onsekiz yaşından küçük oldukları veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun oldukları varsayılmaktadır.
Bu bağlamda, kamu idaresi olan belediyelere kayyım atamak, öncelikle sivil hukuka aykırı olmanın yanında hukukun esas aldığı bireyleri fiil ehliyetsizliği ile itham etmek ve o coğrafi alanda yaşayan insanların iradelerine karşı darbe yapmaktır. Bu darbenin 1960 ve 1980 darbelerini yapan askeri cuntalar ile 15 Temmuz Darbe Girişimine kalkışanların yaptıklarından, coğrafi alanın ebadı dışında hukuken hiçbir fark bulunmamaktadır.
Merkezi İdarenin yerel yönetimler üzerinde Anayasal vesayet yetkisi var denilebilir.
Vesayet yetkisi, yasal şartlar oluşmuş ise belediyelerin karar organlarını haklarında açılan dava sonuçlanıncaya kadar görevden almayı içerir; ancak beldede yaşayan insan topluluğunun yerine geçerek onlar yerine karar alma ve belediyeye karar organı atama yetkisini hiçbir şekilde içeremez. Karar alma yetkisi her şartta beldede oturanlarındır ve görevden alınanların yerine gelecekler mutlak anlamda seçimle belirlenmelidir.
Eğer, beldede oturanların fiil ehliyetleri yok varsayılıyorsa, merkezi idare için seçtikleri milletvekilleri yerine de kayyım atanması gerekir ki bu kayyımı darbeciler dışında atayacak makam bulunmamaktadır.
Kanun teklifimizle, sivil hayatın ve uygarlığın üzerinde yükseldiği bireylerin hak ve fiil ehliyetlerini tanımayan; siyasi hakların temelini oluşturan seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıran; hukukun evrensel ilkeleri, demokratik toplum değerleri, yerel yönetimlerin yetkileri ve Cumhuriyetin temel nitelikleriyle bağdaşmayan ve bu yanlarıyla Anayasanın 2., 12., 67., 90. ve 127. maddelerine aykırılık oluşturan, 5393 sayılı Belediye Kanununun 45. maddesine İK sayılı Kanunun 34. maddesiyle eklenen ek ikinci fıkranın yürürlükten; Kğldıkhsaşı amaçlanmaktadır. ğ K