İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KANUN TEKLİFİ · 2/497 ÖNCEKİ DÖNEMDEN YENİLENEN · İLK VERİLİŞ 2 TEM 2018 KOMİSYONDA

5187 Sayılı Basın Kanunu ile 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

1 milletvekilinin imzasıyla sunuldu

Kaynak göster

2/497 esas numaralı kanun teklifi 2 Temmuz 2018 tarihinde TBMM Başkanlığına sunuldu; ilk imza: Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP); 1 imza. Son durum (TBMM): KOMİSYONDA.

Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP, Diyarbakır). “5187 Sayılı Basın Kanunu ile 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”. TBMM 28. Dönem kanun teklifi 2/497, 2 Temmuz 2018. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/kanun-teklifi/2-497-5187-sayili-basin-kanunu-ile-5271-sayili-ceza-muhakemeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasin (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/fb4eef65-c59f-4893-a934-0188d92852d6

Sade metin (Markdown) →

SÜREÇ

Teklifin yolculuğu

Tarihler TBMM kaydından
  1. TBMM Başkanlığına sunuldu
    1 imza
  2. tarih kaydı yok
    Esas komisyona havale
    Adalet Komisyonu
  3. tarih kaydı yok
    Komisyon görüşmesi (şu anki aşama)
    Komisyonda bekliyor
  4. tarih kaydı yok
    Genel Kurul
    Henüz gelmedi
  5. tarih kaydı yok
    Kabul edildi
    Henüz yok
  6. tarih kaydı yok
    Resmî Gazete
    Henüz yok

TEKLİFİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

1 İMZA

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.

İLK İMZA

İlk imza sahibi

MADDELER

Neler düzenleniyor?

Tam metin (PDF) ↗ (yeni sekmede açılır)
Genel gerekçeyi oku (16 paragraf)Genel gerekçeyi kapat

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında basın hürdür ve sansür edilemez ifadesi m.28'de yer

• almıştır. Anayasal ve uluslararası sözleşmelerle de Türkiye Cumhuriyeti'ne basın hürriyetinin tesis edilmesi ve korunması için görev ve yetki tanınmıştır. Basın hürriyetinin sağlanması için her türlü tedbir alma görevi Devlete verilmiş olduğundan basın mensuplarının haber yapma hürriyetleri ve vatandaşların bilgiye erişim haklarının tesisi için basın yayın hakkı özel korumaya alınmalıdır. Bunun için kullanılacak en temel yöntem ise, haber yapan kişilerin haber yapabilmesi için uygun koşulların sağlanmasıdır.

Basın Özgürlüğü konusunda araştırmalar yapan ABD merkezli "Freedom House" derneği verilerine göre Basın Özgürlüğünde en hızlı düşüş yaşayan üçüncü ülke olan ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü verilerine göre 2014 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde 180 ülke içinde 154. Sırada bulunan Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşmesi için Devletin hamlelerde bulunması ve koruyucu tedbirlerde bulunması gerekmektedir. Ülkemizin içinde bulunduğu bu kötü durumdan kurtarmak ve Anayasal ilkelerle koruma altına alınan "Basın hürdür sansür edilemez" temel ilkesinin gerçekleştirilmesi için, basın emekçilerinin üzerindeki sosyal ve siyasal baskıların kaldırılması gerekmektedir. Özgür basın ve bireylerin haber alma hürriyetinin oluşturulması bakımından Devletçe koruyucu tedbirlerin alınması şarttır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa insan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa Sosyal Şartında yer alan hükümlerle koruma altına alınan ve temel insan hakkı olarak kabul edilen Basın ve Yayın Hakkının: korunması için Türkiye Cumhuriyeti'ne söz konusu metinler ile yükümlülükler yüklenmiştir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve yer alan hükümlerin hayata geçirilmesi için alınması gereken bazı tedbirler bulunmaktadır.

Anayasa'nın Basın ve Yayınla ilgili hükümler babında yer alan Basın Hürriyeti kenar başlıklı m.28/3 hükmünde yer alan "Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır." Hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere Devletin özgür basın için her türlü tedbiri alması gerektiği açıktır. Bu sebeple basın mensuplarının meslekleri ile ilgili yapılan yargılamalarda tutuksuz yargılanması ve basın mensuplarının her türlü dış tehditten korunması gerektiği açıktır. Ancak mevzuat sistemi söze konu tedbirleri almaktan uzak ve hatta bu tedbirlerin alınmasını engelleyici niteliktedir. Söze konu tedbirlerin alınması için Devletin basın özgürlüğü ve bireylerin haber alma hürriyeti ile devletin tüzel kişilik hakları karşılaştırıldığında devletin bireysel özgürlüklerden yana tavır alması haliyle devletin demokratik devlet yapısına sahip olduğu kabul edilebilir. Anayasa'nın Cumhuriyetin temel nitelikleri kenar başlıklı m.2'de devletin demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.

Anayasa'nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kenar başlıklı 26. Maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir." İfadesi ise salt habere ilişkin bir önlem olup haberciye ilişkin bir sınırlama değildir. Kaldı ki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.10'da anılan "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatma özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir" hükmü ile de açıklığa kavuşturulmuştur.

Basın Özgürlüğü kavramı denilince; gerek elektronik ortam kullanılarak gerek basılı medya veya görsel basın vasıtasıyla (gazete, dergi; radyo, televizyon, internet vb.) görüş ve düşüncelerini açıklayabilme ve yayma hakkı olduğunu belirtmek gerekir. Bu kapsamda Devlet mekanizmasının elindeki karar alma, uygulama ve yargılama yetkileri; devlet mekanizmasındaki bazi kişilerce kasıtlı olarak ya da siyasal baskılarla kötüye kullanılması sonucu basın sansür edilemez ilkesi defalarca çiğnenmiş ve bireylerin de haber alma hürriyeti hakkının özüne dokunulmuştur, basın özgürlüğü çiğnenmiştir.

Basın mensuplarının yaptığı haberler dolaysıyla defaten tutuklanmış ve kimi zaman hüküm giymiş ancak çoğunlukla hüküm giymemiştir. Mesleklerinin ifası söz konusu iken sırf mesleki faaliyetleri dolayısıyla tutuklu yargılanmaları ise, basın mensuplarının mesleklerini ifayı mümkün kılmamaktadır. Basın mensuplarının meslekleri dolayısıyla tutuklu yargılanması ise devletlerin demokratik olma ya da demokratik olmama noktasında aldıkları bir tavırdır. Basın mensubu kişilerin mesleki faaliyetleri dolaysıyla tutuklu yargılanması olgusu ise anti-demokratik bir tavır olmanın ötesine geçmemektedir. Basın mensuplarının mesleki faaliyetleri dolayısıyla tutuklanması olgusu, devlet gücünün devlet otoritelerince hovarda kullanımından başka bir tutum değildir.

Gazetecilik; George Orwel'in de dediği gibi "birilerinin yayınlanmasını istemediği haberleri

. yazmaktır, gerisi halkla ilişkilerdir." Bu sebeple basın hür kalmalı ve sansür edilmemelidir. Ancak yapılan haberlerin nefret söylemi içermesi ya da suç teşkil edebilecek olguları haiz olması durumu ise ayrı bir kavramdır. Gazetecilerin tutuksuz yargılanması olgusu gazetecilik faaliyetlerinin aracı edilerek suç işlemesi ya da suça teşvik etmek değildir. Statükoda suç olarak nitelendirilen eylemlerin Türk Ceza Kanunu çerçevesinde cezalandırılacağı gerçekliği değiştirilmemektedir. Gazetecilerce yapılan haberin içeriğinin suç oluşturması durumunda elbette ki ilgili kişi ya da kişilerin cezai yaptırıma tabi tutulması, adil yargılanma sonucunda tarafsız yargıçlar ve bağımsız mahkemelerce de tesis edilmeye devam edilecektir.

Basın mensuplarına mesleki faaliyetleri dolayısıyla yapılan yargılamada yargılama süresince getirilecek olan tutuksuz yargılanma, hukuki dokunulmazlık demek değildir. Basın mensuplarının yargılanması herhangi bir prosedüre bağlanmamıştır. Basın mensubu kişilerin mesleki faaliyetleri sırasında nefret söylemi, hakaret, yalan haber, devlet sırlarını ifşa, casusluk gibi eylemler haber içeriğinde olan olaylar ise; yargılama sonucunda kişiler hüküm alabilecektir. İfade özgürlüğü kavramı, masumiyet karinesinin en hassas uygulanması gereken olgu olmalıdır. Öyle ki; Voltaire "Senin düşüncelerine katılmıyorum ama düşünceni özgürce ifade edebilmen için canımı bile verebilirim" ifade özgürlüğünün dokunulmaz olduğunu ifade etmiştir. Türkiye'nin demokratikleşme hamleleri arasında basın özgürlüğü başı çekerse ve düşüncenin her türlü ifade edilebilmesi sağlanabilirse amaçlanan gerçekleşecektir. Öyle ki uluslar 'arası arenada da Türkiye'nin: hamleleri ciddiyetle izlenmekte ve Türkiye'nin imajı yaşananlar çerçevesinde zedelenmektedir. Öyle ki; Türkiye AB normlarına uyum sağlama çabasında olan, AB tam üyelik için mücadele eden devletlerarasındadır. Yarım asırlık bu mücadele muasır medeniyetler seviyesine ulaşmanın aracısıdır.

Siyasi aktörlerin, devlet otoritesini kullanan kişilerin medya sahipleri üzerinde uyguladığı sistematik ve düzenli baskılar, devlet otoritesinin elindeki gücün kötüye kullanılması dolaysıyla pek çok medya kuruluşunun kuruluş felsefesi olan özgürlük, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesinden uzaklaşmış ve siyasi aktörlerin devlet gücünü kullanarak medya sahiplerine sopa göstermeleri, ekonomik ve ticari korkutmalara göğüs geremez olmuş, hatta kimi zaman söz konusu korku mücadele etmekten bu tehditleri defetme çabasına girişilmesinden asıl işleri olan "haber"i yapamaz hale getirilmişlerdir. Basın özgürlüğüne "terör örgütü mensubu olmak, devletin sırlarını ifşa etmek" gibi uydurma gerekçelerle müdahale edilmeye başlanılmıştır. Anılan kelimeler adeta yapılan müdahalelere birer kılıf olmuştur. Basın mensuplarını mesleklerinden yıldırmak için yapılan şantajlar ve baskılar mesleğin ve temel hakkın özüne müdahale eder hale gelmiştir. Gazetecilik mesleği ile uğraşan kişilerin meslek onuru dedikleri bağımsızlık, tarafsızlık ve özgür olmak basın yayın yapan kişilerden uzaklaştırılmış durumdadır. Basın özgürlüğü, siyasilerin ve devlet otoritesini kullanan kişilerin tutumlarına göre şekillenir hale getirilmiştir.

Basın mensubu kişilerin yapmış olduğu haberlerin içeriğinin ne olduğu yargılama aşamasında sabit değilken, Cumhuriyet Savcılığının devlet sınırını ifşa, terör örgütüne üyelik ya da casusluk faaliyeti kavramları ile suçlamak, isnat edici eylem olmanın ötesinde değildir. Suç olarak sabitlenmeyen bir fiil için tutuklu yargılama orantısız bir yaptırım olmanın çok ötesinde, bireylerin bilgiye ve gerçeğe erişim hakkını engelleyici niteliktedir. Basın mensubu kişilerin mesleki faaliyetleri dolayısıyla tutuklanmanın yanı sıra başkaca birçok devlet argümanı, birçok yöntem varken tutuklama orantısız bir yaptırım olmaktadır. Bu vasıflarıyla birlikte düşünüldüğünde basın yayın hakkının özenle korunması ve kollanması gazetecilik faaliyetlerinin ise devletçe koruyucu tedbirlerle kuşatılması gerekmektedir.

Basın yayın hakkı, gazetecilik; görülmeyeni göstermektir. Öyle ki; uluslar arası basına kapalı bölgeler olan Kuzey Kore, Tibet, Çeçenistan, Papua, Birmanya gibi bölgelerde nelerin yaşandığı bilinmemektedir. İnsanlık ortak mirası ve insanlık ortak onuru bakımından basın bizlere gerçeği aktaran aracıdır. Kaldı ki uluslararası basına açık olan savaş alanlarında dahi bunu bizlere anlatan gene basın mensuplarının yapmış olduğu haberlerdir. Bu bölgelerde basın yayın hakkının kullanılmış olması insan haklarının korunması için teminattır. Basın yayın hakkının kullanılması, temel insan haklarının uluslararası güvencesidir.

Basın mensuplarının; mesleki faaliyetleri dolayısıyla tutuksuz yargılanması olgusu; özgür basın ve ifade özgürlüğü kavramlarını destekleyecek, demokratik toplum iddiasını kuvvetlendirecektir. Basın mensuplarının tutuksuz yargılanması olgusu milletvekili dokunulmazlığı kavramını oluşturan yasama dokunulmazlığı ve yasama sorumsuzluğu, bir diğer anlatımla kürsü dokunulmazlığına sahip olması ile eşdeğer tutulmamalıdır. Özgür basın ve ifade özgürlüğünün desteklenmesi için yapılan bu hamle kesinlikle bir sorumsuzluk ilkesi ile açıklanan bir ilke değildir.

Bireylerin kafasındaki şablon ve algılara göre davranış modeli geliştirilimektense genel ilkeler etrafında toplanmak daha meşru ve demokratik olacaktır. Algı yönetimi ve taraf algısı yaratmak basın mensuplarının etrafında toplandığı özgürlük ve bağımsızlığa, tarafsız haber anlayışına, ifade hürriyetine uygun düşmeyecektir. Ancak gazetecilerin siyasal aktörlerce sansürlenmesi ya da siyasal faktörlerce sansürleneceği fikri içine işleyen gazetecilerin oto-sansüre sebep olması ise; temel hak olan düşünceyi yayma hürriyeti ve habere ulaşma özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Öyle ki basın yayın hakkı temel hak olarak koruma altına alınmışken ve bu hakkı koruma görevi devlete verilmişken ülkemizdeki uygulama ne yazık ki tam tersine bir hal almıştır. Koruma görevinden çok öte, basın yayın hakkına en çok zarar veren devlet otoritesi olmuştur.

Basın mensuplarının tutuklu yargılanması kavramı sansür ile eşdeğerdedir. Sansür ya da tutuklu yargılama; ifade özgürlüğüne tahammülün olmamasının tezahür etmesi durumudur. Suç olgusunun karşısında cezai müeyyide var iken, haber yapma iddiasıyla mukim olan kişileri tutuklamak düşünceyi yayma: hürriyeti ile bağdaşmamaktadır. Basın mensubu kişilerin tutuklu yargılanması olgusu masumiyet karinesine verilen büyük zarar, ifade özgürlüğü ile haber alma hürriyetinin önünde büyük engeldir.

Madde metinleri teklifin TBMM’ye sunulan metninden (PDF) yazıya döküldü.

İLGİLİ KAYITLAR

Bağlam