Doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde son günlerde yaşanan olaylar hakkında
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 83. Birleşim · 4. yasama yılı · 4 Nisan 2006 · 1.085 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdülkadir Aksu (AK Parti), 4 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGELERİNDE SON GÜNLERDE YAŞANAN OLAYLAR HAKKINDA); konuşma 1.085 kelime.
Abdülkadir Aksu (AK Parti, İstanbul). “Doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde son günlerde yaşanan olaylar hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 4 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdulkadir-aksu-22-2006-04-04-dogu-ve-guneydogu-anadolu-bolgelerinde-son-gunlerde-yasanan-olaylar-ha (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemiz, neredeyse, son otuzbeş yılını terörle mücadeleyle geçirmiştir. Bu uğurda binlerce insanını kaybetmiş ve ülkemizin milyarlarca dolar kaynağı heba olmuştur. Ülkemizde iç barış ve huzuru baltalayan, ekonomimize önemli zararlar veren, uluslararası alanda da gün geçtikçe tehdidin boyutları daha net anlaşılmaya başlayan terör olayları artık lokal hatta bölgesel değil, küreseldir.
Önceleri bazı devletlerin kendi çıkarları için hoş gördükleri hatta yönlendirip destekledikleri terör örgütleri artık onların da canını yakmaya başlayan küresel ve kitlesel tehlike oluşturmaktadır. Yani, terör, barışı, uluslararası güvenliği ve özellikle de demokratik hukuk devleti ilkelerini tahrip etmek isteyen uluslararası bir tehlikedir, bir insanlık suçudur. Artık dünyaya kapılarını kapatarak kendi sınırları içerisinde barış içinde yaşama imkânı da kalmamıştır. Başta terör olmak üzere sınır aşan suçlarla mücadele edebilmek uluslararası işbirliği olmaksızın neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu durum, terörizmle mücadelenin bir bütün olduğunu, yurt içindeki ve yurt dışındaki mücadelelerin bir bütünün parçaları olduğu gerçeğini açıkça ortaya koymakta, dünya ülkelerinin, gerçek anlamda, teröre karşı mücadelede kararlı ve samimî olmalarını zorunlu kılmaktadır.
Bir noktaya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Bölücü terör örgütü yıllarca yurt dışından destek görmüştür ve halen de görmektedir. İşte, bu nedenledir ki, terör konusunda uluslararası işbirliğinin önemi daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Biz, Türkiye olarak, Terörle mücadelenin bütün ülkelerin ortak uğraşı alanı olması gerektiğini yıllarca her uluslararası platformda ve her seviyedeki ikili görüşmelerde anlattık. Bu bakımdan, Hükümet olarak, terörle mücadelede uluslararası işbirliğine büyük önem veriyoruz. Politika olarak da, terörle mücadelede işbirliğinin önemini devamlı vurguluyoruz. Sayın Başbakanımız da, her gittiği yurtdışı ziyaret ve temaslarında, katıldığı her uluslararası konferansta, terörle mücadelede başarılı olmanın ve bu konuda sonuca ulaşmanın bir önemli yolunun da uluslararası işbirliğinden geçtiğini ifade ediyor; evrensel değerleri göz önüne alarak teröre karşı ortak bir mücadele platformu oluşturulması gerektiğini söylüyor ve bu surette, küresel barışa hizmet edileceğini belirtiyor.
İşte, anılan uluslararası işbirliği çalışmaları çerçevesinde, biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak, bugüne kadar, 53 ülkeyle, 100 adet güvenlik işbirliğine matuf anlaşma ve protokol yapmış bulunuyoruz. Çok sayıda ülkeyle de güvenlik işbirliği anlaşması yapma zemininde müzakereler ve görüşmeler devam etmektedir. Ancak, burada şunu da ifade etmek istiyorum ki, yaptığımız işbirliği anlaşmalara, ülkelerin, sadece imza atmaları yeterli değil; bu anlaşmalara uygun hareket etmek zorundadırlar.
Hükümetimizin, uluslararası terörle mücadele alanında yürüttüğü başarılı çalışmalar nedeniyledir ki, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamına yakını bölücü terör örgütünü, terör örgütleri listesine almış ve bazı ülkeler tarafından da, örgüte yönelik operasyonlar da düzenlenmiştir. Yine, Hükümetimizin, Avrupa ülkeleri nezdinde sürdürdüğü yoğun temas ve kararlı tavır üzerine, bölücü terör örgütü yasaklanma korkusuyla da, bildiğiniz gibi, sürekli isim değiştirmiştir.
Değerli arkadaşlar, bölücü terör örgütünün paralelinde, Danimarka'dan televizyon yayını yapan Roj TV'nin kapatılması yönünde de Danimarka makamları nezdinde en üst düzeyde girişimlerde bulunulduğu ve konunun yakından takip edildiği sizlerin de malumunuzdur.
Bunun yanında, ayrıca, terör örgütünün propagandasını yapan diğer bazı ülkelerin yazılı ve görsel basınıyla ilgili olarak da gerekli girişimler başlatılmıştır.
Dolayısıyla, Hükümetimizin terörle mücadele alanında ve bütün terör örgütlerinin faaliyetlerini yok etme konusundaki iradesini ve gayretlerini, hiç kimse, siyasî hesap ve yaklaşımlarla yok sayamaz, görmezden gelemez.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörle mücadelede en önemli husus, terörün tespit, tanım ve hedefinin iyi yapılmasıdır. Burada yapılacak bir hata, terörle mücadeledeki en büyük zafiyeti oluşturacaktır. Terörün hedefi devlettir, bunun çok iyi bilinmesi gerekiyor.
Bunu, şunun için söylüyoruz: Çünkü, görüyoruz ki, bu konuyla ilgili olarak yapılan değerlendirmeler çok gerçekçi değil maalesef. Biz, ülke olarak, terör olaylarını ilk defa yaşamıyoruz. Geçmişte de, Türkiye'de bölgesel veya ülke genelinde yoğun olarak bu terör olayları yaşandı. O yıllarda "hükümet gider, terör, anarşi biter" denildi; ama, terörün hedefinin devlet olduğu unutuldu. Daha sonra işbaşındaki hükümet gitti. Bunu diyenler iktidara geldi; fakat, terör, giderek daha da azgınlaştı.
Onun için, diyoruz ki, terörün hedefinin devlet olduğunu bilerek, geçici değil, anlık değil; ama, sürekli bir mücadelenin esaslarını hep birlikte belirleyelim. Bu gerçekler ışığında, herkesten, hepinizden anlayış ve sağduyu bekliyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, bölücü terör örgütü, ilk silahlı eylemlerini gerçekleştirdirdiği 1984 yılından günümüze kadar geçen zamanda, çocuk, yaşlı, genç, kadın, erkek, polis, jandarma, asker ayırımı yapmaksızın, kanlı eylemlerini sürdürmüştür. Son zamanlarda da, çocukları eylemlerinde öne sürerek, çirkin yüzlerini, bir kez daha ortaya koymuşlardır.
Terör örgütü, 1 Haziran 2004 tarihinden itibaren, şiddet eylemlerinin tırmandırılması ve şiddet eylemlerinin ortaya çıkardığı gerilimin kitle eylemleriyle desteklenmesi taktiğiyle hareket etmiş, bununla beraber, riski az, kaçışı kolay tarzda, uzaktan kumandalı ve zaman ayarlı bomba eylemleri gerçekleştirirken, kitlesel eylemlerde de, terörist başına tecrit uygulandığı iddiasını sürekli gündemde tutmaya çalışmıştır. Yapılmak istenen eylemlerin engellenmesi ve kitlesel eylemlerde yeterli desteğin bulunmaması sonucu, terör örgütü, yeni taktik ve strateji belirleme yoluna girmiştir.
2006 yılı içerisinde, terör örgütü, örgüt başının yakalanış tarihi olan 15 Şubat ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 21 Mart nevruz bayramını örgüt propaganda ve eylemlerine alet etme arayışı içine girmiştir; ancak, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü istismar etme çabaları ve terör örgütü başının yakalanış tarihi olan 15 Şubatta da, halkımızı kışkırtma gayretleri başarılı olamamıştır. Yine, anlamına uygun olarak, bayram havası içerisinde kutlanması gereken nevruz gününü de, istismar etme çabalarına rağmen, halkımızın sağduyusu ve mülkî makamlar ile güvenlik güçlerimizin basiretli çalışmaları sayesinde, bu gayretleri de boşa çıkmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, bu olayların başlamasına neden; Bingöl İli Solhan İlçesi kırsalında 25 Mart 2006 tarihinde güvenlik kuvvetleriyle giriştikleri silahlı çatışma sonucunda -buraya dikkatlerinizi çekiyorum- 8'i Türk vatandaşı, 3'ü Suriye, 2'si İran, 1'i ise Irak uyruklu olmak üzere, toplam 14 terörist ölü olarak ele geçirilmiştir. Bölücü örgüt, güvenlik güçlerimizin bu operasyonda kimyasal silah kullandığı şeklinde gerçekdışı iddiaları ileri sürmüştür. Geçmişte de bu tür iddialarda bulunurdu hep. Daha önce Bakanlık olarak yaptığım açıklamada da belirttiğim üzere, bu operasyonlara katılan birliklerde kimyasal silah ve mühimmat bulunmadığı gibi, kesinlikle de, kullanılması söz konusu olmamıştır. Gördüğünüz gibi, terör örgütü, bu defa, ölü olarak ele geçirilen terörist cenazeleri üzerinden kazanç elde etme gayreti içine girmiştir. Teröristlerin cenazelerinin definleri sonrasında, maalesef, başta Diyarbakır İlimiz olmak üzere, bazı illerimizde, bölücü örgütün yayın organı gibi çalışan Roj TV'nin de kışkırtma ve telkinleriyle, bölücü örgüt yanlısı gruplar kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlemişlerdir.
Diyarbakır İlimizde 28.3.2006 Salı günü saat 11.00 sıralarında 4 teröristin defin işlemlerinden sonra, bölücü örgüt yanlıları ve önde de hep çocuklar olmak üzere, kanunsuz gösteri yürüyüşlerine başlamışlar, bu kanunsuz eylemlere müdahale sırasında, göstericiler, güvenlik kuvvetlerimize ateşli silah, bıçak, taş, sopa ve molotofkokteylleriyle saldırmışlardır. Güvenlik kuvvetlerimizin müdahalesiyle dağılan gruplar, küçük parçalar halinde toplanıp, yeniden, başka noktalarda, bazı banka binalarına, polis merkezlerimize, bazı siyasî parti binalarına, işyerlerine, resmî ve sivil araçlara saldırarak, maddî hasarlar meydana getirmişlerdir.
ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Bakan, gazeteci misiniz?! Bunları biliyoruz; siz gazeteci misiniz?! (AK Parti sıralarından "Dinle, dinle" sesi)
İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (Devamla)Biraz dinleyin, lütfen.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
20 konuşma daha · 4 Nisan 2006