İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 56. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

2003 mali yılı bütçesi 8. ncı tur görüşmelerinde

Abdullah Gül

Kayseri Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 56. Birleşim · 1. yasama yılı · 26 Mart 2003 · 2.016 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullah Gül (AK Parti), 26 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 8. NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE); konuşma 2.016 kelime.

Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “2003 mali yılı bütçesi 8. ncı tur görüşmelerinde”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 26 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2003-03-26-2003-mali-yili-butcesi-8-nci-tur-gorusmelerinde (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce, hükümetim adına hepinize saygılar sunuyorum. Yine, sözlerime başlamadan önce, Bakanlığımız bütçesi üzerinde görüşlerini bildiren Cumhuriyet Halk Partisi Grubu sözcüsü Sayın Onur Öymen ve Partimiz, AK Parti Grubu sözcüsü Sayın Mehmet Dülger'e eleştiri ve katkılarından dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Bakanlığımın 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı onayınıza sunulmuş bulunmaktadır; bu vesileyle, huzurlarınızda, dışpolitikamızın ilkeleri ve öncelikleri ile güncel bazı konular hakkındaki görüşlerimi kısaca açıklamak istiyorum. Bakanlığımın teşkilatı ve bütçe kanunu tasarımızın ayrıntıları ise, kitapçık halinde ayrıca takdim edilmiştir.

Dışpolitikamızın işlev görmek durumunda olduğu küresel ve bölgesel konjonktüre bakıldığında, çarpıcı bir gerçek tüm açıklığıyla gözlerimizin önüne serilmektedir. Buna göre, küresel düzenin geleceği, özellikle Türkiye'nin içerisinde bulunduğu bölgede yeniden şekillenmektedir. İçerisinde bulunduğumuz uluslararası ve bölgesel konjonktürde son derece kritik bir dönemeçte bulunmaktayız ve bu dönemeçte önemli bir rol oynamaktayız.

11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerine yapılan terörist saldırıların, mevcut uluslararası sistemi, Varşova Paktının dağılması ve Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra ikinci bir kırılmayla karşı karşıya bıraktığını söylemek mümkündür. Komşumuz Irak'ta çıkan savaş, işte, bu kırılma noktasından başlayan ve küresel ölçekte anlam taşıyan jeopolitik deprem ve artçı şokların odağında yer almaktadır. Hükümetimiz, son derece hassas bir aşamaya girdiğimiz bu dönemde, dışpolitikamızı, uzun vadeli bir perspektifle, bölgesel ve küresel konjonktürün dinamiklerine uyumlu halde yürütme kararlılığındadır. Türkiye, tarihine ve coğrafî konumuna yaraşır, önyargılardan ve saplantılardan arınmış, karşılıklı çıkar dengelerine dayalı bir politika izlemektedir. Bu politika, ilkeli, dengeli ve gerçekçi olmak durumundadır.

Ulusal çıkarlarımız gereğince, ilgili bölge ve kıta ölçekli gelişmeleri, sadece izleyen değil, aynı zamanda yönlendiren, faal bir diplomasi uygulamaktayız. Bu da, ülkemizin, bir istikrar unsuru olmakla kalmayıp, çevresindeki bunalımların çözümüne somut katkı sağlamaya çalışmasını gerektirmektedir. Halihazırdaki uluslararası konjonktür, hem bölgesel planda bir sürekliliğe hem de küresel ölçekte bir değişikliğe işaret etmektedir.

Süreklilik unsuruna bakıldığında, ülkemiz, jeostratejik ve jeoekonomik açılardan kilit öneme sahip, kendine özgü bir coğrafyada, kalıcı bir istikrar unsuru olmaya devam etmektedir. Çevremizde bunalımlar sürekli olarak kendini göstermektedir. Son onüç yıla bakıldığında, Ortadoğu ile başlayan, sonra Kafkasya ve Balkanlarda yaşanan buhranlar ve savaş rüzgârları, şimdi, yeniden, Ortadoğuya dönmüştür. Odağında bulunduğumuz bu coğrafyada, Türk dışpolitikası, sürekli bir teyakkuz ihtiyacıyla yoğrulmuştur.

Öte yandan, ülkemizi yakından ilgilendiren bir değişiklikten de bahsetmek mümkündür. Bu, küresel düzenin ve güvenliğin odağında bulunan Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk sisteminin, mevcut güç denklemine intibak etmekte giderek daha fazla zorlanmakta olduğu gerçeğidir. Dünyadaki tek askerî ve siyasî kutup olan Amerika Birleşik Devletleri, 11 Eylül terör saldırılarının da etkisiyle, kendi doğrularını ve çıkarlarını çok daha güçlü şekilde takip etmeye yönelmiştir. Transatlantik bağlarda bir gevşemeyi de beraberinde getiren Batı içindeki görüş ayrılıkları ve çatlaklar, özellikle Irak krizi vesilesiyle iyice açığa çıkmıştır.

İşte, bu bölgesel ve küresel ortamda Türkiye'nin izleyeceği politikalar, sadece ülkemiz ve bölgemiz için değil, belki küresel ölçekte de önem taşımaktadır. Türkiye'nin bu denli merkezî hale gelen konumu, sadece coğrafyaya da bağlanmayacaktır. Hem batı hem İslam alemine mensup, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma özelliğine sahip ülkemiz, çağdaşlaşma özlemi duyan tüm halklar için bir ilham kaynağı teşkil etmektedir. Bu konumuyla, dünyada, bugün yeniden gündeme getirilen medeniyetler çatışması tezinin yanlışlığını ortaya koyabilecek yegâne ülke de Türkiye'dir.

Silahlı Kuvvetlerimiz, sadece ülkemizin güvenliğini sağlamakta yetkin bir güç olmakta kalmamakta, Bosna Hersek'ten Afganistan'a kadar büyük başarıyla üstlendikleri rollerden de görüleceği gibi, barışı koruma alanında, bölgesel planda ve ötesinde önemli bir işlev üstlenmektedir. Bölgemizde, uluslararası serbest piyasa ekonomisiyle bütünleşmiş, küreselleşmiş dünyayla uyum sağlamış, çağdaş bir gelişim çizgisini yakalamış, edebiyatından sporuna kadar her alanda dünya vatandaşı olmuş bir toplum olarak dünya medeniyetine katkıda bulunmaktayız. İşte, bu siyasî, ekonomik, askerî, sosyal ve beşerî hasletlere sahip bir toplumun ve devletin dışpolitikası, bölgesel ve küresel dinamiklerin şekillenmesinde kaçınılmaz bir etki doğurmaktadır. Dolayısıyla, ülkemizdeki sorumluluk, sadece halkımıza ve devletimize karşı değil, aynı zamanda, bölgemize ve dünyamıza karşıdır. Hükümetimizin başlangıç noktası da budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; komşumuz Irak'ta cereyan eden savaş, Ortadoğu coğrafyasının ne denli kırılgan bir yapıda olduğunu bir kez daha acı bir biçimde gözler önüne sermektedir. Irak'la ilgili Birleşmiş Milletler sürecinin de tüketilmesiyle, yoğun diplomatik çabalarımızla katkıda bulunduğumuz barışçıl çözüm gayretleri ne yazık ki sonuçsuz kalmış, Irak topraklarını topyekûn bir askerî harekât alanına dönüştüren savaş durumu karşısında, bunun ülkemize olabilecek yansımalarını en aza indirmek öncelik kazanmıştır.

Öte yandan, Irak'ın, Arap, Kürt, Türkmen ve diğer nüfus kesimleri, kardeşlerimiz ve akrabalarımız olup, Türkiye, Irak halkının müspet bir geleceğe kavuşmasını samimiyetle istemektedir. Tüm bölge insanları, hak ettikleri barış, istikrar ve refaha artık kavuşmalıdır.

Bu itibarla, ülkemiz, Irak'ın bağımsızlığının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve siyasî birliğinin korunması ve Irak'ın doğal kaynaklarının Irak halkının tümüne ait olduğu ve halkın tümünün refahı için kullanılması gibi ilkeleri, kararlılıkla savunmaya devam etmektedir.

Yine bu çerçevede, Irak nüfusunun üç esas unsurundan birini teşkil eden Türkmenlerin, bu konumlarına uygun hak ve çıkarlarının teminat altına alınması, barış ve refah içerisinde saygın Irak vatandaşları olarak yaşabilmelerinin temin edilmesi, can ve mal güvenliklerinin her ortamda korunması da tarafımızdan büyük önem atfedilen bir konudur.

Ülkemizin savunduğu bu ilkeler, sadece komşu Irak'ın değil; fakat, tüm bölgemizin bir barış ve refah bölgesi olmasına katkıda bulunacaktır. Ümidimiz, Ortadoğu'nun, yakın gelecekte, savaşlarıyla değil, insanî ve kültürel zenginlikleriyle anıldığı bir barış bölgesi olmasıdır.

Esasen, ülkemizin bu coğrafyadaki güvenliği ve uzun vadeli çıkarları, ittifak ilişkilerinin de sağlıklı bir zeminde yürümesini hayatî derecede önemli kılmaktadır. Nitekim, son elli yılda, özellikle güvenlik ve savunma ekseninde gelişen, olgunlaşan Türk-Amerikan ilişkilerini, bu bağlamda alınan kararlarda önemli bir etken olarak kabul etmek gerekir.

Ulaşılan aşamada ortaya çıkan fiilî durum ve yeni şartlar ışığında hükümetimiz, yeni bir değerlendirme yaparak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin geçici bir süre Kuzey Irak'a gönderilmesine ve Türk hava sahasının yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarına açılmasına ilişkin olarak Yüce Meclisimizden yetki talebinde bulunmuştur.

Bilindiği üzere, 20 Mart 2003 tarihinde, Yüce Meclis, altı ay süreyle bu yetkinin verilmesini onaylamıştır. Sayın Başbakanımızın da belirttiği üzere, Türk hava sahasını yabancı hava unsurlarına açmamız, müttefiklerimizle ilişkilerimizi korumamıza, muhtemel gelişmelere karşı güvenliğimiz için tedbir almamıza, savaşın bir an önce bitmesine, savaş sonrası barışın tesisine, Irak'ın bütünlüğünün korunmasına, bütün bölgeyi ve elbette ülkemizi etkileyebilecek tahrikkâr davranışları önlemeye yöneliktir. Öte yandan, 1991 yılında yaşanan Körfez savaşı sonrasında Türkiye-Irak sınırına bir gecede yarım milyon insanın son derece güç şartlarda sığındığı hatırlanmaktadır. Silahlı Kuvvetlerimizin Kuzey Irak'taki mevcudiyetiyle amaçlanan, benzer bir trajedinin yaşanmasının önüne zamanında ve yerinde geçmek, insanî yardımı etkinlikle ulaştırabilmek, güvenliğimize tehdit oluşturabilecek bazı girişimleri önlemek ve sınırlarımızın güvenliğini korumaktır.

Elli yıllık ittifak zemininde olgunlaşan ve stratejik bir nitelik kazanan Türk-Amerikan işbirliği, hassas bir coğrafya olan Ortadoğu'da refah ve istikrara değerli bir katkı sağlayagelmiştir. Kuzey Irak'taki Türk askerî varlığının bu anlayışla değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Zira, bu mevcudiyet, gerek Türkiye, gerekse bölge için bir güven ve istikrar unsuru olacaktır. Tabiatıyla, Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkilerimizi sadece Irak konusuna indirgemek, kanımca, iki taraf için de haksızlık olacaktır. Türkiye'nin Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkileri çok yönlü ve çok boyutlu bir içeriğe sahip olup, her yönüyle daha da geliştirilecektir.

Değerli arkadaşlar, bu noktada, son günlerde, özellikle Kuzey Irak'la ilgili gelişmeler hakkında da size bilgi vermek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Kuzey Irak'ta Türkiye'nin almak istediği tedbirler biraz önce açıkladığım çerçeve içerisindedir. Bunlardan birisi, büyük göç dalgalarını Türkiye içerisine almadan Kuzey Irak içerisinde durdurmak, ikincisi de 1991 yılının verdiği tecrübeyle, Kuzey Irak'ta bir boşluk doldurup PKK terör örgütüne fırsat vermemektir. Bunun ötesinde, çeşitli abartılar dünya kamuoyunda süregelmektedir; ama, müttefiklik anlayışı içerisinde, Türkiye, gayet şeffaf bir şekilde niyetlerini herkese söylemektedir. O bakımdan, bu son demeçleri büyük, abartılı ve Türkiye'nin niyetlerini aşan şekilde görmekteyiz. Şüphesiz ki, bir savaş ortamı içerisinde, müttefikimiz olan ülkelerle koordineli bir şekilde hareket etmekten daha tabiî de bir şey olamaz; ama, buna, Türkiye karar verecektir, Türkiye ihtiyaç duyduğunda karar verecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dışpolitikamız, demokratik yapımızdan güç almaktadır. Bu çerçevede, birincil derecede bir stratejik hedef olarak gördüğümüz Avrupa Birliğine katılma sürecimiz de, demokrasimizin gelişmesiyle somut bir perspektif kazanmıştır. Halkımızın özlem ve yönelimleri ile Avrupa Birliğine üyelik hedefimiz, uyum halindedir. Hükümetimiz, Türkiye'nin, bugün itibariyle Avrupa Birliği bünyesinde ifadesini bulan, ileri demokratik standartları gerçekleştirmekte kararlıdır. Yüce Meclisin, ulusumuzun hak ve talep ettiği doğrultuda kabul ettiği reform paketleri, Avrupa Birliği Kopenhag Zirvesinde sonuç alınmasını sağlamıştır. Aralık 2004 tarihinde yapılacak Avrupa Birliği zirvesine giden dönemde, üyelik müzakerelerinin başlamasına yönelik kararlı adımlar atılacaktır.

Nesnel olarak bakıldığında, Avrupa Birliğine üyeliğimizin, ülkemize olduğu kadar, Avrupa Birliğine de somut katkılar sağlayacağı tespitimiz, giderek daha geniş bir kabul görmektedir. Ekonomiden ortak dış ve güvenlik politikasına, Birliğin, bir dünya gücü olarak, Batı’nın demokratik değerler sisteminin yaygınlaştırılmasına daha fazla katkıda bulunması hedefine kadar, geniş bir yelpazede Türkiye'nin rolü aranacaktır.

Son gelişmeler de, Türkiye'nin, Avrupa Birliği için ne kadar fazla önem arz ettiğini ortaya koymuştur. Bu itibarla, 2004 zirvesine giden dönemde, Avrupa Birliği ülkelerinin de kendi hazırlıklarını -bizim yapmakta olduğumuz gibi- tamamlayarak, ülkemizle bütünleşmenin önündeki zihinsel bazı engelleri bertaraf etmelerini beklemek de en doğal hakkımızdır.

Değerli arkadaşlar, yine, bu çerçeve içerisinde eklemek isterim ki, Avrupa Birliği, bizim için bir süreçtir, sürekli bir süreçtir. Dolayısıyla, Avrupa Birliğiyle ilgili ilişkilerimiz, bir zirve toplantısıyla veya önemli bir toplantıyla bağlı değildir. Başka önemli olaylar devam ederken, Avrupa Birliği süreci de, ısrarlı bir şekilde devam edecektir. Bu anlamda, reform paketleri çıkartılmıştır; yeni reform paketleri de çok kısa bir süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine girecektir.

Hedefimiz, 2004 yılının sonunda başlaması öngörülen müzakere tarihini, bunun önüne çekmektir. Bu uğurda, hükümetimiz, üstüne düşen her şeyi ısrarlı bir şekilde yapacaktır. Bu anlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iktidarıyla muhalefetiyle bir bütün olarak bu reformlara destek vermiştir. Bunun da devam edeceğine inancımız tamdır.

Bu noktada, Sayın Öymen'in sorduğu bir iki noktaya da açıklık getirmek isterim. Bunlardan birisi, AGSP'yle ilgilidir. Aslında, Kopenhag'ta Yunanistan, Türkiye'den herhangi bir ek taviz almamıştır; sadece, Türkiye, Yunanistan'ın malumu ilan etmesine fırsat vermiştir. Dolayısıyla, gelinen nokta nedir; NATO'nun, Avrupa Birliği ülkelerine karşı kullanılmayacağıdır. Dolayısıyla, bu da, karşılıklı bir mutabakat içerisinde olmuştur, herhangi bir taviz karşılığında değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunması ulusal bir dava niteliğindedir. Bu soruna, mutlaka bir çözüm bulunması gerektiğine inanmaktayız; ancak, gelecekte, Ada'daki Türk varlığını tehlikeye sokacak hiçbir girişime müsaade edilmeyeceği de açıktır. Ada'da sağlanacak bir çözümün parametreleri olarak Kıbrıs'ta mevcut barış ortamının ve Türkiye'nin etkin ve fiilî garantisinin sürmesini sağlayacak, Türk-Yunan dengesini koruyan, Ada'daki iki tarafın egemen eşitliğini kabul eden, uzlaşmaya dayalı yeni bir ortaklık devleti oluşturulmasını hedeflemekteyiz. Bu çerçevede, Lahey'de gelinen noktanın bir tıkanmaya dönüşmemesi ve yeni iletişim kanallarının ve çözüm modellerinin araştırılması gerekmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin, hazırlamış olduğu planın masada olduğuna dair açıklamasını, tarafların arzusu durumunda çözüm sürecine yardımcı olacağını ifade etmesini, memnuniyetle karşılamaktayız.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'ın, Rum tarafını müzakereye çağıran beyanının da, tüm taraflarca dikkatle not edileceğini umuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; topluca bakıldığında, Türk dışpolitikası, sadece, ülkemizin başka ülkelerle ilişkilerinin manzumesi olmaktan öteye bir anlam taşımaktadır. Bakanlığımın katkılarıyla hükümetimizin izlediği dışpolitika, ülkemizin, siyasî, ekonomik, askerî, kültürel ve kurumsal gücünün bir türevi olduğu kadar, aynı zamanda, bu gücümüzün geliştirilmesine ve barışın hizmetine sunulmasına katkıda bulunmaktadır.

Hükümet programımızda da vurgulandığı üzere, Türkiyemizin dışpolitikası, halkımızın yediği ekmeği doğrudan etkilemektedir. Bu meyanda, bir hususu önemle vurgulamak istiyorum. Etkin ve inandırıcı bir dışpolitika, güçlü bir malî destekle mümkün olabilmektedir; bu, bir gerçektir, bir realitedir. Ülkemiz açısından fevkalade önemli ve yoğun dış siyasî, askerî ve ekonomik gelişmelerin yaşandığı bir ortamda, Bakanlığımın, kendisinden beklenen görevleri etkin bir şekilde yerine getirebilmesi için, gerekli imkân ve malî kaynaklarla teçhiz edilmesi zorunludur. Bakanlığımın, yıllardır birikmiş bulunan personel ve bina sıkıntısı, mümasil ülkelerin koşullarından çok geride kalan çalışma imkânlarına kadar birçok mesele, bu bütçeyle çözülemeyecektir. Bakanlığım mensupları, gerçekten, büyük bir fedakârlık ve yurtseverlik içerisinde görevlerini çok zor şartlar altında yerine getirme gayreti içerisindedirler.

Hizmetin gereği olarak çok özenle seçilip, uzun yıllar boyunca deneyim kazanarak yetişen Bakanlığımın kısıtlı kadroları, kendilerinden beklenen etkinlik oranında imkânlarla teçhiz edilememektedirler. Örneğin, eşgüdüm, bilgi akışı, istişare gibi hususların kilit öneme sahip olmasına karşın, 7 ayrı binada çalışmakta olan kadrolarımın derlenip toparlanması için öngörülen ekbina inşaatı, bu yıl da tamamlanamama riskiyle karşı karşıyadır. Dolayısıyla, onayınıza sunulan tasarı, kamu harcamalarındaki tasarruf politikaları çerçevesinde hazırlanmış olup, olması gerekeni yansıtmamaktadır. Bu tasarı, Türkiye gibi dışpolitikasının dinamizm ve etkinliği ile ulusal hedefleri arasında bu denli yakın ilişki bulunan bir bölgesel güç bakımından olabilecek en mütevazı bütçeyi öngörmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha geniş düşüncelerimizi kapsayan kitapçık, bütün milletvekili arkadaşlarıma dağıtılmıştır. Gerçekten, Türkiye, önemli bir dönemden geçerken, Türkiye Dışişleri Bakanlığına da çok önemli görevler düşmektedir. Bu görevleri, Bakanlığımın bütün mensuplarıyla birlikte en iyi şekilde yapmak için üstün bir gayret içerisinde olduğumuzdan emin olmanızı bir kez daha tekrarlıyor, hepinize saygılar sunuyorum; sağ olun. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 26 Mart 2003

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook