İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 105. BİRLEŞİM · SALI

Başbakanlık teşkilatı hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hk (s.s 1180)

Abdullah Gül

Kayseri Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 105. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Mayıs 2006 · 1.797 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullah Gül (AK Parti), 23 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAŞBAKANLIK TEŞKİLATI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN DEĞİŞTİRİLEREK KABULÜ HK (S.S 1180)); konuşma 1.797 kelime.

Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “Başbakanlık teşkilatı hakkında kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulü hk (s.s 1180)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 23 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2006-05-23-basbakanlik-teskilati-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-degistirile (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Anayasamızın 117 nci maddesine göre, millî güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur.

Hükümetimiz, iş başına geldiği günden beri, ülkemizin gerek iç güvenliğinin gerekse dış güvenliğinin sağlanması hususunu birinci öncelik olarak ele almıştır ve buna büyük bir özen göstermekteyiz; çünkü, her şeyin temeli güvenlikten geçmektedir. Güvenliğin olmadığı bir yerde diğer başarıları temin etmek de zordur, eğer diğer başarılar varsa onlar da gölgelenir. O bakımdan, Hükümetimiz bu bilinç içerisindedir ve bu konulara çok önem vermekteyiz. Ortaya çıkan risk ve tehditler değerlendirilip gerekli önlemler ivedilikle alınmaktadır. Bildiğiniz gibi, Hükümetimiz, bu önlemleri alırken, demokratikleşme ve insan hakları standartlarının yükseltilmesi yönündeki reform çalışmalarına da bir yandan hız vermektedir. Dolayısıyla, güvenlik ve özgürlük dengesi sürekli göz önünde tutulmaktadır. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum; çünkü, bir ülkenin güvenliği sadece askerî veya polis gücüyle değil, aynı zamanda demokratik olgunluğuyla da ilgilidir. O bakımdan, Türkiye'deki demokrasinin güçlenmesi, derinleşmesi, çağdaş demokrasilerin seviyesine çıkması, temel hak ve özgürlüklerin, yine, çağdaş demokrasilerdeki gibi teminat altına alınmasına çok önem veriyoruz. Bunun terörle mücadele boyutu olduğu içinde önem veriyoruz; çünkü, bu şekilde, terörü ve teröristleri izole edip, onların kitlelerle, halkla olan ilişkilerini koparıyorsunuz ve dolayısıyla, terörle mücadele de daha kolaylaşıyor ve onların eline herhangi bir fırsat, onların eline herhangi bir gerekçe de vermemiş oluyorsunuz. Dolayısıyla, bu dengeleri gözeterek bu tedbirleri alıyoruz.

Demokratikleşme konusunda attığımız önemli adımlar, Türkiye'nin iç ve dış güvenliğinin sağlanması noktasındaki kararlılığımızı kesinlikle azaltmayacaktır. Bunları, birbirine zıt değil, tam tersine, birbirini tamamlayıcı unsurlar olarak görüyoruz. Nitekim, güvenlikle ilgili konularda, kurumlar arasında koordinasyon sağlama görevini daha etkin bir şekilde yerine getirmek üzere bu tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisine getirdik.

Tasarıyla, Başbakanlığın görevlerine, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlama görevi eklenmekte, iç ve dış güvenlik ile terörle mücadele konularında koordinasyonun daha etkin şekilde sağlanmasını teminen, Başbakanlık ana hizmet birimlerinden Güvenlik İşleri Başkanlığı kaldırılarak, var olan -biraz önce, değerli arkadaşımızın da burada söylediği gibi- Güvenlik İşleri Başkanlığını kaldırarak, bu, bir genel müdürlük haline getirilmektedir. Dolayısıyla, bu tasarıyla yaptığımız en önemli değişiklik, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün kurulmasıdır.

Amacımız, güvenlikle ilgili kurumlarımıza bir yenisini eklemek değildir. Bunun da altını, özellikle, çizmek istiyorum. Yine, değerli milletvekili arkadaşımız, Cumhuriyet Halk Partisinden, bu konuya çok değindiği için açıklık getirmek istiyorum; yeni bir güvenlik teşkilatı kurmuyoruz. Bu yaptığımızla, polisin, Genelkurmayın, istihbarat teşkilatlarının görevlerini buraya aktarma gibi bir şey söz konusu değil. Hepsi, kanunlardan ve kendilerine verilen yetkilerden doğan bütün yetkilerini ve otoritelerini sonuna kadar, tabiî ki kullanacaklardır. Dolayısıyla, amacımız, güvenlikle ilgili yeni bir kurum kurmak demek değildir. Var olan kurumlarımız görevlerini yerine getirmeye devam edeceklerdir. Bu konuda herhangi bir değişiklik de söz konusu değildir. Anayasamızın 112 nci maddesi "Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir" hükmünü haizdir. Bu çerçevede, güvenlikle ilgili kurumlar arasında koordinasyonun, etkin ve Anayasamıza uygun bir şekilde sağlanması da amaçlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni tehditlerle mücadele, pek çok kurumun ortaklaşa ve uyumlu çalışmasını gerekli kılmaktadır. Yeni tehditler, yeni dönemlere göre hep ortaya çıkmaktadır. Şunu kimse unutmasın ki, küreselleşen dünya, teknolojinin ilerlemesi birçok yeni imkânları getirirken, refahı artırırken, hayatımızı kolaylaştırırken, aynı şekilde, tehditleri de artırmaktadır. Bu tehditler, sadece Türkiye için değil, bütün küresel anlamda, dünyada, uluslararası planda geçerlidir. Dolayısıyla, modernleşmenin, teknolojik gelişmenin avantajlarını kullanırken, bir taraftan da, onun dezavantajları da kötü niyetlilerin elinde gelişmektedir. Dolayısıyla, bütün bunlara karşı da tedbir almak zorundayız.

Ülkenin tüm ilgili aktörlerinin katılımıyla, güvenliğin her boyutunu içeren kapsamlı bir strateji geliştirilmesi, tabiî ki son derece önemlidir bundan dolayı. Ulusal güvenlik siyasetinin uygulanması, birçok devlet kuruluşunun birlikte çalışmasını da gerektirmektedir. Koordinasyonun önemi buradan ortaya çıkmaktadır. Yeni oluşturulacak güvenlik işleri genel müdürlüğünde, daha nitelikli ve konunun uzmanı kadrolar istihdam edilerek, bu konuda ülkemizin ihtiyacı karşılanmaya çalışılacaktır. Bir kez daha altını çizmek istiyorum: Buraya çok sayıda uzman, buraya çok sayıda güvenlikle ilgili insanlar oluşturularak yeni bir güvenlik birimi çıkmayacaktır ortaya; tam tersine, çok dar, ama, çok nitelikli, koordinasyonu sağlayabilecek nitelikli kişiler istihdam edilecektir buraya.

Diğer taraftan, iç ve dış güvenlikle ilgili sorunların teşhisi ve bu sorunlara çözüm önerilerini geliştirmek amacıyla, yine, bu birim toplantılar yapacaktır, sempozyumlar yapacaktır, paneller yapacaktır ve gerçekten, bu konuda uzman olan kişilere, çalışmalar, raporlar hazırlatacaktır. Dolayısıyla, bütün bu kurumun hedefi budur ve yeni bir güvenlik teşkilatı değil; mevcutlar arasındaki koordinasyonu ve işbirliğini en iyi şekilde yapmaya yönelik olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bunları yapmak zorundayız; çünkü, yeni şartlara göre kendimizi yenilemek zorundayız. Aslında, Başbakanlık teşkilat yapısına baktığınızda, eskiden çok hantal bir yapı vardı. Hatta, siz milletvekili arkadaşlarım çok iyi bilirsiniz; Başbakanlığa gittiğinizde, sanki bir icracı bakanlığa gitmiş gibi, koridorları tıklım tıklım insan dolu olurdu.

Seçimlerden sonra Hükümetimizi kurduğumuzda, ilk Hükümeti, 58 inci Hükümeti kurduğumuzda, benim Başbakanlığımda, ilk yaptığımız iş, Başbakanlıktaki birçok kurumu ilgili bakanlıklara dağıtmak ve Başbakanlığı bir koordinasyon merkezi haline getirmek oldu. Dolayısıyla, işler orada değil, orası koordine edecek, Sayın Başbakan, herkesi, bütün bakanlıkları koordine edecek.

Bu anlayış içerisinde olan bir Hükümet olarak, biz, orada, yeni yapıların oluşmasını, bütün diğer bakanlıkların görevlerini üstlenmek, istihbarat teşkilatlarının görevlerini üstlenmek gibi bir şey, zaten hiçbir zaman düşüncemizde olmamıştır; tam tersine, onları, ilgili bakanlıklara, ilgili kurumlara dağıtarak, işi daha da etkin hale getirmek olmuştur. Dolayısıyla, bunun bilinmesini özellikle istiyorum.

Tabiî ki, Türkiye'de huzurun bozulmasını isteyen, Türkiye'de kargaşanın çıkmasını isteyen, Türkiye'de tekrar enerjimizi kendi kendimize harcamamızı isteyen kötü niyetli insanlar da olacaktır ve vardır. 73 000 000'luk bir ülkeyiz. Dolayısıyla, böyle bir ülkede, marjinal düşünceler, akımlar, eylemler ve bu fikirdeki insanlar olacaktır; bunlar, bazen eyleme de dönüşecektir ve dönüşmektedir de. Bunun için zaten bu kurumlara ihtiyaç vardır.

Değerli arkadaşlar, bizlere düşen ise, başta Hükümet olmak üzere, hepimiz, bu huzuru ve istikrarı nasıl devam ettiririz. Biz, Hükümet olarak, 73 000 000'un Hükümetiyiz. Bize oy versin, oy vermesin; bizi beğensin, beğenmesin; biz, bütün vatandaşlarımızın hükümetiyiz ve dolayısıyla, huzuru tesis etmek, istikrarı muhafaza etmek, her şeyden önce bizim görevimizdir ve biz bunu arzu ederiz ve bunun için uğraşırız; çünkü, Türkiye'nin kaybettiği çok yıllar vardır. 1970'li yılları hatırlayın; kendi evlatlarımız, iyi düşünceli insanlar nasıl kamplara ayrıldı ve nasıl binlerce, kendi evlatlarımızı kaybettik. 1980'li yılları hatırlayın; 80'lerin sonunu, 90'ların başını hatırlayın ve yine, 90'ların sonundaki istikrarsızlık dönemlerini hatırlayın. O zaman, bütün birikmiş olan enerjimizi kendi kendimizle uğraşarak harcadık. Bütün dünya mesafe alıp ilerlerken, dünya yeniden yapılanırken, Sovyetler çöküp Avrupa yeniden şekil alırken, biz, ne yazık ki o fırsatları değerlendiremedik, hep kendi kendimizle uğraştık ve kendi kendimizle enerjimizi yok ettik. Tabiri caizse, yılanın soktuğu delikten, bu millet, bir kez daha, iki kez daha, üç kez daha aynı acıyı hissedecek ve onu tadacak hali yoktur. Dolayısıyla, biz, ülkemizde kötü niyetlilerle mücadele etmek için kurumlarımızı güçlendirirken, diğer yandan da, şüphesiz ki, siyasetçiler olarak, Meclis olarak, Hükümet olarak, bütün partiler olarak da üstümüze düşeni yapmamız gerekir.

Şunu unutmayın ki, değerli arkadaşlar, son olaylar, aslında demokrasiye karşıdır, demokrasiyi hedef almıştır ve hepimiz -iktidar partisi olalım, muhalefet partisi olalım- zemin kaybederiz, eğer demokrasi Türkiye'de zayıflarsa. Önce hepimiz bunun bilinci içinde olmamız gerekir. Danıştaya yapılan saldırı da bu amaçla yapılmıştır. Tabiî ki, hepimiz hedef alınmışızdır, devletimiz hedef alınmıştır; devletimizin temel ilkeleri, cumhuriyetimizin temel ilkeleri, laiklikten, hukukun temel ilkelerinden tutun da her şeyi hedef alınmıştır; ama, bu hedefe demokrasiyi zedeleyerek ulaşmak istemişlerdir.

Bu olay ortaya çıktığında, Hükümetimiz bunu çok ciddî bir şekilde takip etmiştir. Herhangi bir kriminal olay olarak bakmamışızdır bu olaya, Danıştaya saldırıya. Danıştaya saldırı, ilk günden itibaren çok ciddî bir şekilde Hükümet tarafından takip edilmiş, ilgili bakanlarımız ve ilgili kurumlarımızla, Başbakanlıkta devamlı toplantı halinde olunmuştur ve neticede, polisimizin ve diğer güvenlik birimlerimizin gerçekten olağanüstü çalışmaları ve fedakârlıklarıyla olay da çözülmeye başlamıştır. Önce, tabiî ki, Danıştayda bu saldırı işlendikten sonra, yine, polisimizin, kendisi hedef alınması ve kendisine kurşun sıkılmasına rağmen failin üstüne atlayarak, gerçekten, canını âdeta siper ederek önce katili yakalaması ve daha sonra da polis teşkilatımızın olağanüstü çabasıyla tek tek çözülmeye başlanmıştır. Eğer, bu çözülmemiş olsaydı, bugün hepimiz çok farklı şeyleri konuşuyor durumdaydık, gazetelerin manşetleri de çok farklıydı, Türkiye'ye de çok farklı bakılıyordu; ama, olayın içine karışanlar, bilfiil olayı yapanlar ve onların alt bağlantılarının hepsi toparlanmıştır. Onların, şimdi, üst bağlantıları da tek tek ortaya çıkarılmaya başlanmıştır. Muhakkak ki, kim suçludur, kim suçlu değildir; bunları mahkemeler neticeye bağlayacaktır; ama, polisin yaptığı şey, kendi teknik imkânlarıyla, bugünkü imkânlarla, en modern imkânları kullanarak bütün bağlantıları, bütün ilişkileri ortaya çıkarmak, çözmek ve bunları savcılığa ve tabiî ki mahkemeye iletmektir. Ortaya çıkan şey şudur ki, hedef, demokrasidir; size açıkça söylüyorum burada. Onun için, hepimiz, iktidar-muhalefet, muhalefet dışındaki partilerimiz, hep beraber, önce bu zeminin muhakkak sağlam olması hepimizin birinci görevi olması gerekir ve bunu yaparken de, hepimizin soğukkanlı bir şekilde… Çok tecrübeli bir ülkeyiz; başımızdan 70'li yıllar, 80'li yıllar geçti. Dünyada neler oldu; bunları hepimiz biliyoruz. Bu acıları da hep beraber hissettik. Bundan dolayı, şimdi, soğukkanlılıkla olayları değerlendirip, soğukkanlılıkla, kim olursa olsun, ne olursa olsun, nereden gelirse gelsin, bunların üzerine elbirliği içerisinde varmak olması gerekir görevimiz; şimdi bunu yapıyoruz.

Acılar, şüphesiz ki, çekiliyor, ateşler düştüğü yeri yakıyor diye bırakmamamız gerekir. Bu açıdan, kaybettiğimiz değerli hâkimimize -tabiî ki, bir kez daha ailesine başsağlığı diliyoruz- Allah'tan rahmet diliyoruz; yaralı olan hâkimlerimize, hepsine acil şifalar diliyoruz; ama, arkadaşlarımdan şunu bilmelerini isterim ki, Hükümet, bunu, basit bir olay olarak görmemiştir. İlk olduğu andan itibaren, bunu, devletimize, bütün halkımıza, Türkiye'deki istikrara karşı yapılmış bir olay olarak görmüştür, arkasında kim olursa olsun. Dolayısıyla, böyle bir yaklaşım içerisinde de faillerin hepsi ortaya çıkartılacaktır.

Değerli arkadaşlar, düşünün, Türkiye'de istikrar kaybolsa, Türkiye'de tekrar enerjimizi birbirimize harcamaya başlasak, bundan kim zarar görür; bundan hepimiz, İktidar Partisi de, muhalefet partileri de, halk da, hepimiz zarar görürüz, bütün kurumlarımız da zarar görür burada. Önce, hepimiz, bu bilinç içerisinde hareket etmeliyiz.

İkincisi, düşünün ki, biz, son kaçmış treni âdeta yakaladık Avrupa Birliğinde. Eski Sovyet bloku ülkeleri bile Avrupa Birliğine üye oldular. O dönemlerde biz elimizi acele tutmadık. Acele tutmuş olsaydık, bizler, bugün, kim bilir nerelerde olacaktık. Şimdi, düşünün ki, Avrupa Birliği sürecini biz askıya alsak, biz kendimiz zedelesek, reformları biz kendimiz çıkaramaz hale gelsek, kendi yaptığımız reformlardan geriye gitsek, bundan kim zarar görecek? Bundan herkes zarar görecek; sermaye de zarar görecek, fakir de zarar görecek, köylü de, çiftçi de, memur da, herkes zarar görecek ve hepimizin itibarı zedelenecek. Dolayısıyla, böyle bir sorumluluk içerisinde yine hepimizin hareket etmesi gerekir.

Türkiye'de, tekrar söylüyorum, rejim düşmanları da vardır, laiklik düşmanları da vardır, hukuk düşmanları da vardır. Türkiye'de, bunlar, muhakkak ki var; ama hepimizin görevi nedir: Bunları izole etmek -bölücüler vardır- bunların hepsini izole etmek, bunlarla en iyi şekilde mücadele etmek. Bunlarla en iyi şekilde mücadele etmenin yolu da, ülkemizde çağdaş demokrasinin şartlarını oluşturmak, Türkiye'deki demokrasiyi kökleştirmek, Türkiye'deki şeffaflığı daha ileri düzeye götürmek, Türkiye'de hukukun üstünlüğünü çok daha fazla pekiştirmek, temel hak ve hürriyetlerimizi çok daha garanti altına almaktır. Böyle olunca, zaten, ekonomik kalkınma, refah otomatik olarak gelecektir, bunun üstüne inşa edilecektir.

Ben, bu düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyorum. Bu getirdiğimiz kanun, aslında, mevcut olan Başbakanlıktaki yapının biraz daha değiştirilmesiyle ilgilidir. Güvenlik Birimleri Dairesi Başkanlığını genel müdürlük haline getirmek istiyoruz ki, daha nitelikli insanları orada istihdam edebilelim; çünkü, bu koordinasyonun sağlanmasında onlara ihtiyaç var diye.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 23 Mayıs 2006

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook