İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 64. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar ve çözüm yolları konusunda

Abdullatif Şener

Sivas Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 64. Birleşim · 1. yasama yılı · 9 Nisan 2003 · 1.093 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullatif Şener (AK Parti), 9 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU EKONOMİK SIKINTILAR VE ÇÖZÜM YOLLARI KONUSUNDA); konuşma 1.093 kelime.

Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar ve çözüm yolları konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim tutanağı, 9 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2003-04-09-ulkemizin-icinde-bulundugu-ekonomik-sikintilar-ve-cozum-yollari-konusu (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en içten, en sıcak duygularla selamlıyorum.

Bugün, ilk gündemdışı konuşma olarak, Sayın Milletvekilimiz Mehmet Yılmazcan, ekonominin içinde bulunduğu duruma ilişkin görüşlerini beyan etmişlerdir. Türkiye gündeminde yıllardır, ekonomi en önemli sırayı almaktadır, gündemin en ağırlıklı maddesi olarak kabul edilmektedir ve bugünlerde de, ekonomik tartışmalar, yine, aynı şekilde, aynı yoğunlukta devam etmektedir. Bunun bir parçası olarak, gündemin canlı konularından biri olarak, böyle önemli bir konuyu Meclis kürsüsünden dile getirmek, elbette önemlidir; bu imkânı sağladıkları için sayın milletvekilimize teşekkür ediyorum.

Gerçekten, özellikle son yıllarda izlenen politikaların Türkiye'yi getirdiği nokta, aşırı bir borç yüküdür. Şu anda Türkiye'nin ekonomik sorunlarının temelinde, kamunun borç miktarının yüksekliği gelmektedir ve buna bağlı olarak, sürekli, Hazinenin borçlanması, piyasada bulunan kredi olarak kullanılabilecek paraların kamu borçlanması için çekilmesi, diğer taraftan, özel sektörün de kullanabileceği, iş yapabileceği ucuz kredilere ulaşmasını engellemektedir.

Buna bağlı olarak, geçmişte, zaman zaman, ekonomide darboğazlar, tıkanmalar meydana gelmiştir ve biz, 3 Kasım seçimleri öncesinde, Türkiye'nin ekonomik dengelerini dikkate almak suretiyle, ekonomimizin içinde bulunduğu durumla ilgili tahliller yapmak suretiyle, iki temel çizgi benimsedik, ekonomik politikalarımızda iki temel nokta belirledik.

Bu temel noktalardan birisi, borç stokunun azaltılmasıdır; yani, kamunun üzerinde birikmiş olan bu aşırı borçların, süratli bir şekilde, mümkün olan en hızlı bir şekilde düşürülmesidir. Onun için, borçların sürdürülebilirliği problemi, sürekli olarak, ekonomik yorumcular tarafından da televizyonlarda, gazetelerde de tartışılmaktadır. Borçlanmanın sürdürülebilirliğinden öte, bizim açımızdan önemli olan, borç stokunu azaltarak bunu çevirebilmektir. Bu, belirlediğimiz birinci temel ana politikadır. Seçim öncesi yaptığımız açıklamalarda, seçim beyannamelerimizde, bu, yer etmiştir. Seçimden sonra da, gerek 58 inci gerekse 59 uncu hükümetlerin programlarının çizdiği ana çerçeve de budur; ama, ikinci temel bir nokta vardır, o da ekonominin büyümesidir. Eğer, çağdaş ülkelerin içinde bulunduğu refah düzeyine 70 000 000 halkımızı ulaştırmamız gerekliyse -ki, gereklidir- ve de ekonomik refah düzeyine bağlı olarak, kültürel, sosyal ve hukukî standartları yakalamamız gerekiyorsa, mutlaka, ekonomideki büyümeyi gerçekleştirmek lazım. Son yıllardaysa, Türkiye, sürekli, bir büyüyen, bir küçülen, son dört yıla baktığınızda bile, ortalama olarak, büyümemiş, küçülmüş bir ülke görüntüsü sergilemektedir. Bunu aşmak ve Türkiye'de büyüme oranlarını rasyonel bir düzeyde gerçekleştirmek ve halkın refah payını artırmak gereklidir dedik. Buna bağlı olarak, millî hâsıla içerisindeki borç stoku miktarını azaltmak gerekir dedik ve ekonomik politikalarımızı, programımızı ona göre belirledik. Şu anda, 59 uncu hükümetin ekonomik politikaları da, bu ana çizgiyi gerçekleştirecek şekilde devam etmektedir.

Biz, hazırlıklı, kararlı, ne yaptığını bilen, neyi nasıl yapması gerektiğini bilen bir iktidar olarak bunu gerçekleştirmeyi görevimiz ve sorumluluğumuz olarak görmekteyiz ve nitekim, Türkiye, iktidarımızla birlikte, 58 ve 59 uncu hükümetler döneminde, belki de, cumhuriyet tarihinin en önemli kararlarını vermek zorunda kalmıştır.

Bu kararlardan en önemlilerinden birisi, bildiğiniz gibi, yanı başımızda cereyan eden bir savaş hadisesidir. Irak savaşıyla ilgili olarak Türkiye'nin alacağı tavır, takınacağı tavır, ülkemizi ve geleceğimizi çok yakından ilgilendiren bir konuydu. Hükümet, gerek 58 inci cumhuriyet hükümeti gerekse 59 uncu cumhuriyet hükümeti, en yoğun mesailerini -sabahlara kadar- bu konuya ayırmıştır, sürekli konuyu takipte olmuştur ve neticede -Meclisle birlikte değerlendiriyorum- Türkiye'nin, şu anda Irak konusunda ortaya koymuş olduğu tavır veya Irak konusundaki politik tavrı, hem uluslararası duyarlılıklara en uygun olan tavırdır hem de Türkiye'nin çıkarlarına ve geleceğine en uygun düşen tavırdır. İşte, bunun neticesidir ki, savaş ihtimalinin belirdiği günlerde Türkiye ekonomisi üzerinde yoğun tartışmalar yapılırken, bugün, savaşın en sıcak günlerini yaşamaktayız; ama, açıkça şunu da görüyoruz ki, bu savaş atmosferi içerisinde, yanı başımızda cereyan eden sıcak gelişmelere rağmen, Türkiye'de, vatandaşlarımız güven içerisindedir, 70 000 000 insanımız, güven duygusu içerisinde işiyle, kesbiyle, kazancıyla hayatına devam etmektedir. Alışveriş devam ediyor, borsa yükseliyor, döviz düşüyor, piyasalarda olumlu bir bekleyiş var; hatta -olağan dönemlerde bazı özelleştirme ihalelerine teklif verilmediğini hepiniz bilirsiniz- şu ortamlara rağmen, hükümetin özelleştirme programına, geçmişte görülmedik derecede yoğun ilgi duyuluyor. Diğer taraftan, yatırımcılar, üretimciler, üretim yapma niyetinde olanlar, gelecekle ilgili hesaplarını gözden geçiriyorlar ve hiç savaş yokmuşçasına, gelecekten umutlu olmayı gerektirecek bütün verilerle birlikte halkımız ve bu toplum ayaktadır, yoluna devam etmektedir. Bu ortamda, topraklarımızdan son model silahlar veya yabancı askerler geçmiyor. Dünya, Türkiye'nin izlemiş olduğu politik tavra saygı duyuyor. Avrupa Birliği, Türkiye'nin ortaya koymuş olduğu politik tavırdan dolayı, Türkiye'deki demokrasinin sağlıklı işleyişinden dolayı, Türkiye'ye karşı, saygılı bir tutum içerisindedir. Ortadoğu ülkeleri, üçüncü dünya ülkeleri, Türkiye'nin bu konuda izlemiş olduğu politikalardan dolayı memnundur ve Türkiye'yi, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere -üst düzey yetkililerin Türkiye'yi ziyaretlerinden de anlaşılmaktadır- daha bir saygın ülke olarak görmektedirler ve algılamaktadırlar. Türkiye'de de, ülkemizde de, halk, hayatına, yaşamına devam etmektedir, piyasalarda da olumlu ve ılımlı bir beklenti vardır. O halde, izlenen politika doğrudur.

Sürekli olarak, ekonomi savaş ortamında ne olacak diye sorulduğunda, hükümetin, çok farklı alternatif senaryolara göre programını hazırladığını, atacağı adımları belirlediğini, sürekli olarak ifade etmiştik ve biz, bu atmosfer içerisinde, Türkiye'nin önünde aydınlık günler olduğuna inanıyoruz, milletimizin önünün açık olduğuna inanıyoruz ve onunla ilgili mekanizmaları da kurduk.

Bu arada, ben, şunu da belirtmek isterim: Elbette, büyüme ve borç stokunu azaltmak önemlidir. Buna yönelik olarak hükümetimizin ortaya koyduğu politikaların en önemlilerinden biri, Türkiye'deki yatırım ortamının iyileştirilmesidir. Bakanlar Kurulu prensip kararıyla, bununla ilgili bir koordinasyon kurulu teşekkül etmiştir; Devlet Bakanımız Sayın Ali Babacan, bu kurulun başkanıdır. Ekonomi bürokratlarından oluşan bu kurul, 14 komite halinde, yoğun bir şekilde, Türkiye'de yatırım ortamını iyileştirmeye yönelik olarak çalışmalarını sürdürmektedir ve yatırımcının, önü açılacağı gibi, Türkiye, bir büyük yabancı sermaye yatırımını çeken ülke konumuna gelecektir.

Diğer taraftan, vergi reformuna yönelik çalışmalarla da, özellikle başta enflasyon muhasebesi olmak üzere, verginin tabana yaygınlaştırılacağı ve sağlıklı bir vergi yapısının ortaya çıkacağı mekanizmalar, dengeler ve vergi sistemi de ona göre oluşturulmuş olacaktır.

Bu çerçeve içerisinde, değerli milletvekilimiz Mehmet Yılmazcan'ın ifade ettiği, bu savaş ortamında vatandaşlarımızın gösterdiği duyarlılık, elbette, her türlü takdirin üzerindedir. Milletimiz, her zaman, vatanına ve milletinin geleceğine duyduğu güven ve bağlılık duygusu içerisinde olmuştur ve bununla ilgili, hangi dönemde, hangi fedakârlık yapılması gerekiyorsa bunu ifade etmiştir, ortaya koymuştur, hamiyetperverdir, vatanseverdir ve ülkesini, geleceğini her şeyin üzerinde görmektedir. Bu ortamda da, bunu ifade eden talepler, müracaatlar, hatta sivil kitle örgütleri, değişik işadamları tarafından verilen demeçler, beyanlar vardır; ancak, 59 uncu cumhuriyet hükümeti olarak, bir savaşın devam ettiği bu ortamda da izleyeceğimiz ekonomik politikaların ne olduğunu belirledik ve sağlıklı bir zeminde yürümekteyiz. Böyle bir ortamda, vatandaşlarımızın her türlü iyiniyet duygularına ve ifadelerine rağmen, herhangi bir bağış, yardım gibi bir kampanya ortaya çıkarma niyetimiz yoktur. Biz, elimizdeki iktisat politikası araçlarıyla ülkemizin ihtiyaç duyduğu bütün kaynakları ortaya çıkarabilecek konumdayız, durumdayız. Onun için, bu tür taleplere rağmen, böyle bir bağış beklentisi hükümette yoktur; hükümette olmadığı gibi, böyle bir mekanizmayı kurma niyetimiz de yoktur, düşüncemiz de yoktur; ama milletimizin fedakârlık duygularını ve milletimize, vatanımıza bağlılık ifadelerini her şeyin, her takdirin üzerinde gördüğümüzü de ifade etmek isterim.

Ben, tekrar, sayın milletvekilimize, iktidara ve muhalefete mensup tüm değerli Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerimize teşekkürlerimi saygılarımı sunuyorum, sağ olun. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

20 konuşma daha · 9 Nisan 2003

20 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook