İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 86. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

Ahmet Duran Bulut

Balıkesir Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Nisan 2010 · 938 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Duran Bulut (MHP), 14 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 938 kelime.

Ahmet Duran Bulut (MHP, Balıkesir). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-duran-bulut-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai-3 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA AHMET DURAN BULUT (Balıkesir)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

“Vakıf üniversiteleri” adı altında kurulan yeni üniversitelerin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Tabii, üniversitelerin ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak, ülkenin gelişmişliği, bölgesel sorunları, bunlar göz önüne alınarak ihtiyaca göre planlanması gerekirken, çoğu yerde, çoğu zaman siyasi amaçla da bu yönlendirmeler yapılıyor.

Tabii, bir üniversite ve üniversitenin kalitesi, o ülkenin gelişmişliğinin bir göstergesidir. Bundan önceki konuşmalarımda da ifade ettiğim gibi, Türkiye’de bununla herhâlde 146’ncı üniversitemiz oluyor. Dünyada ilk 500’ün içerisinde 1 tane üniversitemizin olmayışı üzücüdür tabii ki.

Yine, demin Sayın Bakana sordum, Türkiye Avrupa Birliğine girmek adına olağanüstü… Bilhassa AKP Grubu heveskâr, kendi işlerine gelen birçok konuda gösterge olarak Avrupa Birliği normlarını gösterirlerken, Avrupa ülkelerinin eğitime ayırdıkları genel bütçedeki pay ile Türkiye’dekini kıyaslar isek Türkiye’dekinin ne kadar düşük olduğunu görürüz.

Sayın Bakan -Millî Eğitim Bakanlığının başında kim olursa olsun- kaynakları dar olduğu için, az olduğu için, hâliyle, Bakanlığın işlerini, ticari bir mantıkla bakarak, ucuza öğretmen temin etmek, ucuza bina temin etmek bakışı ile götürmeye çalışacaktır.

Aslolan şudur ki, bir ülkede eğitimin yüksekliği, eğitime yapılan yatırım, en önemli, gelecek adına en ciddi, en faydalı yatırımlardan birisidir. Öğretmenlere gösterilen ilgi, onların toplum içerisindeki saygınlıkları, ekonomik sıkıntılardan kurtuluşları, kendilerini yenileme, geliştirme, ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri, bunlar, Millî Eğitim Bakanlığının buna yeterli bir bütçeye sahip olmasıyla mümkün olacak olan konular.

Tabii, Bakanlığın ihtiyaçları konusunda -dün de konuşuldu- birçok talepler dile getirildi. Öğ-retmen ihtiyacı konusunda işte, yanlış yapılanma ve planlamadan kaynaklanan, bugün 300 binin üzerindeki öğretmen fazlalığımıza bir türlü çözüm bulamıyoruz. Sayın Bakan, geçici öğretmenleri, sözleşmeli öğretmenleri kadrolu yapacağını söylemesine rağmen, Hükûmet kendilerine bu kaynağı sunamadığı için verdiği sözü de tutamadı. Hâliyle, almış oldukları mevcut öğretmenlerin ihtiyacı karşılayamadığı hepimizin malumu.

Önümüzdeki dönem içerisinde Türkiye ve Hükûmet şunu bilmelidir ki, yetişmiş, üniversiteyi bitirmiş bu insan gücünü sokaklara salmaktan kurtarmak, mutlaka bunun istihdamına dönük planlar, projeler geliştirmek zorundayız. Bugün sizsiniz, yarın biziz ama bunu mutlaka yapmak zorundayız. Bu insanlar teşkilatlanmışlar, örgütlenmişler, kendi adlarına İnternet siteleri kurmuşlar, hep “öğretmen olacağız” diye kendilerini hazırlamışlar, okullarını bitirmişler; aile onu bekliyor, nişanlanmış evlenecek, kız bunu bekliyor ama bu insanlar bir türlü kendi ekmeklerini elde edecek böyle bir imkâna sahip değiller.

Bu bakımdan, öğretmen atamaları konusunda mutlaka bu sorunun çözülmesi gerektiği gibi, öğretmenin verimliliğinin artırılması konusunda da Türkiye’de dersliklerdeki öğrenci sayılarının normal seviyeye düşürülmesi, Türkiye’de öğretmenlerin periyodik eğitimlere tabi tutulması, Türkiye’de öğretmenlerin kendilerine yakışır “hak” gibi bir kutsal kavramı karşı tarafa anlatabilmesi için kendisinin haksızlığa uğramamış olması gerekmektedir ama bir türlü şu Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, öğretmenin moralini yükseltecek, hak ve hukuka riayet edebilecek, terfi, yükselme, atama konularındaki -bir sürü- bugüne kadar çıkmış olan yönetmelikler geri dönmüş vaziyette. Bu da teşkilatta büyük sıkıntı vermektedir. Türkiye’de değil belki dünyada çalışanlarıyla en yüksek seviyede mahkemelik olmuş, davalık olmuş bir bakanlık Millî Eğitim Bakanlığı. Bu, bugünün sorunu değil, hep böyle olmuş, ama AKP bu sekiz yıla varan iktidarı döneminde, geçmiş yılları aratmayacak derecede çok ciddi bir şekilde partizanca kadrolaşma yapmıştır. Bunda hak hukuk tanımamıştır. Bir öğretmeni almış daire başkanı yapmıştır. Bir öğretmeni almış millî eğitim müdürü yapmıştır. Kanuna, mevzuata uymuyorsa vekâleten vermiştir. Ankara Balâ’ya uymuyorsa bir başka ilçeye vermiştir, geçici görevle oraya görevlendirilmiştir.

Böylesine usulsüzlüğün, karmaşanın hâkim olduğu bir bakanlığın, Türk çocuklarına, önündeki insanlara bilimi, adaleti, hoşgörüyü, sevgiyi, ülkeyi anlatması nasıl mümkündür değerli milletvekilleri? Eğer bugün insanlarımız birbirini sevmiyorsa, ülkenin birlik ve beraberliği tartışılır noktaya geliyorsa, eğer ülkemizin kaynaklarını tanımıyor, göz göre göre heba olmasına sebep oluyorsak, her şeye politik gözlükle bakıyorsak, bu, yanlış ve eksik yetişmeden kaynaklanmaktadır.

Bakın, bir olayı anlatacağım sizlere değerli milletvekilleri. Üç tarafı denizlerle çevrili olan bir ülkede yaşıyoruz. 7.333 kilometre sahil şeridiyle dünyada ön sıralardayız. Denizi tanımayan bir milletiz. Denizler bizim zenginliğimiz, karaların artık kaynakları tükeniyor. Dünya denizlere yönelirken denizleri tanımayan bir milletiz. Denizden korktuğumuz için denize yatırım da yapamıyoruz. Yunanlılara mal taşıta taşıta onları armatör yaptık, biz bu “zengin sahillerin fakir sahipleri” kaderini yıllardan beri yaşamaya devam ediyoruz.

Bakın, balıkçılık konusunda 15 Nisanda balık tutma yasağı başlar. Üniversitelerden, çeşitli kuruluşlardan insanlar toplanır bir kurul oluşturulur; balık havyar dökmeye başladığında, yani yavrulama döneminde balık tutulmaz. Neden? Çünkü bir balığın canlı tutulmasıyla milyonlarca yeni yavru ürer.

Dün akşam Balıkesir’in Erdek ilçesinin Çakıl köyünden Halil isimli, Selahattin isimli balıkçı beni arıyor, diyor ki: “Sayın Vekilim, bugün 5 bin kasa balık tuttuk, 100 ton. Seneye bu balığı tutamayacağız biz. Her açtığımız balığın içinde bir avuç havyar var.” Torik, tombik, küçük çapta balıklar da içerisine dâhil olmak üzere balıkların şu an yumurtlama zamanı. Geçen sene 1 Mayısa uzattılar bu yasak süresini, on beş gün, en havyarlı döneminde taradılar.

Değerli milletvekilleri, bu sene üzerine düştüğüm hâlde, takip ettiğim hâlde… Yüzlerce balıkçı beni arıyor “Ekmek teknemiz bu bizim. Bu balık, denizler kurutulursa seneye biz ne yiyeceğiz? Karadeniz bitti, Marmara bitti, bir Ege kaldı.” diyor.

Egeli ve Marmaralı balıkçılar bu konuda yasağın bu dönemde başlamasını istedikleri hâlde, Karadenizli balıkçılar sizin Hükûmetinize, Hükûmetinizdeki Karadenizli bakanlar ilgili Tarım Bakanlığının Müsteşarına baskı yaparak ne yaptılar biliyor musunuz? 15 Nisan ile 15 Hazirana kadar, balığın içinin havyar dolu olduğu dönemde gırgır teknelerini serbest bıraktılar, 15 Temmuz ile 15 Eylül döneminde trol teknelerini serbest bıraktılar. Bu ne olacak biliyor musunuz? Dün akşam 100 ton balık yakalayan Erdek-Çakıl köyündeki balıkçı seneye 5 ton balık yakalayacak demektir. Giderek denizlerimiz öldürülüyor, giderek bu zenginliklerimiz yok ediliyor. Bu kaynakların yok edilmemesi için işte eğitime dikkat etmemiz gerekiyor. Eğitime düzgün insanlar yetiştireceğiz ki, iyi kaynaklar ayıracağız ki, insanlar bu tehlikeleri görsünler, sırf çıkarları için denizleri katletmesinler, sırf siyasi menfaatleri için, üç tane balıkçı babasının talebini yerine getirmek için binlerce balıkçının seneye aç kalmasına göz yummasınlar. İyi eğitilsin ki, siyaset de adam gibi yapılsın, balıkçılık da ticaret de. Ama bütün bunların hepsinin temeli eğitimdir, düzgün öğretmen yetiştirmek, o öğretmenlere toplumda saygın bir yer vermektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 14 Nisan 2010

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook