Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.46)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 22. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Kasım 2007 · 812 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Ersin (CHP), 20 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA İNFAZ KURUMLARI VE TUTUKEVLERİ İZLEME KURULLARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.46)); konuşma 812 kelime.
Ahmet Ersin (CHP, İzmir). “Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.46)”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 20 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-ersin-23-2007-11-20-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-izleme-kurullari-kanununda-degisik-2 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA AHMET ERSİN (İzmir)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Önce, Sayın Bakanın Buca Cezaeviyle ilgili verdiği bilgiler için teşekkür ediyorum. Ancak, söylediklerini ben de biliyorum İzmir Milletvekili olarak. “İşlerin neden bir türlü sonuçlanmadığını ve ne zaman sonuçlanacağına ilişkin bir bilgi verebilir mi?” diye sormuştum, ama sanıyorum bu konuda bizi aydınlatacak bir şey söyleyemedi şu aşamada. İnşallah, kısa zamanda Buca Cezaevi bahsedilen yere taşınır ve İzmir de, Buca da böyle büyük bir sorundan kurtulmuş olur.
Değerli arkadaşlarım, buraya gelen tasarıların, tekliflerin yürütme maddesi üzerinde konuşmak çok da olağan bir davranış değil. Yani, eğer her şey yolunda gidiyorsa bu yürütme ve yürürlük maddeleri üzerinde gruplar ya da şahıslar fazlaca söz almazlar. Ancak, bazı tespitlerimi, aldığım, edindiğim bazı bilgileri sizlerle paylaşmak için huzurunuzdayım.
Değerli arkadaşlarım, cezaevleri, bildiğiniz gibi suç işleyen, yani, yasalara karşı gelen kişilerin bir yandan cezalarının çektirildiği, bir yandan da enforme edilerek yeniden topluma kazandırıldıkları yerlerdir. Yani, cezaevleri deyince, çağdaş anlayış budur, hem cezasını çekecek hem de cezası bittikten sonraki toplum yaşamıyla uyumlu hâle getirilecek. Ancak bizim cezaevlerimiz, bugünkü durumları itibarıyla, sadece cezaların çektirildiği mekânlar olarak görülüyor. Yani, gerek fiziki koşullar itibarıyla gerekse -az önce arkadaşlarım da söz ettiler- personel yetersizliği ve personelin eğitim yetersizliği nedeniyle, bu suç işleyen kişilerin, cezaevinde kalan kişilerin, cezaevine alınan kişilerin enforme edilmeleri mümkün değil.
Şimdi, bakın değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz ekim ayı sonu itibarıyla, yani, 31/10/2007 itibarıyla ceza ve tutukevlerinin mevcudu 88.610 kişi –ki, bu rakam ocak başında 70.277 kişiydi- şubat sonu itibarıyla da 77.425’ti. Yani, 2007’nin ocak ve ekim sonu itibarıyla bu on aylık sürede mevcut 18.333 kişi artmış, suç işleyen yeni kişilerle 18.333 kişi artmış. Sadece ekim ayındaki artış miktarı 1.407 kişi. Bunları neden anlatıyorum sizlere? Yani, Türkiye’de otuz iki saniyede bir suç işlendiğine ilişkin bazı tespitler var, ki önümüzdeki rakamlar da, cezaevlerinde kalan kişilerin sayılarının bu şekilde hızlı artmasından da bu tespitin aslında doğru olduğu ortaya çıkıyor. Cezaevlerinin fizik itibarıyla enforme edilmeye, suçluların enforme edilmesine uygun olmadığını söylerken, cezaevlerinin kapasitesinin çok üzerinde tutuklu ve hükümlüyü barındırmak durumunda olduklarını anlatmak istiyorum. Nitekim, ekim sonu itibarıyla cezaevlerimizdeki kapasite fazlası 5.938’dir ve 5.938 kapasite fazlası kişinin de çok önemli bir bölümü İstanbul, İzmir, Adana, Mersin gibi büyük illerimizde görülüyor. Yani, büyük illerimiz zaten, bildiğiniz gibi, suçların çok yoğun olduğu kentler. Yani, öyle ki, insanlar, vatandaşlarımız, kapkaça uğramamak için, gaspa uğramamak için sokağa çıkamıyor ve evlerinde dördüncü, beşinci katlarda oturan vatandaşlarımız, hırsızlık korkusuyla kapılarını, pencerelerini demirle kapatmak durumunda kalıyorlar. Yani, Türkiye’de asayiş berkemal değil. Özellikle büyük kentlerde böyledir maalesef.
Şimdi, bu 88.610 kişi, yani, 31 Ekim itibarıyla cezaevleri ve tutukevlerinde barındırılan 88.610 kişinin 80.171’i adli tutuklu, ki bunların şubat sonu itibarıyla sayısı 70.155’ti. Yani, sekiz ayda 11.185 adli tutuklu ilave edilmiş. Sağ terör grubundan 635 kişi var cezaevlerinde, sol terör grubundan 3.482 kişi var, ki şubat sonu itibarıyla bunların sayısı 3.044’tü. 438 artış var sekiz aylık sürede. İtirafçı terör grubundan olanlar 171 ve çıkar amaçlı suç örgütü mensubu ise 4.151 kişi. Keza, şubat sonu itibarıyla bunların da sayısı 3.108’di ve sekiz ayda 1.133 kişi artmış sayıları. Yani, bu da gösteriyor ki, Türkiye’de çok hızlı bir suç işleme oranının yükselmesi gibi bir sonuçla karşı karşıyayız.
Kapalı ceza infaz kurumlarında 80.941 kişi kalıyor. Bunların 1.630’u çocuk, 2.916’sı kadın. Açık ceza infaz kurumlarında 6.496 kişi kalıyor, 143’ü kadın. Çocuk ceza infaz kurumlarında 1.173 tane çocuğumuz -bu çocuk ceza infaz kurumlarında- kalıyor.
Burada şöyle bir çelişki var değerli arkadaşlarım: Çocuk ceza infaz kurumlarında kalan suç işlemiş çocukların sayısı 1.173, ama kapalı ceza infaz kurumlarında büyüklerle birlikte aynı ortamda kalan çocuk sayısı 2.916.
Peki, bu çocukların, çocuk suçluların, 2.916 tane çocuk suçlunun kapalı ceza infaz kurumlarında büyüklerle birlikte aynı ortamda kalması uygun mudur? Ve neden 1.173 tanesi çocuk cezaevlerinde kalıyor da 2.916 tanesi büyüklerle birlikte kapalı ceza infaz kurumunda kalıyor? Şimdi, bunun tabii bir izahı gerekir. Yani, hem sosyolojik olarak uygun değildir hem psikolojik olarak uygun değildir çocukların büyüklerle aynı ortamda kalması.
Değerli arkadaşlarım, yine ekim sonu itibarıyla, bu 88.610 tutuklu ve hükümlünün 82.748 tanesi erkek. Bunların sayısı şubat sonu itibarıyla 72.154’tü. Yani, sekiz ayda 10.599 kişi artmış suç işleyen erkekler itibarıyla. Kadınların sayısı 3.059 -ki, bunda da yine sekiz aylık süre içinde 311 artış var- ve çocuk tutuklu ve hükümlülerin sayısı 2.803 ve bunların da sekiz aydaki artışı 280 kişi.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, Sayın Bakan Şahin, bu kürsüden, cezaevlerindeki bu yoğunluğu, kapasitenin üzerindeki bu yoğunluğu izole edebilmek için, giderebilmek için yeni cezaevlerinin yapılacağını ya da yapılmakta olduğunu söyledi.
Değerli arkadaşlarım, bir defa, cezaevlerinde başkaca bir insan hakkı ihlali aramanıza gerek yok; bizatihi bu durum, en önemli insan hakkı ihlalidir. Çünkü, devlete emanet edilmiş olan tutuklu ve hükümlülerin vücut bütünlüğünü sağlamak, onların sağlıklı koşullarda yaşamını sürdürmelerini sağlamak ve onların ceza sonrası topluma kazandırılmasını sağlamak, devletin birinci görevidir. Ama, insanları ceza ve tutukevlerinde balık istifi yaşamaya mecbur etmek de bana göre en büyük insan hakkı ihlalidir ve şimdi, bugün yaşanan, ceza ve tutukevlerinde yaşanan durum budur. İstediğiniz kadar cezaevi yapın, istediğiniz kadar yeni cezaevleri yapın…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 20 Kasım 2007