İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 68. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi (s.s.:462)

Ahmet İyimaya

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 68. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Mart 2010 · 1.450 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet İyimaya (AK Parti), 3 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİN HALKOYUNA SUNULMASI HAKKINDAKİ KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ (S.S.:462)); konuşma 1.450 kelime.

Ahmet İyimaya (AK Parti, Ankara). “Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi (s.s.:462)”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-iyimaya-23-2010-03-03-anayasa-degisikliklerinin-halkoyuna-sunulmasi-hakkindaki-kanunda-degis (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Ankara)Değerli Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Konuşmamın başında, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz kanun teklifi, olası Anayasa değişikliklerinin belli oranlarda kabulü hâlinde millete, halk oylamasına sunulması usulünü zaman bakımından düzenleyen 1 maddelik tekliftir. Yürürlükteki Yasa’daki yüz yirmi günlük iç seçmenler bakımından var olan süre kırk, dış seçmenler bakımından var olan kırk günlük süre ona indiriliyor.

(x) 462 S. Sayılı Basmayazı 02.03.2010 tarihli 67’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Teklifin gerekçesinde veya gerekçesi bakımından partiler arasında herhangi bir uyuşmazlık yoktur. Tüm sorun, bu teklifin uzantıları olan olası Anayasa projesinin değeri, zamanı, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne katkı noktalarında ortaya çıkmaktadır. Bir defa, halk oylaması, demokrasi ve Anayasa geleneğimizde kökleşmemiş yeni bir kurumdur; Anayasa değişikliğinde son sözü halkın söylediği bir kurumdur. Ancak somut olay bakımından halk oylamasının Anayasa değişikliğindeki temel işlevi Anayasa’nın, Anayasa teklifi kabul metninin halk oylamasına sunulması hâlinde Parlamentodaki teklif nisaplarının, görüşme kusurlarının ve karar nisaplarının kendiliğinden tasfiye olmasıdır. Çünkü sorun, asli kurucu iktidara tevdi edilmiş olmaktadır. Ne halk oylamasının başladığı süreden sonra ne de kabulü hâlinde halk oylamasının gerçekleşmesi hâlinden, tarihinden sonra kurucu iktidarın iradesinin denetlenmesi mümkün olmamaktadır.

Değerli arkadaşlar, Türk milleti yüz elli yıldan bu yana, bizzat milletin yaptığı toplumsal sözleşme niteliğindeki anayasalardan mahrumdur. 1982 Anayasası’nın bu mahrumiyet içindeki birkaç karakterini, hem millî zabıtlara intikali ve hem de sizlerle paylaşılması bakımından ortaya koymaya çalışacağım.

Bu Anayasa doğuş dönemi itibarıyla ayıplıdır, olağanüstü dönem anayasasıdır. Tasarım yönüyle ayıplıdır. Devlet otorite ekseninde bir anayasadır, özgürlük ve insan ekseninde değil. Öyle ki, başlangıç maddesinde devlete yapılan atıf “kutsal atıf” ibaresiyle ortaya konmuştur. Bu Anayasa, çıkış garantileriyle doludur -bu terim çok önemli- olağanüstü dönem iradesini olağan dönemlerde de geçerli kılan mekanizmaları, kurumları, kuralları bünyesinde taşıyan anayasadır. Sıra yargı reformuna geldiği zaman, sistem mühendisliğinin yargı bağımsızlığına ve yargı yapılanmasına aktardıklarıyla gerçek demokratik yapılanma noktasını birlikte tartışacağız. Yine bu Anayasa on beş operasyona, kurucu iktidar yetkisi kullanılarak gerçekleştirilen düzeltime rağmen, devlet otoriter ruh ekseninden insan özgürlük eksenine yoğunluklu şekilde dönüştürülememiş, bilimsel anlatımla protez anayasadır yahut çifte ruhlu bir anayasadır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, yoğun şekilde, 1985’ten bu yana, müthiş bir anayasa kritiği yaptı, ihtiyaçlar kondu, öneriler geliştirdi; en az üç toplumsal sözleşme niteliğinde anayasa üretebileceğimiz bir düşünsel müktesebatımız var, o hâlde niye olmuyor? Burada siyaset kurumunun algısı sorunuyla karşı karşıyayız. Bir defa, olağan dönem siyaset kurumunun birinci görevi, ana misyonu olağanüstü dönem Anayasası’nı tek maddeyle ilga ederek yürürlükten kaldırması ve toplumsal sözleşme niteliğindeki insan, özgürlük, hukukun üstünlüğü, demokrasi kalitesinde bir anayasa üretmesidir. Siyaset kurumunun bu misyonunu yerine getirememesinin Türkiye otuz yıldır sancısını çekiyor ve millet bu sancıyı çekiyor. Bu, aslında, bugünün değil, geçmişin, hepimizin ortak bir kusurudur, siyaset kurumunun kusurudur. Aslında 3 gram tefekkür, 1 gram tebessüm, kökten bir anayasanın yapılmasının, inşa edilmesinin yegâne zeminini oluşturabilir. Ancak bu tür girişimlerin, kurulu iktidardaki, iktidar kaybının yol açtığı dirençler, yapay, reel dirençler, maalesef böyle bir büyük projeyi, milletle paylaşılabilecek, bütün siyaset kurumunun alın akı olan projeyi millete tattıramamanın millî ıstırabını, millî acısını hep birlikte çekmiş olmamız lazım. Daha öte, “Seçilmiş parlamentolar anayasa yapabilir mi?” Arkadaşlar, bu bir şehir hurafesidir! Bu bir şehir hurafesidir, anayasal temeldeki kirli bilgidir. Bakın, 1924, seçimle gelmiş bir Meclis, Anayasa Komisyonu yapıyor anayasa projesini ve Büyük Atatürk döneminde kurucu iktidar yetkisini, seçilmiş Meclis kullanıyor. 1991, TÜSİAD raporu, en az 10’a yakın profesör, rapor var, Parlamentonun çalıştırdığı profesörler var, saygın profesörler var, “Kurulu Meclis, iradesini o yönde kullanarak asli kurucu iktidar yetkisini kullanabilir.” diyor. 1978 İspanya… Değerli arkadaşlar, bir tankın yapabileceğini milletin parmaklarının yapamamasını düşünmek kadar büyük bir paradoks, büyük bir çelişki düşünülebilir mi! (AK PARTİ ve BDP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bir de söylem var, kısaca değineceğim, sizlerle paylaşacağım: “Anayasa Mahkemesinin odak tespitine ilişkin bir kararı var. Bu yaptırıma muhatap bir parti anayasa yapma girişiminde bulunamaz.” Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan ve hâlen şu anda var olan bir veya iki veya üç parti bakımından böyle bir değer yargısını ortaya koymak, hele siyaset kurumunun bir tarafı yönünden böyle bir değer yargısını ortaya koymak, kelimenin veya cümlenin en hafif anlamıyla, saygısızlıktır!

Bugün, 12 Eylülde, o dönemin siyasal partilerini kapatan felsefe hangi felsefe ise -vesayet iradesinin kendisi, doğrudan vesayet- şu anda Adalet ve Kalkınma Partimizi odak tespitine mahkûm eden irade, kişilere, Anayasa Mahkememize büyük saygı içerisinde- üç dakikada ifade edemem- o irade de aynı iradedir çünkü bir vesayet iradesi. Bakın, Anayasa Mahkemesinin kapatma davasının gerekçelerini okuyun, davayı redde götürür. Anayasa Mahkememiz, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi yoluyla İnsan Hakları Sözleşmesi’ne yapılan atfı uygulasaydı yine aynı sonuca ulaşamayabilirdi, Venedik Kriterleri vesaire. Sonra, arkadaşlar, anayasayı yapma yetkisi partilerin değil, milletvekillerinindir, monopol bir yetkidir, devri mümkün olmayan bir yetkidir. Sayın Faruk Bal kardeşimin millî egemenliğin kendi parmağına yüklediği özgül ağırlık neyse, Sayın Hakkı Suha Okay’ın da parmağının özgül ağırlığı, Sayın Suat Kılıç’ın da parmağının özgül ağırlığı eşittir ve bu Parlamentoya bu bühtanı, bu ithamı yakıştıramıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, tabii, Anayasa değişikliğiyle ilgili bir proje çalışması var, içeriği henüz belli değil ama burada yöntem önemli, katılıyorum, keşke uzlaşma zemini, uzlaşma komisyonu olabilse, katılıyorum ama imkânsızlık hâlinde kurucu iktidar yetkisi ötelenebilecek bir yetki değil. Şahsen biz, düzenlediğimiz alandaki sorunların yapısını, tabiatını, doğru teşhis yöntemini benimsiyoruz; müktesebatımızdan, evrimimizden, tecrübelerimizden yararlanıyoruz; dünya bu işi nasıl çözüyor, nasıl düzenliyor, mukayeseli akıldan faydalanıyoruz ve asla tepkici, reaktif bir anlayış içerisinde olmayacağız. Eminim ki buradaki bütün arkadaşlar, aziz Türk milleti, proje somutlaştırılıp kurumların görüşlerine, partilerimizin görüşlerine sunuldukları vakit göreceklerdir ki baştan “hayır” kanaatinde olanlar dahi vicdanen “evet” noktasına gelebileceklerdir. Şimdi, yargı bağımsızlığından, yargı tarafsızlığından -olası yargı reformuna yapılan atıf sebebiyle- söz edildi.

Değerli arkadaşlar, vatanı, Kurtuluş Savaşı’yla, kanımızla, canımızla sınırlarını çizdiğimiz bir toprak parçasından ibaret saymayalım; buna paralel olarak asıl vatan, hukuk ve adalet vatanıdır, haklar vatanıdır. O adalet ve haklar vatanı konusundaki hassasiyetlere hiçbir milletvekilimizin, hiçbir partimizin bigâne kalmayacağını ve hassasiyetle üzerinde titrer olacağını düşünüyorum ve bugün bu konuda en önemli olan, bu temel kabulden sonra, yargı bağımsızlığı, bizim de ilkemiz; yargı tarafsızlığı, tamam, bizim de ilkemiz; ama bugün bu alanda reform yapılırken üç tane temel bozulmadan bahsetmek isterim: Bir, bugün Anayasa’mızda yargı erkinin düzenlenmesi sırasında yapılan iki tane temel kurgu, inşa hatası var. Bir: Tasarımdan doğan bozucu yapı. Bugün, Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili, Sayın “Fikret Eren’e Armağan”da derece alan bir makalem yayınlandı. Çok yakından izledim, mukayeseli vesaire… Bugün, Anayasa Mahkememizin, kişilere, Mahkememize, Mahkemenin zorunluluğunun gerekliliğine büyük atıf içerisinde şunu söyleyebilirim: Bugün, Anayasa Mahkememizin yapısı, işlevi tamamen vesayet iradesini çıkış garantisi olarak mümkün kılacak bir kompozisyonu ortaya çıkarmaktadır. Nasip olursa o madde değişikliğinde paylaşabiliriz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)Şimdiye kadar yoktu, şimdi niye oldu Sayın İyimaya?

AHMET İYİMAYA (Devamla)Değerli arkadaşlar, bakınız, bütün dünya anayasalarında genellikle, üyelerde, otoritesi ve şöhreti tartışmasız hukukçu bürokratlar var; bürokratik egemenlik.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Kim o ya?

AHMET İYİMAYA (Devamla)Anayasa Mahkemesi üyelik yapısı. Çok değerli hukukçularımız var ama bürokratlar var; çok önemli.

ATİLLA KART (Konya)Hukukçu olmayanlar var.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Muhasebe müdürleri var.

AHMET İYİMAYA (Devamla)Bu modelleme, yine, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, çok zorunlu, çok gerekli ama Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulumuza, yine, kimliğine, kişiliklerine, her biri, tanıdığım üyelere saygı içinde diyebilirim, bugün, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulumuz, yapısal olarak Danıştay ve Yargıtay temsilcileri yüksek kuruludur. Burada, Avrupa Birliğindeki, kimi ülkelerdeki kriterleri, yapıları değerlendirerek bir model oluşturabiliriz.

Yine, yargıyı en fazla bozan, değerli arkadaşlar, koruyucu misyondur. Benim siyaset bilimine kazandırdığım bir kavram var: Zor zamanlar kararı.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne)Yargı AKP’li mi olsun?

AHMET İYİMAYA (Devamla)Zor zamanlar kararı. Bakın, zor zamanlarda, yargının gerçek tavrı, demokratik tavrı ortaya çıkar. Eğer zor zamanlarda yargı, kararının gerekçesini referans olarak hukuka dayandırıyorsa, orada yargı bağımsızlığı var demektir, orada erkler ayrılığı var demektir, orada hukukun bürokrasiyi terbiye misyonu işliyor demektir. Şimdi soruyorum: Sayın Mengü makale yazdılar, 367 kararı kim tarafından benimsendi? Referansı hukuk mu?

ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Ne?

AHMET İYİMAYA (Devamla)Değil, referansı hukuk değil.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Seninle tartışırız onu.

AHMET İYİMAYA (Devamla)O kadar kararlar var ki…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Nedir o?

AHMET İYİMAYA (Devamla)…tek tek önümde ama saymıyorum.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne)Anayasa Mahkemesinin kararı…

AHMET İYİMAYA (Devamla)Referansı vesayet iradesi, referansı ideoloji, referansı…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne)Anayasa Mahkemesinin kararını eleştirme!

AHMET İYİMAYA (Devamla)…iktidar kullanma olur ise orada, arkadaşlar, yargı bağımsızlığı yara alır. O yargı bağımsızlığı, hepimizin yargı bağımsızlığı ve yargımızın tarihsel misyonu, kötü Anayasa’ya rağmen, Anayasa’yı yorumlarla özgürlükçü ruha kavuşturmaktı. Bu dönüşümleri yapamadı. Fransa yaptı, İsviçre yaptı, İngiltere yaptı, Almanya yaptı. Bu yargı bizim yargımız. Biz muhtacız hak ölçümüne ama bu konuda reform kaçınılmaz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Tayyip Erdoğan seçmeli.

AHMET İYİMAYA (Devamla)Değerli arkadaşlar, şimdi, siyasal parti özgürlüğünü bir teminata bağlayamayan bir anayasa olabilir mi? Siyasal partilerin kapatılmasını, eskimiş olan militan demokrasi teorisine dayanarak savunan bir siyaset kurumu olabilir mi? Bu sorunların hepsini birlikte tartışmamız lazım; 3 gram tefekkürle, 1 gram tebessümle tartışmamız lazım.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

61 konuşma daha · 3 Mart 2010

61 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook