İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 17. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kamu ihale kanunu ile kamu ihale sözleşmesi kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.253)

Ahmet Kenan Tanrıkulu

İzmir Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 17. Birleşim · 3. yasama yılı · 13 Kasım 2008 · 982 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP), 13 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU İHALE KANUNU İLE KAMU İHALE SÖZLEŞMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.253)); konuşma 982 kelime.

Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP, İzmir). “Kamu ihale kanunu ile kamu ihale sözleşmesi kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.253)”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 13 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kenan-tanrikulu-23-2008-11-13-kamu-ihale-kanunu-ile-kamu-ihale-sozlesmesi-kanununda-degisiklik-yapil (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 253 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Tasarı üzerindeki değerlendirmelerime girmeden önce, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve bu Kanun’la kurulan Kamu İhale Kurumundan, başlangıcından bugüne kadar, çok kısa olarak bir hatırlatmada fayda görüyorum.

2002 yılında 57’nci Hükûmet döneminde çıkarılan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nda Kamu İhale Kurumunun kuruluş sürecinin tamamlanmasıyla beraber ikincil mevzuat dediğimiz mevzuatın hazırlanması ve bu mevzuatında 2002 yılı sonunda yürürlüğe konulması kararlaştırılmış ve uygulamaya ilişkin hükümlerin de 1/1/2003 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştür ancak o süreç içerisinde, 2002 yılı sonunda, AKP İktidarı ve arkasından gelen hükûmetler, bu tasarının, daha doğrusu bu Kanun’un yasalaştıktan sonra yürürlüğe girmesi noktasında bir tartışma başlatmıştır. Hepimiz bu süreci o dönemde çok yakinen takip etme fırsatı bulduk. Ondan dolayı 2003 yılından bugüne kadar bu değişikliği de sayarsak 15 kez 4734 sayılı Kanun’da değişiklikler yapılmış ve değişik düzenlemelere de gidilmiştir.

Aslında, ilgili ilgisiz her kanun görüşmesinde ya 4734 sayılı Kanun’a bir istisna maddesi konulmuştur ya da kapsamında değişik kısıtlamalara gidilmiştir veyahut da bunların dışında bazı kurum ve kuruluşların kanunlarında 4734 sayılı Kanun’a tabi olunmadığına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Esas olarak, bu süreçte uygulamayı yönlendirme ve yaşanan sorunları gidermeye yönelik olarak gerçekten ihtiyaç duyulan düzenlemelerden imtina edinilerek, kaçınılarak, bir nevi bütün tarafların 4734 sayılı Kanun’dan şikâyetçi olması amaçlanarak Kamu İhale Kurumunun da önü tıkanmıştır. Elbette önemli yapısal değişiklik getiren ve kamu alımlarını düzenleyen bir kanunun ilk uygulama yıllarında edinilen tecrübeler ışığında gelişen ihtiyaçlara uygun olarak yeni hükümler konulabilinir, yeni düzenleme ve yeni revizyonlara da gidilebilinir. Bu bir ihtiyaçtır, böyle girişimler de tabii ki desteklenecektir. Görüşmekte olduğumuz tasarıda da böyle ihtiyaca cevap veren birtakım düzenlemeler de vardır.

Aslında biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tip düzenlemelere Komisyonda da muhalefet etmedik ancak tasarı sadece bu tip değişikliklerden de ibaret değildir. Tabiri caizse tasarıda araya sıkıştırılmış bazı hükümler vardır ki bunları da kabullenmek mümkün değildir. Bunlara çok dikkatli göz atarsak iktidarın 4734 sayılı Kanun ve Kurumun denetiminden kaçmak için büyük bir çaba sarf ettiğini de içinden çıkarabiliriz. Eğer iktidarın Kurumdaki bu bitmek tükenmek bilmeyen düzenlemelerin sebeplerine de bakacak olursak bugün itibarıyla 10 kişilik bir heyetten oluşan Kamu İhale Kurulunun başkanı dâhil 6 üyesi değişik bakanlıkların önerileriyle atanmaktadır. Bunlardan Maliye Bakanlığının 2 tane ataması vardır, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 3 tane ataması vardır, Hazine Müsteşarlığının da 1 tane ataması vardır. Bunlar önerilerle atanmaktadır. Zaten Kurulun karar alma çoğunluğu iktidar tarafından belirlenmektedir. Diğer 4’ü ise Odalar Birliği, İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Sayıştay ve Danıştay temsilcilerinden oluşmaktadır.

Bir nevi ihtisas kurumu olan Kamu İhale Kurumunun yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre yaptığı incelemeler de ve Kurulca alınan kararlar da tabii ki esas itibarıyla hukuki gerekçelere dayandırılacaktır ve bu manada da Kurulun takdir yetkisi kısıtlıdır. Dolayısıyla, Kurum ve Kurul yönetimi tamamen iktidar tarafından oluşturulmuş olsa dahi iktidarın taleplerinin Kurum tarafından karşılanması mümkün olmayacaktır bu sebeple.

Ancak, burada bir hakkı teslim etmek gerekir diye düşünüyorum. Yolsuzlukla mücadele kapsamında ihalelerde şeffaflık, eşit muamele ve tarafsızlığın sağlanması amacıyla bağımsız bir kurum teşekkül ettirilmesini sağlayan da 57’nci Hükûmettir. 57’nci Hükûmetin bu yaklaşımıyla ihaleleri yapan idarelerin keyfî uygulamaları ortadan kaldırılmış, hakkı zayi olanın tarafsız ve bağımsız bir idari otorite nezdinde hak araması mümkün olabilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Kurul üyelerinden çoğunluğu İktidarın önerileriyle atanmasına rağmen Kurumdan niye İktidar rahatsızdır hâlen? Niye böyle bir rahatsızlıkla değişik düzenlemelere gitmektedir? Bunu da incelediğimiz zaman, incelemeyi yapan organ olan Kurum ile karar alan organ olarak yapılandırılan Kurul arasında görevli olan bürokratların hem sorumluluk algıları hem de hukuka bağlılıkları yüzünden İktidar ve onların uzantılarının beklentileri karşılanamamaktadır. İşte, İktidarın Kurumun denetiminden kaçış nedeni burada yatmaktadır. Bu nedenle, rahatsız olan İktidar kendince bir tedbir almaktadır ve bugün görüşmekte olduğunuz tasarıyla Kurumun yetkilerini de kısaltma yoluna gitmektedir.

Tasarıyla, vatandaşın en temel hak arama yolu olan şikâyet hakkının önüne bir yüksek derecede başvuru bedeli konarak ihalelerde Kurumun devreye girmesi engellenmektedir. Zaten ülkemizde hak arama müessesesi oldukça geri kalmıştır ve bu yüzden de gelişmiş Batı ülkelerindeki standardı yakalayamıyoruz. Bugün vatandaşlarımız herhangi bir idarenin uygulamalarından şikâyet ederken daha sonra başına ne geleceğinden de birtakım endişeler ve şüpheler taşımaktadır.

Tüm bunlara rağmen öncelikle “Hakkım zayi oldu.” deyip Kuruma başvurmak isteyenlerin yatırması gereken ücretler artırılmakta ve öyle bir kademeli ücret sistemi belirlenmektedir ki sanki şikâyetçiler bulmaca çözeceklerdir.

Gene tasarıya göre, başvuru ücretinin yatırılması ön şart olması nedeniyle ücret baremini hatalı belirleyen şikâyetçinin dilekçesi de incelenmeksizin reddedilecektir.

Kurumun kararlarına itiraz için idari mahkemelere başvuru ücreti olarak 100 ila 150 YTL alınırken neden kademeli olarak bin YTL’den 10 bin YTL’ye kadar başvuru ücretleri yükseltilmektedir?

Tabii, sadece Kurumu etkisizleştirme ve şikâyete engel olma çabası bununla da mı sınırlı kalmaktadır? Maalesef hayır; değişik metotlarla, bugün, Kurum, herhangi bir ihaleyle ilgili kamuoyuna yansıyan usulsüzlük veya yolsuzluk iddialarıyla ve bunlara bağlı yazılı başvurularda iddialarla ilgili ilk incelemeyi yaparak gerekli görülmesi hâlinde tarafların hak arama başvurusu olmadan da kamu adına resen inceleme yapabiliyordu.

Bugün için baktığımız zaman Kurumun bu resen inceleme yetkisinin de elinden alındığını görüyoruz değerli arkadaşlarım. Eğer herhangi bir ihalede usulsüzlük iddiaları varsa, bu iddialarla yer yerinden oynuyorsa, hatta yolsuzluk, usulsüzlükle ilgili olarak bu iddialar ta Fizan’dan duyuluyorsa Kurum bunu duyamayacaktır, Kurum bunu göremeyecektir ve doğal olarak da inceleyemeyecektir.

Kurum tarafından yapılan incelemelerin, diğer idari birimlerin kendi yöntemlerine göre inceleme yapmasına engel olmayacağı, aksine de yardımcı olacağı apaçık ortadadır. Nitekim, Kurum bugüne kadar yaptığı incelemelerde sadece taraflar arasındaki uyuşmazlık konuları hakkında kararlar almamış, gerekli gördüğü hâllerde, tespit ettiklerini, daha sonra idari denetim birimlerine ve cumhuriyet savcılıklarına da bildirimlerde bulunmuştur.

Değerli milletvekilleri, Kurumun bütün bu saydığımız gerekçelerini, mevcut iş yükünün azaltılması veyahut buna benzer gerekçelerle düzenlemelere gidilmesi gibi birtakım şartlara bağlıyorsak bunlar bizler için mazeret olmamalıdır diye düşünüyorum. Eğer Kurumun kadrosu mevcut iş yükünü kaldırmaya müsait değilse o zaman bu eksiklikleri giderecek düzenlemeleri de doğal olarak bu Meclis yapabilir diye düşünüyorum.

İşte bu itibarla, Kurumun inceleme yetkisini daraltmak yerine yetki karmaşasını ortadan kaldırmak ve uygulamada ortaya çıkan sorunları da düzenleyecek yeni yapılanmalara gitmek gerekir diye düşünüyorum. Bugün söz konusu olan bu tip değişikliklerin kabul edilmesi mümkün gözükmemektedir değerli milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

69 konuşma daha · 13 Kasım 2008

69 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook