Tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla ilgili (10/20)
Çanakkale Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 88. Birleşim · 1. yasama yılı · 3 Haziran 2003 · 2.135 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Küçük (CHP), 3 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ÇÖZÜM YOLLARININ BELİRLENMESİ AMACIYLA İLGİLİ (10/20)); konuşma 2.135 kelime.
Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale). “Tarım sektörünün sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla ilgili (10/20)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2003-06-03-tarim-sektorunun-sorunlarinin-arastirilarak-cozum-yollarinin-belirlenm (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (10/20) esas numaralı, tarım ve tarım sektörünün sorunlarının araştırılmasıyla ilgili verdiğimiz önerge için, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle şahsım ve Grubum adına hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün, burada, Türkiye'nin bugün elinde bulundurduğu tüm zenginliklerin; hatta, dünyada bugün var olan tüm zenginliklerin kaynağını oluşturan tarımı konuşacağız; çünkü, hepinizin bildiği gibi, tarım, bugün, dünyada ve Türkiye'de yarattığımız tüm değerlerin ana kaynağı, sermayesi, özü; dolayısıyla, bugün, burada, tarımı her yönüyle konuşacağız. Ayrıca, bu önergeyi, 8 inci sıradan 1 inci sıraya çeken grup başkanvekillerimize, özellikle AKP Grubuna teşekkür ediyorum; sanıyorum, bu önergenin görüşülmesini acil ve önemli bulduklarına göre, bu konuda Meclis araştırması açılmasını kabul edecekler ve Türkiye'nin en sorunlu insanları olan, Türkiye'de sıkıntının temeli, kaynağı olan ve politikasızlık nedeniyle, her yeni hükümetin, her yeni bakanın yeni politikalar uyguladığı, yeni anlayışlar sergilediği ve bu anlayışları anlayamadan insanların her gün biraz daha fakirleştiği tarım kesimi ve onun çilekeş insanlarının sorunlarını konuşacağız.
Değerli arkadaşlarım, tarımı konuşacağız. Tarım deyince, bitkisel tarımı, hayvancılığı, tavukçuluğu, balıkçılığı, bu sektörde çalışan insanları, toprağı -yani en büyük zenginlik kaynağımızı- ve bugün sanayiin de önemli girdilerini oluşturan tarım sektörünü konuşacağız.
Değerli arkadaşlarım, bugün, en büyük sıkıntımız, en temel sıkıntımız, üretememek, üretmemek, üretimi ülkenin temel ekonomik anlayışı haline getirememektir. Rant ekonomisini, yıllardır, bu ülkenin sanki temel politikası gibi kabul edip, yirmi yıldır bu ülkenin başına dert edenler, bugün çıkış noktası bulamıyorlar. Çıkış noktası belli; bizden önce buralardan geçmiş, bizden önce bugünleri yaşamış ülkelere bakarsak, sanayileşmiş, gelişmiş ve bugün dünyanın saygın ve zengin ülkeleri olan ülkelerde, sanayileştikçe, bilgi toplumuna geçtikçe tarımın önemini yitirmediğini, tarımın öneminin her gün daha da arttığını, tarımsal üretimin ve tarımdaki insanların yaşam kalitesinin ve standardının yükseldiğini görüyoruz. Hiç kimse -daha kolay zengin olunuyor, daha çok katmadeğer yaratılıyor diye- tarımdan ve tarımsal üretimden vazgeçmiyor. Tarım, hem ekonominin temel taşı hem de çok stratejik ürünlerin üretildiği bir sektör; yani, hepimizi ilgilendiren, yaşamamızı sağlayan ürünlerin üretildiği bir sektör tarım sektörü; bundan vazgeçmemiz mümkün değil.
Üretim, bizim temel felsefemiz olmalı. Bu nedenle, ben, Mustafa Kemal Atatürk'ün şu önemli sözüyle konuşmama devam etmek istiyorum: "Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybederler." Dolayısıyla, çalışmak, üretmek ve doğal kaynaklarımızdan en faydalı şekilde yararlanırken, onları gelecek nesillere, koruyarak, geliştirerek, en iyi şekilde aktarmalıyız diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, tarım, ülkemizin en önemli ve en sorunlu sektörü, hepimizin bildiği gibi. Bu ülkenin var oluşunda köylü var, tarımla uğraşan insanlar var. Bu ülkede hiçbir şey üretilmiyorken, bu ülkenin uçakları, fabrikaları, demiryolları yokken, denizde gemileri yokken, tarım sektöründe köylüler vardı. Onlar vergi verdiler, onların ürettikleri değerlerle Kurtuluş Savaşını kazandık, yeniden ayağa kalktık ve küllenmiş bir imparatorluktan yeni bir cumhuriyet yarattık. Dolayısıyla, bugün, bu sorunları çözmek, öncelikle, köylüyü yeniden bu ülkenin saygın efendisi haline getirmek, temel görevimiz olmalıdır.
Önemli sorunları var tarımın, yapısal sorunları var. Ülkemizde, işletme yapısı çok fazla. Tarımdaki nüfus, peyderpey, belli bir şekilde azalıyor; ama, işletme sayısı, maalesef eksilmiyor; 4 100 000 tarım işletmesi var bu ülkede ve maalesef, bu kadar çok işletme sayısı olunca da, gerçekten, verimli bir işletme yapısı büyüklüğüne sahip değiliz. Bitkisel tarımda işletme büyüklüğü, arazi büyüklüğü 50 dekar civarında ortalama ve hayvancılık tarımında da, gelişmiş ülkelere bakıldığında, oradaki ortalamanın onda 1'i dolaylarındayız; bitkisel tarımda da aynı büyüklük. Parçalı bir yapı var. Ortalama bir bitkisel tarım işletmesinde, 3 ilâ 5 parçadan oluşan bir tarla yapısı var. Dolayısıyla, bu, verimliliği ve üretkenliği daha da azaltıyor. Küçüklükten ve bu küçük yapıdan dolayı, sermaye birikimleri oluşamıyor ve dolayısıyla, tarımda insanlar, üretim artışını, teknolojik yatırımı, mekanizasyon yatırımını düşünmekten, sadece karınlarını doyurmakla baş başa kalıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, mutlaka, optimum işletme büyüklüğünü yakalamalıyız. Bunun yolu, Türkiye'de de, dünyanın her yerinde de kooperatifçiliktir. Kooperatif bünyesi içerisinde mutlaka insanları birleştirmeli ve tarımdaki desteklemeleri, mutlaka, optimum işletme büyüklüğünü yakalayacak kooperatiflere doğru yönlendirmeliyiz. Yani, mutlaka, destekleme politikalarımızı örgütlü tarım şartını öne koyarak şekillendirmeliyiz.
Değerli arkadaşlarım, tarım nüfusu çok yüksek; ama, inanın, köyde yaşayan köylü de bundan çok memnun değil; tarımda olmak, tarımın içinde olmaktan çok mutlu değil. O zaman, bu nüfusu, mutlaka, planlı bir şekilde düşürmenin araçlarını bulmalı ve uygulamalıyız. Bugün, tarım nüfusu ortalaması AB'de yüzde 5-10'lar düzeyinde, ABD'de de yüzde 3'ler düzeyindedir; Türkiye'de ise yüzde 35'ler düzeyinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nüfus fazladır, mutlaka, bu nüfusu yüzde 10'lara, 15'lere çekmeliyiz; ama, belli bir planlamayla ve mutlaka destekleme politikalarıyla. Yoksa, bugün ve onlarca yıldan beri uygulanan, köylüyü köyünden kovma politikalarıyla, köylüyü fakirleştirerek, yoksullaştırarak, üretimsiz kılarak, köyünden kaçırtarak, köylünün bir aracın arkasına yatağını yorganını koyup bir şehrin bir köşesine kendisini attığı ve gecekondulaşmaya yol açtığı, yeni sorunların kaynağı olduğu bir yapıya köylüyü, köylü vatandaşımızı düşürmemeliyiz.
Değerli arkadaşlarım, tarımda nüfus yüzde 35, istihdamın içindeki tarımın payı yüzde 45. Türkiye'de, en iyimser yaklaşımla, millî gelirimizin 3 000 dolar olduğunu düşünürsek ve tarımın gayri safî millî hâsıla içindeki payının yüzde 15 olduğunu da düşünürsek, demek ki, tarımda millî gelir 900 dolar civarındadır. 900 dolar civarında bir yapı da şu demek arkadaşlar: 4 kişilik bir aileyseniz, bu, yaklaşık 4 000 dolarlık yıllık bir gelirdir; bu da 6 milyar civarındadır, bu da aile başına ayda 500 000 000'luk bir gelirdir; ama, gelin, görün, bulun bakalım; Batının köylerinde dahi her aileye ortalama 500 000 000 lira paranın girdiği bir yapı bulabilecek misiniz?! Tarım, hem diğer sektörler karşısında zayıf kalmış, eziliyor hem de kendi içinde, maalesef, çok acımasız bir gelir dağılımı adaletsizliği içerisinde. Orman köylerimizde millî gelir 300 dolar; insanlar açlık sınırında yaşıyor.
Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, tarımı, bu ülkenin sorunu olmaktan çıkarıp, bu ülkenin sıçrama tahtası yapmak zorundayız; çünkü, bizim en büyük zenginliğimiz, coğrafyamız, ekolojimiz ve iklimimiz; bundan mutlaka doğru yararlanmak ve pazara üretim yapan işletmeleri yaratmak zorundayız. Yani, ihtiyacına yönelik, karnını doyurmak isteyen işletmelerden, pazara yönelen, ihracat yapan ve ihracata dönük ürünleri desteklemek zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, nüfus başına düşen toprak miktarı azalıyor, işletme sayısı artıyor ve onun için, bugün, Türkiye, toprak rezervlerini bitirmiş ve yapılabilir, kullanılabilir tüm tarım topraklarını kullanmış 19 ülkeden birisi dünyada ve yüzde 37'si bu ülkenin tarım toprağı arkadaşlar, yüzde 37'sini tarım toprağı olarak kullanıyoruz. Maalesef, tarım amaçlı kullanılamayacak toprakları bile tarım amaçlı kullanıyoruz. Bunun sebebi de, bugüne kadar yapılan yanlış destekleme politikaları, popülist anlayışlardır. Bugüne kadar, maalesef, yapılan destekleme, hepsi boşa gitmiştir. Ne köylü bundan memnun olmuş ne de üretim artışı sağlayarak ekonomiye sağlıklı bir girdi sağlanabilmiştir. Dolayısıyla, mutlaka doğru destekleme araçlarını bulmak zorundayız ve biten toprak rezervlerimizi en verimli şekilde kullanmak zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, 26 000 000 hektar toprakta bugün tarım yapıyoruz. Bugün, bu tarım işletmelerinin içerisindeki toprak dağılımından bahsettim, çok adaletsiz diye; maalesef, acınacak bir durum var. Bugün 4 000 000 tarım işletmesi var; ama, 102 000 ailenin hiç toprağı yok değerli arkadaşlarım. Biz, hem bu toprağı olmayanların yaptığı tarımın verimsizliğinden hem de özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki feodal yapıyı kıramadığımızdan ve çok büyük toprak sahiplerinin belli bilgi ve işletme anlayışına yönelemediğinden, topraktan, hem büyüklükten hem küçüklükten zarar ediyoruz. Dolayısıyla, mutlaka, optimum verimli işletme büyüklüğünü yakalamak ve destekleme enstrümanlarını buna göre yönlendirmek zorundayız.
Güneydoğu Anadolu'da bugün 362 000 işletme var, 29 000'inin hiç toprağı yok değerli arkadaşlarım, maalesef; biliyoruz. Bu yapının mutlaka kırılması, orada sosyal bir yara haline gelen bu durumun da düzeltilmesi gereklidir. Bunun tek aracı, tek aracı korkmadan söylemek lazım toprak reformudur. Türkiye, mutlaka, toprak reformunu yapmak ve orada işletme yapısını, işletmeciliği, bu anlayışa göre değiştirmek ve şekillendirmek zorundadır.
Topraklarımız amaçdışı kullanılıyor. Son yirmi yılda 450 000 hektar araziyi, tarım dışına, sadece yerleşim amaçlı olarak kaybettik. Halbuki, doğru, planlı bir gelişmenin önünü açabilseydik, şehirleşmeyi planlı bir şekilde yapıp tarımı ona göre şekillendirebilseydik, tarımdışı kullanılan arazileri şehirleşmede kullanabilir, böyle bir sonuca yol açmazdık.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin sorunlarını çözmek için tarımın sorunlarını çözmeniz lazım. Bu, olmazsa olmaz koşuldur; ama, tarımın sorunlarını çözecekseniz, toprağın sorunlarını çözeceksiniz, toprağın. Toprağın derdini anlamaz, toprağın sorunlarını çözmezseniz, tarımın da, Türkiye'nin de hiçbir sorununu çözemezsiniz. Lafa gelince, toprak deyince çok laf söyleriz, şiirler yazarız ve vatanın bir karış toprağını hiç kimseye vermeyiz, çakıl taşı koklatmayız deriz -gereğini de yaparız, yapmışızdır- ama, bu ülkenin 1 200 000 000 ton toprağı, her gün sularla akıp gidiyor, hiç kimse dönüp bakmıyor. Bu, vicdan mıdır?!
Değerli arkadaşlarım, Türkiye coğrafyası zor bir coğrafyadır. Türkiye coğrafyasının 62 000 000 hektarı, bugün, direkt erozyon tehlikesiyle karşı karşıya. Hangi tedbirleri alıyoruz; çıkardığımız kanunlar, erozyonu önlemeye yönelik, toprak kaybını önlemeye yönelik mi?! İşte, Orman ve Çevre Bakanlıklarının birleştirilmesinde tartıştık, şimdi, SİT alanları gündemde, ormanı konuşacağız, 2/B'yi konuşacağız; doğru mu değerlendiriyoruz; acaba bunları yaparken gelecekte aynı suçları işleyecek, aynı davranışa, anlayışa yönelecek insanlara cesaret vermiyor muyuz?! Toprağımıza gözümüz gibi sahip çıkmak ve emanet aldığımız bu toprakları gelecek nesillere en iyi şekilde devretmenin yolunu, mutlaka bulmalıyız ve o kararlılık içinde olmalıyız.
Sadece o mu; bugün, sularımız, topraklarımız büyük bir kirlenme içerisinde. Bugün, maalesef, belli havzalarda, havza planlamaları yapılmadan belli yatırımlara izin verildiğinden ve belli santralların kurulmasından, fabrikaların gelişigüzel kurulmasından dolayı birçok toprağımızı göz göre göre kaybediyoruz, kaybetmek noktasındayız. Bugün, Ergene havzasında, Seyhan havzasında, Porsuk'ta, Susurluk'ta, Nilüfer çaylarında yüzbinlerce, milyonlarca hektar arazi, maalesef, göz göre göre kullanılamaz hale gelmektedir.
Değerli arkadaşlarım, her şeyi yeniden yapabiliriz; bu güç bizde var. Çok yeni zenginlikler yaratıp, yeni uçaklar, yeni fabrikalar yapabiliriz; ama, toprağı üretmek, toprağı yaratmak gibi, sümme hâşâ, bir imkânımız yok. Onun için, en değerli varlığımız olan toprağa, mutlaka, kendimiz gibi sahip çıkmalıyız.
Arkadaşlarım, tarım toprakları, sadece son beş yılda yüzde 10 azaldı bu ülkede. Buna göz yummaya devam mı edeceğiz?!
Değerli arkadaşlarım, bu ülkenin, bu coğrafyanın, bu Türkiye'nin kadastrosunu çıkaramadık daha. Cumhuriyeti kuralı seksen yıl oldu, seksen yıl; kadastrosunu çıkaramadık hâlâ, bu ülkenin yüzde 85'inin kadastrosu çıktı. Bugün, orman kadastrosunun sadece yüzde 65'ini tamamlayabildik. Bu ne demek biliyor musunuz; çocuğuna isim koyamamak demek, coğrafyanı tarif edememek demek, nirengi noktalarını belirleyememek demek. Altyapı yatırımlarını nasıl yapacaksınız, ülkenin kadastrosunu çıkaramazsanız?! Böyle bir şey olur mu, olmalı mı?!
Değerli arkadaşlarım, bu ülkeye sahip çıkmalıyız. Bu ülkeye lafla sahip çıkılmaz; bu, ülkenin olanaklarına, zenginliklerine, doğal varlıklarına kararlılıkla sahip çıkılarak olur.
Sulama altyapı yatırımları maalesef bitirilmedi. Bugün, 8 500 000 hektar sulama yapılabilir tarım alanımız var; bugün, 4 500 000 hektarını sulayabiliyoruz ve her yıl sadece 100 000 hektar araziyi sulamaya açabiliyoruz. Böyle giderse,4 000 000 hektar araziyi sulamaya açmak için, kırk yıl lazım, kırk yıl.
Değerli arkadaşlarım, biz oralara varınca, onlar nereye gidecek? Mutlaka, derhal, en kısa şekilde, bu seneki gibi, Çanakkale'deki Bakacak Barajına, Taşoluk Barajına, Gelibolu'daki Çokal Barajına, Ege-Tuzla Projesine öyle 1'er milyar ödenek vermekle, geçen yılki ödeneklerini vermemekle bu olmaz. Her şeyden vazgeçilir; ama, tarım topraklarını sulayacak ve verimliliği artıracak projelerden vazgeçilemez.
Mera Yasası, otuz yıl bu Meclisin raflarında eskimiş gitmiş, 1998 yılında benim de içinde bulunduğum komisyonun büyük çabasıyla çıkarıldı. Bu ülkenin 13 000 000 hektar arazisini oluşturan meralarımızın yasası yoktu ve tarımda mekanizasyonun artışıyla birlikte meralara olan baskı nedeniyle sürekli mera alanları daralıyor, erozyon tehlikesi artıyordu. Mera Yasasını çıkardık. Önce tespit yapılacaktı, ondan sonra ıslah yapılacaktı. Nerede; hiçbir şey yok; çünkü, kaynak aktaramıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, her şeyi bir kenara bırakacağız, toprağımıza mutlaka kaynak yaratacağız. Toprağı işleyerek geçimini sağlayan insanlarımızı utanç verici bir yaşam standardının üstüne çıkaracağız.
Değerli arkadaşlarım, verim artışı, verimlilik yok Türk tarımında. Bugün, gerek hububatta gerek hayvancılıkta gerek balıkçılıkta, maalesef, dünya ortalamalarının altındayız. Dünyanın 20 büyük ekonomisinden biriyiz diye övünür dururuz; ama, hâlâ dekara 203 kilo buğday üretiyoruz değerli arkadaşlarım. İsrail'de 1 inekten bir laktasyon döneminde 6 ton süt alınırken, biz hâlâ 1 600 kilo alıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bunlar zor işler değil. Bunlar unu, şekeri, yağı bir araya getirip, sağlam bir iradeyle meseleye sahip çıkma meselesidir. Bu ülkede işsiz 30 000 ziraat mühendisi var; bilgi orada duruyor, köylü orada duruyor, toprak burada duruyor, gelin, bunları bir araya getirelim.
Bu ülkeye bir millî tarım politikası oluşturalım. Tarım Bakanlığını yeni baştan örgütleyelim, yeniden ele alalım. Türk tarımının sahibi, Tarım Bakanlığı olsun. Tarım Bakanlığına, Tarım Bakanından başka herkes karışıyor; Hazinesi karışır bir taraftan, Çevresi karışır bir taraftan, herkes bir taraftan tutuyor ve sonuçta, yapılan hiçbir tasarruf, tarımın lehine sonuç vermiyor. Durum vahimdir ve hiçbir şekilde övünülebilir bir durum ortada görünmemektedir değerli arkadaşlarım.
Bazı ürünleri, çok üretilmemesi gerekenleri çok üretiyoruz, çok üretilmesi gereken, bizim uluslararası pazarda hak sahibi olduğumuz, güçlü olduğumuz, ekolojik üstünlüğümüzün olduğu, mukayeseli üstünlüğümüzün olduğu ürünlere de sahip çıkmıyoruz. Bu ülkede, bir taraftan ürettiklerimizi yakarken, bir taraftan da bazı ürünleri ithal ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET KÜÇÜK (Devamla)Bu ülke, net bir gıda ithalatçısı ülke durumuna getirildi. Düne kadar kendine yeten bir ülke olma övüncüyle yaşarken, bugün, artık, ihracat ile ithalat arasındaki fark bazen ithalatın lehine dönmeye başladı. Doğru mudur; öyle mi olmalıdır değerli arkadaşlarım?!
Değerli arkadaşlarım, bu ülkede tarım yapanların bir sürü sorunu var. Girdi kullanımında sorun var, desteklemelerde sorun var. Bugün, bir taraftan, toprak tahlilleri yapılmadığından ve bilgi iyi kullanılıp, tarımın hizmetine sunulmadığından, bazı yerlerde, gübrenin fazla kullanılması dolayısıyla, özellikle Ege'de, Karacabey'de, Trakya'da sorun yaşanırken, kirliliğe yol açarken, bir taraftan da insanlar atacak gübre bulamıyor. Gübre fabrikaları özelleştirilip, tekellere terk edilmeye çalışılıyor. Özelleştirme elini tarım sektöründen çekmelidir. Tarımda gerekli altyapı yapılmadan, kooperatifler ülkedeki tarımsal üretimin ve pazarlamanın en az yüzde 50'sine sahip olacak bir yapıya kavuşturulmadan, mutlaka, tarımda özelleştirmenin adı bile edilmemelidir. Süt kurumlarını özelleştirdik de ne oldu; süt üretiminde bir artış mı oldu?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
14 konuşma daha · 3 Haziran 2003