Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)
Manisa Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 108. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Mayıs 2008 · 1.069 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Orhan (MHP), 22 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA VE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRETİM ELEMANLARININ KADROLARI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE GENEL KADRI VE USULÜ HAKKINDA (S.S.226)); konuşma 1.069 kelime.
Ahmet Orhan (MHP, Manisa). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 22 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-orhan-23-2008-05-22-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-ve-yuksekogretim-kurumlari (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA AHMET ORHAN (Manisa)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 226 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda ve Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesine eklenen 10’uncu madde üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın milletvekilleri, dünden bu yana uzun bir mesai içerisinde, özellikle devlet üniversitelerinin kurulacak olduğu Ardahan, Bartın, Bayburt, Gümüşhane, Hakkâri, Iğdır, Şırnak, Tunceli ve Yalova illerimizde heyecanla beklenen dokuz üniversitenin kuruluşuna dair kanun tasarısını görüşmekteyiz. Şüphesiz, değerli vatandaşlarımız, bu üniversitelerin şehirlerinde temin edeceği ekonomik ve sosyal hareketliliğin sevinci içerisindedir. Onlar için, sayıları binlerle ifade edilecek genç nüfusun şehirlerine temin edeceği katkı çok önemlidir. Bu, anlaşılabilir bir gerçek olup yerindedir. Tüm bunlar bilinirken iktidar partisi temsilcileri tarafından, muhalif görüşlerin yüce Meclisin kürsüsünden seslendirilmesinden rahatsızlık zaman zaman ifade edilmektedir. Takdir edersiniz ki muhalefetin öncelikli görevi, iyi yapıldığına inandıklarını desteklerken eksiklikleri veya yanlışlıkları ikaz etmektir. Başka bir deyişle, bardağın boş tarafını göstermektir. Bu görevi yaparken iktidarın uygun göreceği üslup ve şekilde değil, milletten aldığı yetkiden güç alarak inandığı üslupta yapmak tabii hakkıdır.
Doğrudur, bir şeyi asgari, belirleyeceğiniz, imkânlarla kurup, tesis etmeden geliştiremezsiniz. Tartışmamız esasen bu noktadadır. Asgari bir üniversitede olması gereken akademik ve fiziksel imkânlar olmadan mezun edeceğiniz, diploma vereceğiniz insanların diplomalarının tanınmasını sağlayamıyorsunuz. Onun için -Sayın Bakanın ifadesiyle- özel sektörün ihtiyacını karşılamak, talebini yerine getirmek üzere uzun bir eğitim sürecinden geçirdiğiniz insanlarımızın diploması kabul görmüyorsa ortada ciddi bir sorununuz var demektir. Maalesef, bu durum ülkemizde yaşanmaktadır. Her gün gazetelerde yer alan ilanlarda üniversite ismi zikredilmek suretiyle klasifikasyon ve sınırlamalar ortaya konmaktadır. Üniversitelerimizin yurt içinde birbirine göre durumları büyük farklar göstermenin yanı sıra, yayınlanan uluslararası üniversite gelişmişlik tablolarında aldığı yerler de ortadadır. Bu durum, üniversitelerimizin sayısından çok özelliklerini ciddi şekilde gözden geçirmemiz gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır.
Sayın milletvekilleri, 1981 üniversite reformundan önceki yıllarda Türk yükseköğretim sistemi beş tür kurumdan oluşmaktaydı: Üniversiteler, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı akademiler, bir kısmı diğer bakanlıklara, çoğu Millî Eğitim Bakanlığına bağlı meslek yüksekokulları ile konservatuvarlar, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı üç yıllık eğitim enstitüleri, mektupla öğretim yapan YAYKUR. Yükseköğretim, 1981’de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile akademik, kurumsal ve idari yönden yeniden yapılanma sürecine girmişti. Bu kanunla ülkemizdeki tüm yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulu, yani YÖK çatısı altında toplanmıştı.
Sayın milletvekilleri, yeni üniversite açarken, üniversite açılacak kentin gelişmişlik düzeyi olarak bir üniversiteyi besleyecek altyapıya sahip olup olmadığı, oluşturulacak yeni yapıya üniversite denip denmeyeceği irdelenmemektedir. Ülkemizde yeni bir üniversite açarken çoğunlukla yapılan şudur: Başka üniversitelere ait birimlerin bir bölümü yeni bir ad altında birleştirilmektedir. Genelde, yeni olan, baştan yapılmış olan ne yeni bir kampüs ne derslik ne laboratuvar ne spor ve toplantı salonları ne kütüphane ne de benzeri eğitim-öğretim mekânları ne yurt ve lojman gibi olanaklar ne ek kaynak ve en önemlisi idari ve akademik personel ne de üniversiteye dönüştürülebilecek yeterli bilimsel birikim ve deneyimli kadroları vardır. Şu anda binası, arazisi dahi olmayan üniversiteler mevcuttur. Yeni açılan üniversiteler kâğıt üzerindeki varlıklarını gerçekte maalesef gösterememektedir. Yasayla verilen ad dışında yeni olan pek bir şey yoktur.
Değerli milletvekilleri, hızlı nüfus artışı ve eğitime artan istek doğrultusunda liseden mezun olan öğrenci sayısı giderek artmaktadır. Son yıllarda lise mezunu sayısı neredeyse yüzde 100 artış göstermiştir. Dünyada artık kişi başına düşen dolardan çok, kişi başına düşen ortalama eğitim süresine bakmakta ve zenginliklerini hesaplamaktadırlar. Gerçi bu birimlerin ne kadar içini doldurabildiğimiz de doğrusu tartışma konusudur. Bu meyanda olaya baktığımızda, on yılda liseden mezun olanların sayısı yüzde 100’e yakın artarken üniversite kontenjanlarındaki artış yüzde 20’yi bile bulmamaktadır. Son on yılda üniversite sayısı 3 katına çıktı. Yeni üniversiteler açılırken, peki, o hâlde kontenjanlar neden artmıyor? Asıl tartışılması ve üzerinde durulması gereken başka bir husus da budur.
Bir başka göstergeyse, üniversite sayısı hızla artarken öğrenci başına düşen ödeneğin hızla erimesidir. Çünkü her yeni üniversite açıldığında bu ödenekler daha çok dilimlere bölünmektedir. Her ile en az bir üniversite kurulması hepimizin isteğidir. Lakin bu üniversitelerin öğretim görevlileri ve çalışanları bakımından yeterliliğinin verdiği eğitim bakımından düzeyli üniversiteler olması gerekir.
Yeni üniversiteler konusunda devlet kadar yerel yönetimler ve kent sakinlerinin de aynı gayret içerisinde olması ve bu gayretin sosyolojik altyapısının oluşturulması gerekmektedir. Bizden sonra gelen kuşaklar, çocuklarımız, yani gençler bizden hesapçı olacaklardır: “Elimize tutuşturduğunuz diplomalar hiçbir işe yaramıyor, neden bize bunu yaptınız?” diyerek sizlere sorular sorarlar.
Meclisten yasa çıkarmakla üniversite kurulmuyor, kurulsa da devamı getirilememektedir. Bu konuda çok örnek vardır. Şimdi bu listeye dokuz üniversite daha eklenecek, ekleyelim. Temenni odur ki, onlarca değil yüzlerce üniversitemiz olsun. İş veremedikten sonra üniversite açmak insanların maalesef ihtiyaçlarını görmekten uzak kalıyor. Her şehirde beş üniversite olsa ne olur?
Geçtiğimiz günlerde yeni yayınlanan bir rapora göre on beş-yirmi dört yaş arasında 11 milyon 271 bin genç nüfusumuz bulunmakta olup, bunun 3 milyon 425 bini çalışmakta, 3 milyon 425 bini öğrenciyken, 4 milyon 422 bin gencimiz ise ne okuyor ne de çalışıyor. Kısacası boş geziyor. Erkeklerde boş gezen oranı yüzde 23, kızlarda ise bu oran “Haydi Kızlar Okula” kampanyalarına rağmen yüzde 55’e yükseliyor. Maalesef atıl gençlerin yüzde 72’si kızlardan oluşuyor.
Yukarıda verdiğim rakamlar her yönüyle dikkat çekici olmakla beraber, kızlarımızın durumu itibarıyla hepimizi kaygılandırması gereken özellikler taşımaktadır.
Bir hususu da dikkatlerinize sunmak isterim: Devletimiz gençlerine en üst düzeyde eğitim verme mücadelesi verirken, olayın başka bir yönüne hassasiyet göstermek durumundayız. O da, hepiniz kabul ederseniz ki, eski-yeni üniversitelerin hepsinden mezun olan gençlerimize eğitimlerine uygun iş yaratma sorumluluğumuzdur. Maalesef, bugün itibarıyla gençlerimiz geleceğe dair ümit ve inançlarını kaybetmiş durumdadır. Hükûmet bu üniversitelerin kuruluşlarını ilan etse de yeni üniversitelerin ne yeterli akademik kadrosu var ne de fiziki şartları iyileştirecek ödenekleri.
Yeni kurulan üniversitelere ayrılan bütçe de ayrı bir tartışma konusudur. Yeni üniversite kurarken, geri kalmış üniversitelere veya fakültelere kaynak ayırmayı ihmal etmemek gerekmektedir.
Yurt dışındaki yükseköğretim sistemlerine baktığımızda üniversiteler belirli şehirlerde toplanmıştır. Ülke içindeki dağılımı dengelidir. Sürekli yeni üniversite de kurulmaz. Devletin ayırdığı ödenekle var olan üniversiteler geliştirilir. Böylelikle eğitim kalitesi de artış göstermektedir. Üniversiteler asıl işleri olan eğitim ve araştırmayla ilgilenir.
Bu fakülteler isimce üniversite olsalar da altyapıları, öğretim üyeleri yetersiz durumdadır. Temennim bir an önce tüm üniversitelerimizin uluslararası normları yakalamasıdır. Devletin üniversitelere ne kadar ödenek ayırdığı, ne kadar öğretim üyesi kadrosu verdiği ortadadır. Bu açıdan ödenek yetersizliği ve öğretim üyesi kadrosunun az verilişi bu üniversitelerin gelişim sürecini maalesef uzatacaktır. Yetersizlik, üniversite sayısından daha çok üniversitelerin altyapılarındandır. Umarım yeni kurulan üniversiteler işsiz üniversiteliler topluluğu oluşturmaktan ileriye gider.
Ülkemizde yıllardır bu gerçeği düşünmeden kısa vadeli çözümlerle eğitim sistemini düzeltmeye, daha doğrusu yeni bir yapılanmaya gitmeden, yeni modeller geliştirmeden onarmaya çalışmaktayız. Sonuçları ve altyapıları düşünülmeden kurulacak üniversitelerin de geleceğe…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
62 konuşma daha · 22 Mayıs 2008