Gelir vergisi kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı (s.s:385)
Manisa Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 99. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Haziran 2009 · 735 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Orhan (MHP), 4 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S:385)); konuşma 735 kelime.
Ahmet Orhan (MHP, Manisa). “Gelir vergisi kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı (s.s:385)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 4 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-orhan-23-2009-06-04-gelir-vergisi-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AHMET ORHAN (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Turgutlu Çaldağ nikel madeninde orman alanında yer tahsisi yapılması sonrası yaşanacak çevre ve doğa felaketiyle ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir süreden beri maden çıkarma faaliyetlerinin sürdüğü bölgede Bakanlıkça alınan kararlar sonrası yeni bir safhaya gelinmiştir. Bu yeni safhada yüzde 1,14 oranındaki nikel ve kobalt İngiliz sermayeli ruhsat sahibi firma tarafından uygulanmak istenen “sülfürik asit liçi” yöntemiyle zenginleştirilmesi söz konusudur.
Belli tane iriliğine getirilmek suretiyle hazırlanan cevherler sülfürik asit ile temas ettirilerek nikel ve kobaltın asit çözeltisine geçirilmesi ve yüzde 20 seviyesinde nikel ihtiva eden jel hâline getirilmesi söz konusudur. Bu çalışma açık bir ortamda yapılacaktır. Bu faaliyet bir laboratuvar ortamında olsa son derece masum olabilirdi. Ancak, maalesef, dünyanın en önemli ovalarından biri olan Gediz Ovası’nda yapılmak istenmektedir. Her şeyden önce asit ve cevherin muamele edilebilmesi için genişliği 100, boyu da 2 bin metreyi bulan bir sahaya ihtiyaç vardır ki, burada başka bir felaket yaşanmaktadır.
Bu alanın önemli bir kısmı yirmi beş-otuz yıl önce erozyonu önleme çalışmaları çerçevesinde elle dikilerek bölgede yaşayan köylülerimizin de ihtimamıyla büyütülmüş kızılçam ağaçlarıyla örtülüdür. Söz konusu olan yüz, bin, 2 bin değil, neredeyse 300 bin, evet, tam 300 bin yetişkin kızılçam ağacı katledilecektir. Unutmayın ki yaş kesen baş keser! Bunun kabul edilmesi, içe sindirilmesi mümkün değildir.
Felaketler sadece bundan ibaret değildir değerli milletvekilleri. Cevherin zenginleştirilmesinde kullanılacak olan sülfürik asit ayrı bir felakettir. Sülfürik asit kimya biliminde en kuvvetli asitlerden olup insan ve doğa için son derece tehlikelidir. Bahsettiğimiz cevher zenginleştirmede kullanılacak sülfürik asit miktarı günlük 3 bin tondur. Yani günde 3 milyon kilogram aside ihtiyaç vardır. Firmanın planına göre Gediz Nehri’nin yanı başında, Gediz Ovası’nda üretilecektir. Başka bir deyişle, yurdumuzda üretilen sülfürik asit kadar sülfürik asit Gediz Ovası’nda, hem de kara yoluyla taşınarak kullanılacak ithal kükürtten üretilecek. Dikkatlerinizi çekiyorum, yurt içinde üretilen toplam sülfürik asit kadar asit Gediz Ovası’nda üretilecektir. Böyle bir asit üretiminin bir ağır sanayi bölgesi değil, dünyanın en güzel ovasında, Ege’nin kıt su kaynaklarını ve doğasını riske sokacak şekilde yapılması kabul edilemez bir gerçektir. Bu kapsamda kullanılacak olan kireç taşı ve soda kürü de ciddi risklere sebebiyet vermektedir.
Bir diğer önemli husus da, ihtiyaç duyulan sudur. Değerli milletvekilleri, sizlerin de çok iyi bildiği gibi, Ege Bölgesi, mutedil iklimine rağmen su kaynakları son derece yetersiz bir bölge olup, Gediz ve Menderes nehirleri bir tarafa bırakılırsa önemli bir akarsu kaynağı yoktur. Gediz Ovası’nın yegâne akarsu kaynağı ise kendine adını veren Gediz Nehri’dir. Maden de hemen yanı başına ve bu su kaynağından istifade edilecek şekilde yer almıştır ki, bu durumun hiçbir surette kabulü mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’dür. Çevre sorunlarına dikkat çekmek üzere bu günü vesile kılarak dikkatlerinizi Manisa’nın şirin ilçesi Turgutlu’ya çekmek istiyorum. Konunun bir başka yönünü de dikkatlerinize sunmak istiyorum. Yazılı basında tekzip edilmeyen açıklamalar üzerinde durmak istiyorum. Turgutlu’nun AKP’li Belediye Başkanı sivil toplum örgütleriyle bir araya geliyor ve “Kesinlikle verme-alma algılaması içinde değiliz. Orman kesilmeyecek, sülfürik asit toprağımızı, havamızı, suyumuzu kirletmeyecek. Gelen eleştirileri de dikkate alarak Turgutlu’nun istediği olacak.” diyor. Tarih Eylül 2007. Ne olduysa, bu konuşmadan bir buçuk yıl sonra Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odasının aylık olağan meclis toplantısında konunun gündeme gelmesi üzerine açıklamalarda bulunan Turgutlu Belediye Başkanı “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin uluslararası anlaşmalara ve tahkime imzaladığı taahhütnameler var. Yani bu konuda atılan imzaları ve alınan kararları uygulamazsa tazminat ödemeyle ilgili bir sıkıntısı var. Ben bu anlatılanları Bakanın ağzıyla anlatıyorum. Sayın Bakanımız, hem şirket hem İngiliz Büyükelçiliği hem de İngiltere Hükûmeti tarafından sıkıştırılmaya başlandık. Sayın Bakan beni çağırdı. ‘Başkan, biz sıkıştık, maalesef kendi kazdığımız kuyuya düştük.’ dedi. Şu saatten sonra yapılacak şeyin en faydalı olacak şekilde bundan faydalanılmasının sağlanmasıdır.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Orhan, devam edin efendim.
AHMET ORHAN (Devamla)Şimdi soruyorum: Sayın Çevre ve Orman Bakanı, bunları söylediniz mi? İngiliz Hükûmetinin, İngiliz Büyükelçiliğinin baskısı altında mısınız?
Doğal çevrenin korunması… 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı toplanmış ve 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olması kararlaştırılmıştır. Bu vesileyle de Dünya Çevre Günü’nü de kutlarken, bu değinmiş olduğum hususun dünya ekolojik dengeleri açısından da değerlendirilmesi hususunu dünya ve Türk kamuoyunun ilgilerine sunuyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, bu yaşanacak felaketin engellenmesi için başta Sayın Hükûmet, Manisalı ve Turgutlulu hemşehrilerimiz olmak üzere, Ege Bölgesi’nde bu zor ekonomik koşullar altında yaşamını sürdürmeye çalışan vatandaşlarımızdan ve yüce şanlı geçmişi olan, yaptığı mimari eserlerde kuşlara bile yuva yapan merhametli Türk milletinden destek istiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 4 Haziran 2009