Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kanun tasarısı (s.s.851)
Aydın Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 82. Birleşim · 3. yasama yılı · 12 Nisan 2005 · 954 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Rıza Acar (AK Parti), 12 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ESNAF VE SANATKARLAR MESLEK KURULUŞLARI KANUN TASARISI (S.S.851)); konuşma 954 kelime.
Ahmet Rıza Acar (AK Parti, Aydın). “Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kanun tasarısı (s.s.851)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 12 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-riza-acar-22-2005-04-12-esnaf-ve-sanatkarlar-meslek-kuruluslari-kanun-tasarisi-s-s-851 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET RIZA ACAR (Aydın)Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri; hepinizi en içten sevgi ve hürmetle selamlıyorum efendim.
Bugün, Türkiye'de çok önemli ve yaygın bir hizmeti yürüten, üreten ve tüm milletimize hizmet veren bir kesimin kanununu konuşuyoruz; 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanunu. Esnaf ve sanatkârlarımızın önemini burada anlatmayı hiç düşünmüyorum, önemini bütün milletimiz bilmektedir; ama, esnaf ve sanatkârın tanımı üzerinde biraz durmak istiyorum. Bu "esnaf" tanımına hem kanunda vazettiğimiz şekilde bakmak hem de üniversitelerimizde bu konuda bir görüş var mıdır diye sizin takdirlerinize sunmak istiyorum.
Efendim, "esnaf; kendi emeği ve sermayesini kullanan, yanında az sayıda kalfa, çırak ve işçi çalıştıran, tüccar ya da sanayici olarak nitelendirilemeyecek kadar küçük ciroya sahip meslek mensuplarına denir." Kaynak: Küçük İktisat Sözlüğü, Hacettepe Üniversitesi Elektronik Kütüphanesi.
Peki, bizim tanımımız nedir; kanunda "ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesiyle birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler" olarak tarif ediyoruz. Bakınız, üniversiteyle birlik ve beraberliği burada da yakalamış oluyoruz.
Ayrıca, lügat manasına baktığımızda, "küçük sermaye ve sanat sahibi” olarak tarif edilmektedir, Türk Dil Kurumunda. Hatta, bununla ilgili olarak rahmetli Sait Faik'in bir özdeyişi var: "Kendileri balıkçı olmayıp da balık satan esnafı severim" diyor Sait Faik. Yine, sanatçıyla ilgili olarak da; bir işi ustalıkla yapan usta, mahir; iki, el ile yaptığı işi kendisine meslek edinen işçi veya usta. Ömer Seyfettin'in de bununla ilgili bir sözü var: "Eseri takdir edilmeyen bir sanatkâr elemi duydum" diyor Ömer Seyfettin; yani, sanatkârın eseri takdir edilmezse, elemi yaşadığını ifade ediyor.
İşte bu anlamda, bu kanunu, bugün, altkomisyonumuzda, üstkomisyonumuzda, muhalefet partimizin milletvekillerinin de dahil olduğu bir komisyon çalışmasıyla, en iyi ve en güzel şekilde getirdiğimizi düşünüyorum. Halbuki, bir demokratik düşünce içerisinde, şu olmalı mıydı diye ifade etmek istiyorum; denmeliydi ki: Türkiyemiz üçüncü bin yılda, 21 inci Yüzyılda, esnaf ve sanatkârlarıyla yaptığı kanunu... Beyler, biz, bu anlayış içerisinde, Türkiye'nin ileri hedeflerine, Türkiye'nin demokratik hedeflerine, Türkiye'nin hukuk ve onun üstünlüğüyle ilgili tavır ve davranışlarına ve de bu konuda yaptığı yasaları dikkate aldığımız zaman, Avrupa Birliği sürecini de dikkate aldığımızda, bu kanunu, gelin, beraberce, en demokratik, en hukukî bir biçimde, en iyi hizmeti üreten ve de en güzel bir şekliyle, hep beraber yapalım demeliydi bu birliklerin, bu esnafların temsilcileri diye düşünüyorum; ama, komisyona gelindi; bu, Anayasaya aykırı, bu, Anayasaya aykırı... Herkes, kendini, bir başka kurumun yerine koyuyor; bunun da çok doğru olmadığını, bilhassa, ifade etmek istiyorum.
Efendim, bu kanunda eleştirilerin en önemli üç dört boyutu var. Bunlardan bir tanesi, şoförlerin esnaf kabul edilmemesi üzerinde yoğunlaşan... İki, doğal delegelik talebinin isteği. Üçüncüsü, maaşlarla ilgili, söylenmeyen, getirilen bazı kıstaslar. Dördüncüsü, görevlerin de iki dönemle sınırlandırılması. Bu dördüncüyü Odalar Birliği Kanununda da yaptık; onunla paralellik arz etmesi yönüyle değerlendirdik.
Yine, şoförlerin esnaf olarak kabul edilmesi veya edilmemesiyle ilgili konunun özü ve esası şudur: Bir defa, taksi, otobüs, kamyon, minibüs ve benzeri araç sahipleri veya bu araçları kiralayarak işletenler, basit usulde vergilendirilenler, ayrıca işletme hesabı esasına göre defter tuttukları için, bunlar zaten şofördürler, bunlar zaten esnaftırlar.
ATİLA EMEK (Antalya)Odaları bile kapanıyor, Sayın Vekilim!..
AHMET RIZA ACAR (Devamla)Hayır efendim, o size öyle geliyor.
Ama, benim yanımda çalışan, sizin yanınızda çalışan, bakanın makam şoförü, bunların esnaf olarak kabul edilmesi isteniyor. Beyler, Avrupa Topluluğuna gidiyoruz; Türkiye'nin envanterini en sağlıklı biçimde çıkarmak mecburiyetindeyiz. Esnaflarla ilgili envanterlerimizi, tacirlerle ilgili envanterlerimizi, bütün diğer ekonomik envanterlerimizi, sosyal envanterlerimizi, insanlarımızın demografik yapısına varıncaya kadar envanterlerimizi en güzel şekilde çıkarmak mecburiyetindeyiz. Türkiye'yi, önümüzdeki süreç içerisinde Avrupa Birliğine yerleştirdiğimizde, o Avrupa Birliğine girdiğimiz zaman, orada kalıcı bir itibara sahip olmanın yollarından en önemlisinin bu olduğunu düşünüyorum; ki, orada, ekonomik olarak değil, demokrasimizle, insan haklarımızla, hukukun üstünlüğüyle, müteşebbislik hürriyetinin gelişmesiyle bulunacağız. Doğru ve donanımlı yetişmiş gençlerimizle, kültürümüzle, sanatımızla ve inançlarımızla orada daha dik duracağız. Ekonomik meseleyle gelindiği zaman; onun bir süreci vardır, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl sürebilir. Eğer bir örnek vermek gerekirse, Avrupa Topluluğunda her iki kişiden bir kişinin arabası var. Bizde, nüfusu dondursanız, araçların eskimesini dondursanız, bunun için en az yirmibeş otuz yıla ihtiyacınız var, senede 1 000 000 aracı bu insanlarımıza takdim etmekle...
Şimdi, biz bunu da çözelim dedik; ama, kabul görmedi. Nasıl çözecektik; esnaflarımızın yanında çalışan -olur veya olmaz- çırak, usta, kalfa ve şoförlerin de ihtiyarî olarak, serbest bir biçimde, kendilerinin, yani işyeri sahiplerinin bağlı bulunduğu odalarda, odaların bünyesinde ihtiyarî olarak orada bulunsunlar; ayrıca, aidat ödemesinler ve de benzer farklı şeyleri getirelim dedik; ama, bu kabul görmedi, bunu, bilhassa burada ifade etmek mecburiyetindeyim.
Doğal delegelik meselesine gelince: Doğal delegelik, herkes bir alt kademeden delege olarak seçilip gelecek, yani yönetim kuruluna girecek, yönetim kurulu başkanı olacak, bu şekilde gelecek; ama, halihazırda, şu anda, birliklerde, odalarda, federasyonlarda, konfederasyonlarda görev yapanların, hiçbir şekliyle demokratik olmayan, bir nevi kendilerine has özel imtiyaz kabul edilen bir anlayışla delege olmaları arzusu vardır. Bunu da, bugün, demokratik yapılanmasını hızla genişleten, Avrupa Topluluğuyla bütünleşen bir ülkede böyle bir olayı kabullenmek, imtiyazı vermek hiç doğru değildir diye düşünüyorum.
Efendim, maaşlara gelince: İçimizde, iki, birlik ve federasyon başkanlığı yapmış arkadaşımız, yine CHP'den iki arkadaşımızın bulunduğu birlik ve yine bu kurumlarda görev yapmış arkadaşımızla -bizden de vardı- bütün bunlar bir mutabakat içerisinde hazırlandı ve aramızda en ufacık bir tartışmanın, münakaşanın... Evvela, bu kanun tasarısında muhalefet şerhinin de bulunmadığını bilhassa ifade etmek isterim. O zaman biz neyi düşünüyoruz?.. Bakın, bu ülkenin, artık, bugün böyle bir Parlamento yapısı var, bu Parlamento yapısını benimsemiş bir millet var. Ben, iki partili bir Parlamentodan hoşnutum, iki partili Parlamentodan yarın beğenmediklerimi değiştireceğim, yerine muhalefeti getireceğim diye bir anlayış var. İyi araştırırsanız, iyi incelerseniz, iyi analiz ederseniz, ben bunu görüyorum; çünkü, gittiğimiz yerlerde görüştüğümüz insanlarda bunu algılıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 12 Nisan 2005