İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 81. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı münasebetiyle

Ahmet Türk

Mardin Milletvekili ·

Genel Kurul, 81. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Nisan 2009 · 1.047 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Türk, 23 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI MÜNASEBETİYLE); konuşma 1.047 kelime.

Ahmet Türk (Mardin). “23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-turk-23-2009-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-munasebetiyle (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI AHMET TÜRK (Mardin)Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı, değerli milletvekilleri, değerli konuklar; hepinizi şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Bugün 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan parlamenter demokratik düzenimizin 89’uncu yıl dönümünü kutluyoruz. Bu yıl dönümünün geçtiğimiz yıllardan ayrı bir önemi ve özelliği bulunmaktadır. Dolayısıyla Meclisimize yüklediği sorumluluklar hayati önem arz etmektedir. Bu yıl dönümü vesilesiyle yeni bir Anayasa, demokratikleşme, sorunların uzlaşı ve diyalog ile çözümü konularında düşüncelerimizi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle çocuklarımız başta olmak üzere bütün yurttaşlarımızın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, yıl dönümü kutlamaları tarihe yeniden gitmemiz ve her seferinde doğruya daha yakın bir bakış açısıyla değerlendirmeler yapmamız için önemli fırsatlar oluşturur. Hele hele bu durum Büyük Millet Meclisimizin kuruluş yıl dönümü ise ve ülkemiz 89’uncu yılında büyük bir demokratik açmaz ve ekonomik kriz ile yüz yüzeyse daha derinlikli ve kapsamlı bir tarihî analizi gerektirmektedir.

Bildiğiniz gibi, 89 yıl önce bugün Büyük Millet Meclisi çoğulcu temsiliyet ilkesi temelinde kuruldu. Bütün kimliklerin ve kültürlerin, Kürt’ün, Türk’ün, Laz’ın, Çerkez’in temsilde ifadesini buldukları bir ulusal meclis oluştu. Amaç, ülke üzerinde yaşayan tüm halkların oluşturduğu demokratik bir ulusal varlık kurmaktı. Birinci Meclisin kabul ettiği 1921 Anayasası’nda ademimerkeziyetçilik temel bir prensip olarak yer aldı. Bildiğiniz gibi, 11’inci maddeyle illerin mahallî işlerinde özerk olmaları garanti altına alınmıştı. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in 16 Ocak 1923 İzmit konuşmasında şöyle demektedir: “Ayrı bir Kürtlük düşünmektense, Anayasamız gereğince zaten bir tür mahallî özerklikler oluşacaktır; o hâlde, hangi vilayetin halkı Kürt ise onlar da kendi kendilerini özerk olarak idare edebileceklerdir.”

Bunun gibi birçok belge ve örnekle, kuruluş döneminin demokratik zihniyeti açıklanabilinir. Öyle ki seksen dokuz yıl önceki demokratik sistemimizle karşılaştırdığımızda, bugün yaşadığımız ortam çok da geride seyretmektedir. O dönemin demokrasi ve özgürlük anlayışı, maalesef, aradan seksen dokuz yıl geçmesine rağmen, günümüzden çok daha ilerideydi. Bu bakımdan, yıldönümünü kutlamakta olduğumuz, halkımızın iradesi olan yüce Meclisimizin kuruluş özünü ve ilk yıllarını sürekli olarak yeniden hatırlamak durumundayız. Bilinmelidir ki o demokratik ruha, o her farklılığın bir zenginlik olarak tanınıp garanti altına alındığı zihniyete yeniden dönme uğraşı içerisinde olmazsak eğer, devraldığımız mirasa karşı büyük bir gaflet ve kötü niyet içinde oluruz. Dolayısıyla yeni bir anayasayla katılımcı demokratik sistemini oturtmuş bir Türkiye’de ne Kürt sorunu ne düşünce ve inanç sorunu ne de gelir adaletsizliği sorunu kalır. Tam tersine, 70 milyonluk nüfusuyla, tam demokratik, kapsayıcı, aktif ve kalkınan bir ülke ortaya çıkar. Demokrasi ile seküler yapısı ile özgürlükçü toplumu ile hem bölgesinde örnek bir ülke olur hem de Avrupa üyeliği ile Doğu-Batı çelişkisini ortadan kaldıran tarihî bir devrimi gerçekleştirmiş olur. Bizim mücadelemiz de rüyamız da hayalimiz de budur.

Değerli milletvekilleri, kendilerini sürekli olarak yenilemeyen sistemler, cumhuriyet rejimi ile yönetiliyor olsa bile otoriter olmaya mahkûmdurlar. Bu ülkeler gittikçe demokrasiden uzaklaşır, yoksullaşır ve otokratik bir düzen hâlini alırlar. Küresel hegemonyaların kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları bir ülke durumuna düşerler. Yurttaşları ve halkları büyük trajedilerle ve dramlarla yüz yüze kalırlar. Bunun tarihsel birçok örneğini gösterebiliriz.

Bu bağlamda, Birinci Meclisten devraldığımız ülkemizin demokratik parlamenter sisteminin gidişatı çok da iç açıcı değildir. 1924 Anayasası ile kuruluşundaki demokratik ruhun tam zıttı olan otoriter ve merkeziyetçi bir sisteme dönüşen cumhuriyetimiz hâlen demokratikleşeceği günlerin sancılarını çekmektedir. Askerî vesayet ve seçkinci yönetim anlayışı bir türlü demokrasimizin yakasından düşmemektedir. Kurumsal statüko “iç düşman, dış düşman” tanımları ile “tek millet, tek dil” söylemleriyle otoriter ve vesayetçi yönetimi sürdürmeye devam etmektedir. Bu yaklaşımın, yıl dönümünü kutladığımız parlamenter sistemimizin kuruluş özüyle uzaktan, yakından bir ilgisi yoktur. Tarihi çarpıtarak ve kendi otoriter yaklaşımları için kullanarak meşruluk talep eden seçkinci anlayışa karşı demokratik mücadelemizi sürdürmeye her zaman olduğu gibi bugün de devam edeceğiz. (DTP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, bir küresel altüst oluş döneminden geçiyoruz. Dünyanın gelişmiş kapitalist ülkeleri neoliberal politikalar ekseninde demokrasilerini rafa kaldırdıkça sistem krize doğru yuvarlandı. Sosyal bilimciler, sınıflar arasındaki uçurumun ve gelir adaletsizliğinin tarihin hiçbir döneminde bu kadar artmadığını, manipülatif yönetim anlayışıyla yurttaşların hiçbir zaman bu denli depolitize olmadığını dile getiriyorlar. Liberal aydınlar bile kapitalizmin tarihi boyunca bu derece etikten yoksun olmadığının altını çiziyorlar. Bu küresel krizin üstesinden gelmek için tam bir seferberlik hâlinde hareket eden gelişmiş ülke ve yönetimleri ilk elden demokrasilerini güçlendirmeye ve yıllardır bastırdıkları çelişkilerini uzlaşı ve diyalog ile çözmeye girişiyorlar. Yaptıkları hatalardan dolayı özür diliyorlar. Hakikatlerin ortaya çıkıp vicdanlarını rahatlatması için bağımsız inisiyatiflerin önünü açıyorlar. Bu eylemin yıllarca süreceğini de görebiliriz.

Bir örnek vermek gerekirse, ülkemizdeki kurumsal statükonun sürekli olarak kendisine referanslarda bulunarak meşruiyetini kanıtlamaya çalıştığı Amerika Birleşik Devletleri, baş aşağı gidişini durdurmak için yeniden bölgesel states demokrasisini güçlendirmeye çalışıyor. Kurucularından olan Jefferson’ı daha fazla anmaya ve dolayısıyla ademimerkeziyetçi özünü yeniden canlandırmaya çabalıyor. Daha fazla katılımcı demokrasi ve daha fazla kapsayıcı yurttaşlık ile krizin üstesinden gelmeye çalışıyorlar. Aynı şekilde, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi, kurucu belgelerini ve sözleşmelerini yeniden raflardan indirmeye başlıyorlar. Yerel ve bölgesel meclise daha fazla önem veriyorlar. Ne var ki bizde siyaset alanı, parlamenter demokrasi, pragmatist hedeflerinin peşine düşmüş bir şekilde, inisiyatif almaktan ve demokrasi lehine müdahale etmekten son derece âciz durumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TÜRK (Devamla)23’üncü Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin içinden geçtiği en büyük sınav da budur. Bu sınavı siyaset alanını güçlendirerek geçmek zorundayız. Bu yıl dönümüne layık olmanın en büyük sorumluluğunun bu olduğu inancındayım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin on yıllardan beri yaşadığı demokratik açmaz ile günümüzde olan ekonomik krizi bir arada düşündüğümüzde bu şekilde devam edemeyeceğimiz apaçık ortadadır. Demokratik yollardan çözülmesi dışında hiçbir alternatifin kalmadığı Kürt sorunu başta olmak üzere, 1924’ten beri cebelleştiğimiz inanç ve ifade özgürlüğü sorunlarını da bu dönemde çözmek zorundayız. Kanla, bastırmayla, göz yaşıyla hiçbir sorunun çözülmediği geçmiş acılı deneyimlerimizde yeteri kadar açığa çıkmıştır. Çağın demokratik değerleri doğrultusunda, birilerinin dediği gibi “tekçi ulus devlet” dogması şeklinde değil, demokratik, çoğulcu bir ulusal anlayışla yeni bir anayasadan başlayarak sorunlarımızı demokrasi içinde çözmek zorundayız. Bu, tercih değildir. Geçmişin mirasına sadakat anlamında bir tarihî zorunluluktur. Demokratik ulusal egemenliğimizi pekiştirmenin tek yolu budur.

Takdir edersiniz ki çocuklarımıza demokratik ve özgür bir ülke oluşturmanın yolu onları hapislere tıkamaktan ve olur olmaz cezalar vermekten geçmez. Hiçbir demokraside olmayan bir çocuk bayramına sahip olmamıza rağmen çocuklarımıza reva gördüğümüz uygulamalar, ne durumda olduğumuzu en açık bir şekilde ifade etmektedir. Partilerüstü bir anlayışla bu sorunları çözeceğimiz, seçkinci devleti demokratik, çoğulcu bir cumhuriyete dönüştüreceğimiz umudunu koruyorum.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle, 23’üncü Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisini, uzlaşı ve diyaloğun Meclisi yapma ve çocuklarımıza her günü bayram tadında bir gelecek armağan etme umuduyla hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (DTP sıralarından ayakta alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

6 konuşma daha · 23 Nisan 2009

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook