İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 91. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)

Akın Birdal

Diyarbakır Milletvekili ·

Genel Kurul, 91. Birleşim · 2. yasama yılı · 16 Nisan 2008 · 1.092 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Akın Birdal, 16 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 1.092 kelime.

Akın Birdal (Diyarbakır). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim tutanağı, 16 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2008-04-16-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 119 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın beşinci bölümünün 75 ila 84’üncü madde başlıkları üzerinde Demokratik Toplum Partisinin görüşünü sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, bazı saptamalar yapmak istiyorum. Gerçekten, burada sosyal güvenlik adına konuşuyoruz ve emekçilerin güvenliği, sağlığı adına konuşuyoruz ama öte yanda hayat devam ediyor ve bunların güvenliğinin sağlanmadığını görüyoruz. Bu bizim anlayışımız aslında 2001’de New York’ta ikiz kulelerin saldırıya uğramasından sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyaya, insanlığa dayattığı “Güvenlik mi-özgürlük mü?” ikileminin, güvenliğe öncelik verilmesi adıyla özgürlüklerin, hakların sınırlandırılması, yok edilmesinin karşılığıdır.

Şimdi bizde de böyle bir tartışma sürüyor. Gerçekten, örneğin güvenlikten söz ediyoruz ve Tuzla’da, işte, sekiz ayda 38 kişi yaşamını yitirdi ve bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda bir heyet oluşturuldu ve yerinde gidip inceledik ve sonra da dört partinin ortak önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma komisyonu oluşturuldu ve o komisyona da perspektif sunabilmek için raporumuzda bir dizi öneriler getirdik, ama ne yazık ki AKP’nin hâlâ bu komisyona 10 değerli milletvekilinin adını bildirmeyişi sonucu komisyon oluşmamış ve çalışma da başlatılamamış ve orada da trajediler sürüyor.

Şimdi, böyle bir anlayışla olmaz. Bu, demokrasi anlayışıyla ilişkilidir, insan hak ve özgürlüklerine bağlılıkla ilişkilidir ve bir de bunu içselleştirmekle ilişkilidir. Yoksa, Dünya Bankasının ve IMF’nin reçetelerini güvenlik ve özgürlük adına, ilerleme, kalkınma adına getirirseniz, işte, şimdi Dünya Bankası ve IMF çökertti ve insanlar açlıkla, kıtlıkla boğuşuyor, bunun önümüzdeki günlerde Türkiye'de de yansımalarını yaşayacağız, göreceğiz ve biz, hâlâ IMF’nin ve Dünya Bankasının reçetelerini buraya getiriyoruz. Ne adına? Güvenlik adına, özgürlük adına, refah adına.

Şimdi, dün, Sayın AKP Milletvekili, Grup Başkan Vekili, kendilerinin, halkımızın refahı ve mutluluğu için burada olduklarını söylüyorlar. Biz neden buradayız o zaman arkadaşlar, muhalefet, siyasi partilerimiz? Biz de bu halkın mutluluğu ve refahı için buradayız, ama onlarla bizim aramızdaki fark şu: Onlar bu halkın refahını ve mutluluğunu sağlamakla ve buna ilişkin düzenlemekle muktedirken yapmıyorlar, biz de muhalefet olarak bunun neden yapılmadığına karşı çıkıp tarihe not düşmeye çalışıyoruz. Mesele budur.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla)Biz demokratik yollarla mücadele ediyoruz!

AKIN BİRDAL (Devamla)Evet, ne kadar demokratik olduğunu görüyoruz.

Bakın, tenzih ediyorum ama, sizin yaptığınız neye benzer, biliyor musunuz? Adam gece yarısı eline almış demir testereyi, kepenkleri keserken, oradan geçen bir meraklı sormuş: “Ne yapıyorsun?” demiş. Adam “Keman çalıyorum.” demiş. “Yahu, nasıl keman çalıyorsun, bunun sesi çıkmıyor.” demiş. “Onun sesi, yarın, gün doğduğu zaman, sabahleyin çıkar.” demiş.

Şimdi, bu getirilmek istenilen “sosyal güvenlik” adı altında yasa tasarısının yarın çıkacak sesi. Emekçilere ne kadar sosyal güvenlik getirdiğini, ne kadar refah getirdiğini, ne kadar onların sağlıklı yaşam hakkını güvence altına alıp almadığını gösterecek hayat.

O nedenle, şimdi, yine de ben dikkate alınmayacağını bilerek… Çünkü, baştan beri muhalefetin hiçbir önerisi dikkate alınmamıştır. Muhalefet dikkate alınmıyor Parlamentoda. Muhalefet, toplumsal muhalefet hergün Güvenpark’ta, sokaklarda toplanıyor. Dün, yine Ankara’da, Güvenpark’ta… Emekçiler ne istiyor? Buna kulak veriyor musunuz? Dün İstanbul’da, yine, sokaklarda emekçiler, insanlar, sendikalar toplandılar. Ne istiyorlar? Buna kulak veriyor musunuz? O zaman, siz halkın söylediğine kulak tıkarsanız, onların gerçekten yoksulluğunu, açlığını görmemezlikten gelirseniz, burada da refah ve özgürlük adına konuşursunuz. “Konuş” deriz “Sen de konuş.” konuşmaya kaldıktan sonra.

O nedenle, yine, ben dikkate alınmamasına karşılık 12.500 sığınmacı insanın bu yasa tasarıyla göz ardı edilen haklarına ilişkin bilgi sunmak istiyorum.

Şimdi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, aslında, resmî açıklamalarda 324 kişinin olduğunu söylüyor, ama, şu anda 12.750 kişi sığınmacı olarak… Ve örneğin, böyle bir tasarıda bunların haklarını gözeten bir düzenleme yok. Şimdi, nasıl olacak? Haklar ve özgürlükler evrenseldir, kimsenin diline, dinine, cinsiyetine bakılmazlığı esastır. Şimdi, onlar, örneğin geliyorlar doğu tarafından, zaten burada köprü olarak kullanılıyor. Sığınmacılık hakkına, biliyorsunuz, Cenevre Konvansiyonu’yla çekince konulmuştur; Afganistan’dan, Irak’tan, Sudan’dan, İran’dan, bilmem gelinmez; buraya gelirler. Burada da büyük bir rantla ticarete dönüştürülür ve o insanlar başka bir ülkeye transfer edilir. Ne zaman gündeme gelir bu? Gemiler karaya vurduğu zaman ya da insanların cesetleri karaya vurduğu zaman. Bu mudur vicdan? Oysa, yoktur insanın dilinin, dininin, cinsiyetinin kimliğinin ne olduğu; haklar ve özgürlükler evrenseldir.

Örneğin, 301 tartışılırken şimdi bakıyoruz. Biz 301’e karşıyız, Demokratik Toplum Partisi olarak da karşı çıkacağız. Neden? Çünkü, 301 düşünce ifade özgürlüğüne karşıdır, insan haklarına aykırıdır, yasakçıdır, ırkçıdır ve en önemlisi de sabıkalı ve kanlıdır. Yüzükoyun yerde yatan Hrant Dink’i çağrıştırmaktadır. O nedenle yüce Meclisimiz “Değiştirilsin mi değiştirilmesin mi?”ne sığınmadan bu maddeyi kaldırarak, bu insanlığa karşı dramdan özür dilemelidir. Bu fırsat da işte size sunuluyor. Önümüzdeki günlerde umuyor ve diliyorum ki, bu da düzeltilir.

İşte, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyelerinin de yer aldığı Hrant Dink Duyarlılık Komitesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir basın toplantısı düzenledi. Ee, şimdi, Hrant Dink demek… Bakın, gelmiyorlar tanıklar, İnsan Hakları Komisyonuna çağırıyoruz jandarmalar, albaylar. Gelmiyorlar. Şimdi, bunları getirebilecek iradeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi gösteriyor mu göstermiyor mu? Gerçekten şu anda darbe senaryoları yapılıyor. Bu darbelere karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi hukukun üstünlüğünden, demokrasiden ve halkımızın barış içinde bir arada yaşamasından yana bir irade gösterecek mi göstermeyecek mi? Bunları tartışalım sayın milletvekilleri. Demokrasi hepimiz için, insan hakları hepimiz için ve insanlığın onuru da hepimiz için. Gelin, bu çatı altında ayrılıklarımız değil, bizi birleştirecek değerler için bir arada olalım ve bu konuda da çaba gösterelim.

Şimdi, bu nedenle biz bu yasanın geri çekilmesini istiyoruz. Sayın Bakan geçtiğimiz günlerde “Mutabakat sağlanmıştır” dedi. Hayır. Mutabakat sadece TİSK, TOBB ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği ile sağlanmıştır. Ama gerçekten demokrasi nedir? Halkın yönetimidir. Halk nedir? Emeğiyle geçinenlerdir. Gerçekten biz şimdi gerçek demokrasiden yana mı olacağız, olmayacak mıyız? Halktan yana olacak mıyız olmayacak mıyız?

Şimdi, bakın, açlığın çanları çalıyor. Giderek bu Türkiye’ye de yansıyacak. Zaten açlık giderek derinleşiyor. İşte, yine birtakım sendikaların yaptığı kamuoyu araştırmaları, istatistikleri sonucunda açlık sınırında 11 milyon, yoksulluk sınırında da 22 milyon insan var. İnsanlığı açlığa terk eden bir sistem şimdi toprağı da açlığa sevk etmektedir, hayvanları açlığa sevk etmektedir. O nedenle… Yine şimdi anıyorum bir ziraat mühendisi, yurtsever, halkın dostu bir arkadaşım Akın Özdemir’in Ziraat Mühendisleri Odası Başkanıyken söylediği bir söz vardır: “Bu ülkede, toprağı aç, insanı aç, hayvanı aç bir ülkede tarımsal öğrenim yıl dönümü kutlanamaz.” Anılsa anılsa, gerçekten, bu halka karşı sorumluluklarımızı nasıl yerine getirebilirizi sorgulamamız gerekir. Şimdi, biz de burada olmadık yerler, şeyler adına kutlamalar yapıyoruz ve sevinçler yaşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, yine de 84’üncü maddeye bir not düşülsün istiyorum. Bu madde esasında yasa tasarısıyla doğrudan ilgili bir madde değildir. Gelir Vergisi Yasası’nın 41’inci maddesine 11’inci bent eklenmiş, 68’inci maddenin ikinci fıkrasıyla da değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin gerekçesi de kayıt dışını önleme olarak sunulmaktadır. Değişiklikler kimi iş kollarındaki çalışana yapılacak her türlü ödemelerin banka hesabı üzerinden yapılmasını ve böylelikle ödemelerin kayıt altına alınabileceğini öngörmekte, bu şekilde yapılmayan ödemelerin ise gider olarak kabul edilmeyeceği belirtilmektedir.

Değerli arkadaşlar, vergilerin nasıl tahsil edileceği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

64 konuşma daha · 16 Nisan 2008

64 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook