İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 113. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı (s.s. 262)

Algan Hacaloğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 113. Birleşim · 1. yasama yılı · 30 Temmuz 2003 · 1.244 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Algan Hacaloğlu (CHP), 30 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI (S.S. 262)); konuşma 1.244 kelime.

Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı (s.s. 262)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 30 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2003-07-30-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kanun-tasarisi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli bir yasa tartışmasını, oldukça sakin bir şekilde yürütmekteyiz. Yasa çalışmalarını sakin götürmek güzel bir olay da, tartışmakta olduğumuz konuların özüne yönelik heyecanımızı, duyarlığımızı yitirmememiz ve konuyu tüm boyutlarıyla irdelememiz gerekir diye düşünmekteyim.

Bu madde, sade bir madde, basit bir madde olarak görülüyor. Bu maddeyle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinin, Bakanlar Kurulu kararnamesi yerine, ikili kararnameyle göreve atanması öngörülmekte.

Bu madde, özünde, yasa tasarısının 24, 25, 26, 27 ve 28 inci maddeleriyle bir bütünlük içerisinde ele alındığı zaman bir anlam taşımaktadır. O nedenle, ben, bu aşamada, bu genelde, bazı tespitlerimi yapmak, sizlerle paylaşmak istiyorum; sonra, maddenin bu sınırlı boyutu, anlamı içerisinde görüşümü ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiatıyla, Avrupa Birliği, 2000'li yıllarda, yıllardır Cumhuriyet Halk Partisinin olduğu gibi, bugün hepimizin, bu Parlamentonun öncelikli hedefleri arasındadır.

Çağdaşlık, cumhuriyetin kuruluş temelinde oluşmuş, Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye'ye, Türkiye Cumhuriyetine hedef olarak ortaya koyduğu bir kavramdır. bağlamda da Avrupa Birliği hedefiyle Türkiye'nin buluşması konusunda toplumun her kesiminde sinerji yaratan, ilgi yaratan ve demokrasimizin çıtasının yükselmesini sağlayabilecek arayışları gündeme getiren bir süreç yaşamaktayız.

Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Program, bu anlamda, belirli açılımlar öngörmüştür. Yedinci Uyum Paketinde de -bundan evvel geçen ve Cumhuriyet Halk Partisinin desteklediği diğer birçok maddelerde olduğu gibi- katıldığımız, önemsediğimiz, demokrasimizin alanının genişletilmesini hedef alan hükümler yer almakta; ancak, bu maddenin, görüşmekte olduğumuz maddenin özünün ne ölçüde bu çerçeveyle tam örtüştüğünü tartışmak istiyorum. Bu maddeyle, biraz evvel ifade ettiğim maddelerin bütünselliği içinde, özünde, Millî Güvenlik Kurulunun geriletilmesi ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin fiilen devreden çıkarılması hedef alınmaktadır. Bunu açıkça görelim. Bu bir tercih olabilir, bu bir iddia olabilir; ama, bunun ne anlama geldiğini, şöyle, biraz önyargıları bırakarak, karşılıklı düşünelim istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne bazı gerçekler vardır, birçok gerçekler vardır; ben, üç gerçek üzerinde dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunlardan birincisi şudur: Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyetini bir sivil cumhuriyet olarak planlamışlar, bir sivil cumhuriyet olarak örgütlemişler ve kurmuşlardır. Kısaca, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları önce apoletlerini ve üniformalarını çıkarmışlar, halka gitmişler, halkla buluşmuşlar, onların desteğini almışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisini o yapı içinde kurmuşlar, sonra o yapının erki, iradesiyle orduyu kurmuşlar ve ulusal kurtuluş mücadelesini vermişler, cumhuriyeti kurmuşlar. Bu bağlamda, bu anlam içinde, Türkiye Cumhuriyetinin, yapısının, kuruluşunda temel olan bu sivil özelliğini koruması, genişletmesi, doğal olarak, hepimizin amacıdır, hedefi olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, cumhuriyetimizle ilişkin bir başka gerçek vardır. Osmanlıdan cumhuriyete geçişte, cumhuriyeti yeni ilkeler, çağdaşlık, devrimler ve Türkiye'yi tüm o farklı alt kimliklerin ötesinde bir ulus devlet olarak oluştururken, bazı konuların özel olarak anayasayla korunmasına bugüne kadar özen gösterilmiştir ve o hedef aldığımız Avrupa Birliği ülkelerinde olmayan bir duyarlık alanı, Türkiye Cumhuriyetinin anayasal ve diğer hukuk zeminlerinde, belgelerinde yer almıştır. Nedir bunlar; Anayasamızın 174 üncü maddesi çerçevesinde yer alan inkılap kanunlarının korunması.Nedir bunlar; cumhuriyetin niteliklerinin -madde 2'de belirtildiği gibi- değiştirilemez olduğu ve Anayasamızın giriş bölümünde olduğu gibi, laiklik ilkesinin gereği olarak, kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı.

Bir üçüncü gerçekten bahsetmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunu gerçekleştirinceye değin, yani, ulusal kurtuluş mücadelesini büyük bir zaferle, eşi görülmemiş bir zaferle, emperyalistlere karşı sağladığı noktadan itibaren geçen seksen yıllık dönem içinde dış tehdide, önemli dış tehdide maruz kalmamıştır. Türkiye, bunun aksine, geçen yıllarda, özellikle son yirmi yılda, giderek artan şekilde iç güvenliğinde sorunlar yaşayan bir ülke haline dönüşmüştür. Ne yazık ki, bu iç güvenlikte zaafların yaşandığı, sıkıntıların doğduğu dönemde, iç güvenlikte birebir sorumluluk taşıması gereken iç güvenlik güçlerimizin o zaaf ve tehdit karşısında yeterince etkin olamadığı, iç güvenlik kurumlarımızın büyük ölçüde siyasallaştırıldığı, zaman zaman, yer yer, 1990 yılında olduğu gibi, askerliğini dahi yapmamış çocuk yaşta gençlerin, şu veya bu siyasete yakın oldukları gerekçesiyle polis yapıldıkları ve sonuçta, iç güvenlikte doğan boşluğun dış güvenlikten sorumlu Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından doldurulması gereği ortaya çıkmıştır. Yani, ordumuz, ulusal ordumuz, Silahlı Kuvvetlerimiz, özelikle son 20 yıldır, sadece dış güvenliğimizde değil -NATO'nun en güvenilir silahlı kuvvetlerinden biri olarak o caydırıcılık işlevini kendi bölgesinde çok önemli bir şekilde yerine getirirken, aynı zamanda, başta, sekiz yıllık çatışma döneminde olmak üzere ve devamında, birçok zemin ve platformlarda ve halen günümüzde- il güvenlik komutanlığı gibi düzenlemeler içinde, iç güvenlikten sorumlu, en azından onu sağlayan bir unsur olarak da görev yapmaktadır.

Bu üç gerçeği, hedef aldığımız Avrupa Birliği ülkelerinde gözlemlemediğimiz bu üç gerçeği -başka gerçekler vardır, ama, konumuz itibariyle- bu çok temel üç gerçeği yok farz ederek, bunları görmezlikten gelerek, sadece, şeklen dahi olsa, biz, Millî Güvenlik Kurulunun yapısında, sekreteryasında, genel sekreterliğinde eğer bize söylenenlerin gereğini yaparsak, Türkiye sivilleşir, Türkiye demokrasisi asker demokrasisinden -bir deyime bildiğime göre- sivil demokrasiye geçiş sağlar diye düşünüyorsak, büyük bir yanılgı içerisinde olacağımızı ifade etmek istiyorum.

Tabiatıyla, Millî Güvenlik Kurulunun, 12 Eylül'ün, Türkiye'de demokrasi hukukunu, Anayasayı, demokrasi kültürünü tahrip eden o dönemde şekillenen Millî Güvenlik Kurulunun yapısı, sorumlulukları, bakanlıklar arası, bakanlıklar üstü geniş alandan daraltılır; tabiatıyla, yetkilerinde, belirli ihtiyaçları karşılayacak düzenlemeler yapılır; ama, lütfen, bunu, Türkiye'nin ihtiyacı ve gerçekleri çerçevesinde ele alalım ve bunu, bir siparişin karşılığı bir proje olarak sonuçlandırmayalım değerli arkadaşlarım.

Bakınız, biraz evvel saydığım o üç nedenle, ordumuz, her dönem, ulusal bağımsızlığın, Atatürk ilke ve devrimlerinin, laiklik ve çağdaşlığın katıksız savunucusu olmuş, sadece dış güvenliğimizin değil -biraz evvel ifade ettiğim gibi- iç güvenliğimizin de güvencesini oluşturmuştur; ama, biliyoruz ki, zaman zaman, yer yer, o, bizim için son derece stratejik olan Kıbrıs'ta, İngiliz Büyükelçisine, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri "ne diye stratejiktir, sizin için stratejikse bizim için değil midir" diye sorduğunda "biz büyük devletiz, o nedenle bizim için stratejiktir" yanıtını verebilen İngiliz Büyükelçisinin veya eski Dışişleri Bakanının veya Avrupa Birliğinin, şu anda, birçok öncü, önder kadrolarının "Kıbrıs'ta işiniz ne, Türk askeri işgalcidir" tanımlamasını yapabildiği, Türk askerinin, Kuzey Irak'ta, bölgenin istikrarını ve Türkiye'nin güvenliğini sağlamaya yönelik duruşunu, özellikle son zamanlarda eleştirir ve içine sindiremez değerlendirmeler yaparken, Millî Güvenlik Kurulunun konumunu irdelerken de oldukça titiz davranmamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiatıyla, Türkiye, yeni bir 12 Martı, yeni bir 12 Eylülü yaşamaz, yaşayamaz, yaşamamalıdır. Ne Türkiye'yi o ortamlara taşıyan süreçleri yeniden yaşayabiliriz ne de o müdahaleler sonrası oluşturulan baskıcı, şiddet içeren, emek karşıtı oluşumları, yapılanmaları bir kez daha yaşayabiliriz; ancak, şu tespiti yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum: 12 Eylül anlayışının koruyucu kanatları altında ülkemizde tırpanlanan Anayasa ve içhukuk kurallarına, çiğnenen insan hak ve özgürlüklerine, dün, her koşulda sahip çıkmışsanız ve bugün, hâlâ sahip çıkabiliyorsanız, işte, o zaman, bugün, siyaset ve asker ilişkileri konusunda, Millî Güvenlik Kurulu konusunda konuşmaya yönelik bir müktesep hakkınız var demektir. Eğer, 12 Eylül anlayışının koruyucu kanatları altında palazlanan neoliberal rant ekonomisine, işçiyi, çiftçiyi, memuru, emekliyi, esnafı çökerten sömürü düzenine, dün, her koşulda karşı çıkmışsanız ve bugün de, hâlâ karşı çıkabiliyorsanız, bugün, burada, Millî Güvenlik Kurulu ve siyaset-asker ilişkileri konusunda söz söylemeye hakkınız vardır diye düşünürüm. Eğer, 12 Eylül anlayışının koruyucu kanatları altında dinin siyasete taşınmasına, tarikatların siyaseti ve devleti kuşatmasına, köktendinci akımların güç kazanmasına, laik cumhuriyet ilkeleri ve kurumlarının sinsice hedef alınmasına, dün, her koşulda göğüs germişseniz ve bugün, hâlâ göğüs gerebiliyorsanız, bugün, burada, Millî Güvenlik Kurulu ve siyaset-asker ilişkilerinde söz söyleme hakkınız vardır derim.

Tüm bu alanlarda, AKP Hükümeti ve siz, çok sayın milletvekilleri olarak, bugün, bu davranışı titremeden sergileyebildiğinizi ifade edebiliyor musunuz?! Haksızlık yapmak istemiyorum; ama, bir siyasetçi olarak, bu kürsüde bunu sormanın hakkımız olduğunu düşünüyorum. Bugün, eğer, buna "evet" diyorsanız... (AK Parti sıralarından "Evet, evet" sesleri) "Evet" diyorsanız, o zaman, siyaset ve asker ilişkileri konusunda söz söyleme hakkınız var demektir. Ancak, biz, bugün, AKP'nin, Adalet ve Kalkınma Partisinin, tepeden tırnağa... (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Amacımız, burada, tabiatıyla, ilişkileri bir zıtlaşma noktasına çekmek değil; ama, söylediğimiz konularda eğer ortak doğruları yakalarsak, işte, o zaman, demokrasimizin yararına ortak bir politikayı belirleme şansını yakalarız derim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

47 konuşma daha · 30 Temmuz 2003

47 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook