İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 43. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması

Algan Hacaloğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 43. Birleşim · 4. yasama yılı · 26 Aralık 2005 · 1.275 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Algan Hacaloğlu (CHP), 26 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS. MADDELERİN OYLANMASI); konuşma 1.275 kelime.

Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2005-12-26-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-maddelerin-oylanmasi-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gecenin bu geç saatinde, sabahın ilk saatlerinde, 2006 yılı bütçesinin 33 üncü maddesinin üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, sevgi, saygıyla selamlıyorum.

Bu görüşmelerde, bütçenin bütünü içinde iki yadırgadığım konu oldu. Birincisi, bu bütçe görüşmelerinin izlenmesinde, yapılan değerlendirmelerin takibinde hükümetin ekonomiyle sorumlu bakanlarının nefeslerinin yetmemesi, Maliye Bakanımızın yokluğunda onun yerine buradaki müzakereleri izleyecek ekonomiden sorumlu bir başka bakanımızın bulunmaması. Böyle bir olay, zannediyorum, uzun zamandır ilk defa oluyor. Bu ekonomi yönetimiyle ilgili en önemli konuda, hükümetin ekonomiden sorumlu bakanlarından birinin daimî olaraktan burada mevcut olmaması, hükümetin bu konuyu hangi ölçüde ciddiyetle ele aldığının bir göstergesidir. Ben, tabiatıyla, burada hükümeti temsil eden sayın bakanlara saygılarımı sunuyorum; ama, nihayet, bu, hükümet içinde bir işbölümüdür, bir ihtisas konusudur. Bunu yadırgıyorum.

İkinci yadırgadığım konu; bu bütçe, AB'yle müzakere süreci başladıktan sonra yapılmakta olan ilk bütçe ve bu müzakerelere, gerek Katılım Ortaklığı Belgesi gerekse Müzakere Çerçeve Belgesi içinde yer alan muhtelif konuların, engellerin veya ufkun, gerek bütçenin özüne gerekse müzakerelere yansımamış olması. Tabiatıyla, Dışişleri Bakanlığı bütçesi içinde bunlar görüşüldü; ama, şu tartıştığımız yasa tasarısı bütçenin temelidir ve onun özü içinde bunu göremedik.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerde iki temel belge var bildiğiniz gibi; biri, müzakerelere temel teşkil eden Müzakere Çerçeve Belgesi; diğeri de, Katılım Ortaklığı Belgesi, en azından yakın perspektifte. Katılım Ortaklığı Belgesiyle bu bütçe görüşmelerine yansıyacak, yansıyan, yönlendiren, dikkatle üstünde durulması gereken çok belirli bazı konular var. Müzakere Çerçeve Belgesi içinde de -ki, bir şekilde 17 Aralık belgesinde de bunlar mevcuttu tabiatıyla- çok temel alanlarda, bilindiği gibi, kalıcı kısıtlamalar mevcut.

Ben, bu müzakerelerde, hükümetin, yeterli direnci ortaya koyamayarak bazı siyasî dayatmaların gündeme getirilmiş olmasını bugün burada tartışmıyorum; onlar ayrı bir konu; ama, anımsayacaksınız, 23 Aralık tarihinde, hükümet, Brüksel'deki daimî temsilciliğimiz kanalıyla AB'ye vermiş olduğu bir notayla, amacı geçici bir düzenleme niteliğinde olmayan ve zamanla sınırlanmayan ve söz konusu paragrafta -ki, 23 üncü paragraftır- daimî koruma ve daimî şekilde kullanılabilecek koruma adlarıyla tanımlanan bir istisna AB'nin temel ilkelerine aykırıdır; bu kısıtlamaların katılım müzakerelerinde dikkate alınacak bir parametre olarak ileri sürülmesi kabul edilemez. Bunu resmen bildirdik. Bu doğru bir tavırdır. İyi ki, Dışişlerimiz bu notayı vermiştir; ama, bu, şu gerçeği ortaya koyuyor: Birçok platformda, Sayın Bakanın, Dışişleri Bakanımızın ve diğer ilgili arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi, oraya ilave edilen bir iki kelime durumu kurtarmamıştır. Yani, ortada, Türk vatandaşlarının, yurttaşlarımızın serbest dolaşımı, tarımda AB ortak tarım politikası çerçevesi içerisindeki tarım desteklerinde ve bir de bölgesel kalkınmaya yönelik yapısal fonlarla ilgili kalıcı kısıtlamalar, en erken 2014 yılı; ama, kalıcılık niteliğiyle müzakereye açık bir süreçte Türkiye'nin gündemi içinde değil. Bu ne demektir; Türkiye'nin şu anda en önemli iki alanı, biri tarım, diğeri de bölgesel kalkınmanın yetersizliğinden ve bölgelerarası çok derin kalkınma uçurumlarının varlığından kaynaklanan müthiş, muazzam bir sorun, muhakkak her hükümetin ele alması gereken bir konu.

Tarım konusu burada çok tartışıldı. İlgili arkadaşlarım, tarım bütçesi dolayısıyla konuya değindiler; ama, biliyoruz ki, tarım büyümüyor, sizin üç yıllık iktidar döneminizde de, tarımın yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 1'in altında ve tarım, Avrupa ülkelerine göre, AB'ye göre son derece düşük destek görmekte ve sizin döneminizde, IMF'yle içine girmiş olduğunuz o kısıtlayıcı ilişkiler içinde, maalesef, tarım, çiftçimiz kendi kaderine terk edilmiş durumda. Bir anlamda, bir taraftan IMF, bir taraftan AB, bir taraftan da AKP Hükümeti, maalesef, tarımı bir kıskaç altına almış durumdalar. Bu böyle sürdürülemez tabiatıyla. Bugün tartışmakta olduğumuz bütçe, üç yıllık bütçenin birinci ayağını oluşturması nedeniyle de, önümüzdeki yılların bütçeleri, kesinlikle, tarıma yeni bir bakışla yaklaşmak zorundadır ve Avrupa Birliğinden gelmeyecek olan desteğin, o IMF'nin, dış borçların hızla geri ödenmesinin temelinde şekillenmiş olan ilişkilerin dışında, kesinlikle, tarımın korunması, desteklenmesi, geliştirilmesi, sadece tarımdaki gelirin artırılması bağlamında değil, verimliliğin ve dışa açık rekabetçi bir yapının oluşturulması zorunludur. Bu, 2006 yılı bütçesine yeterince yansımamıştır.

Değerli arkadaşlarım, geçenlerde, Hakkâri Valisi Ayhan Nasuhbeyoğlu, Hakkâri olayları aşamasında "işsizlik, ulaşım, sağlık, eğitim Hakkâri'de büyük bir sorun, AB fonları süratle aksın" dedi; böyle bir beyanı, basına yansıdı. Zannediyor ki Sevgili Valimiz, AB'yle müzakereler başladı, AB düğmeye basacak, Türkiye'ye paralar akacak. Yok böyle bir durum değerli arkadaşlarım.

AGÂH KAFKAS (Çorum)Akmaya başladı bile.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla)Bu müzakerelerin, her şeyi olumlu giderse, Türkiye, malî reformları AB'nin beklediği ölçülerde yerine getirirse, en erken 2014 yılında tam üyeliğe eğer ulaşırsa -ki, bu kısıtlamaları bir yana bırakarak ifade ediyorum- o zamana kadar Türkiye'nin eline geçebilecek olan, değişik anlamlarda, boyutlarda fonların toplamı 3-3,5 milyar doları aşamaz ve onların da, sivil toplum örgütleri, vesaire üzerinden birçok farklı alanlarda kullanılabilecek fonlar olduğunu düşünürseniz, yılda 300, 400, 500 milyon dolarlık bir fonun, kesinlikle, ne Doğu, Güneydoğu Anadolunun kalkınmasına ne de tarıma yönelik yapısal alanlara bir merhem olması söz konusu değil.

Değerli arkadaşlarım, bugün DAP, GAP, Yeşilırmak Havza Projesi, Karabük, Bartın, Zonguldak Projesi ve Doğu Karadeniz Projeleri, uzun yıllardır, Devlet Planlama Teşkilatı içindeki çalışmalar içinde projeye dönüştürülmüş; lafı var, kendi yok. Tabiatıyla, GAP'ı ayırıyorum; GAP, ayrı bir proje, yıllardır sürdürülmekte; fakat, GAP da ne yazık ki, giderek buraya aktarılan kaynaklar, fonlar sınırlandı; hâlâ hâlâ yeterince sulama kanallarının gereği yerine getirilememiştir, hâlâ çok düşük yüzde 60'lar düzeyindeki bir gerçekleşme oranıyla şu anda beklentileri karşılamış noktada değildir; ama, sorun onunla bitmiyor. Doğu Anadolu var. Doğu Anadoluya baktığımız zaman, bugün dünyada gelişmişlik endeksine göre, genel anlamda, 94 üncü sırada olan Türkiye'nin bütün illeri, 81 ili arasında kişi başına millî gelir veya sosyal gelişmişlik endeksine göre en geri kalmış illeri orada, içine Bayburt ile Gümüşhane de dahil olmak üzere.

Değerli arkadaşlarım, buraya kaynak aktarılması lazım. Buraya, bizim kendi bütçemizden; aynen Avrupa Birliğinin yeni bütçesiyle, on gün evvel kabul ettiği yeni bütçesiyle kendi doğu ülkelerine yaptığı gibi kaynak aktarılması lazım. Onlar, doğuya -geçen gün ifade ettim- göğüslerini, bağırlarını, sevgilerini açtılar, kaynak aktarıyorlar; bizim de kendi bütçemizden kendi kaynaklarımızı doğuya aktarmamız lazım, doğuya, güneydoğuya aktarmamız lazım. Bu arada, uygulamaya geçirilmekte olan yatırım indiriminin, Kurumlar Vergisinin kaldırılması karşılığı olarak, kaldırılmakta oluşu, en başta, doğuda, güneydoğuda Türkiye'nin gelişmekte olan yörelerinde, o yatırım ihtiyacına yönelik çok ciddî bir engeli oluşturacaktır. Zaten geçirilmiş olan, uygulamaya konmuş olan teşvik yasası yürümüyor, işlemiyor; onu baştan söyledik; gerçekten, sakat doğmuş bir yasa. Şimdi, siz, bunu da kaldırsanız, sadece arsa vererek, eğer oralarda yatırım olacağını zannediyorsanız, gerçekten yanılırsınız.

Değerli arkadaşlarım, Katılım Ortaklığı Belgesi, belirli hedefleri, belirli yaptırımları iki yıl içinde yerine getirilmesini hükümete bir görev olarak veriyor. Tabiî, bu görev vermeyi ben içime sindirmiyorum; bunlar, Türkiye'nin kendi ihtiyacı olarak yapması gereken konular. Bunlardan biri, köye dönüş projesini derhal iki yıl içinde uygulamaya geçirin diyor. Daha doğrusu, uygulamaya başlatılmış olan, şu anda sadece üçte 1'i yarım destekle bir şekilde ele alınmış olan köye dönüşün, 90'lı yılların başından, 89'dan beri 3 428 köy ve mezraı kapsayan; ama, özellikle köylere gönüllülük, güvenlik ve devlet desteği altında geri dönüşü sağlamanın gereğini yerine getirin diyor size. Bunu Türkiye'nin barışı için, bunu tüm bölgelerin refahının eşit düzeyde sağlanması için gereğini yapın.

Mağduriyetleri giderin diyor; 5 233 sayılı Yasa çerçevesi içinde sadece geçen sene sadece 8 000 000 dolar ayırdınız; bu sene gene yetersiz; gereğini yapın ve koruculuk sistemini kaldırın. Onu, geçici istihdam projesi içinde eritin.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, Katılım Ortaklığı Belgesinde, genel anlamda, bütçeyle, siyasetle ilgili çok temel iki ayrı öngörü var. Bunlardan biri siyasî etik yasası. Siyasî etik yasasını bu kürsüde defaatle dile getirdik, 1 numaralı Kopenhag'ın kriteridir bence, bizce, Cumhuriyet Halk Partisi açısından. O konuda Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Yüce Meclise sunmuş olduğu yasa teklifinin, maalesef, sizlerin oylarınızla raflara kaldırılmış olması büyük bir nakıstır, büyük bir eksikliktir.

İkincisi dokunulmazlık. Artık, bizim dilimiz kurudu bu konuda…

FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Maddeyle ne ilgisi var?!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla)Bu konuda söyleyecek başka şeyimiz kalmadı. Bu konuda gidecek yeriniz kalmadı. AB diyor ki, iki yıl içinde dokunulmazlığı Avrupa standartlarında kürsü dokunulmazlığıyla, düşünce ve ifade özgürlüğüyle sadece, sınırlayın ve dokunulmazlık, adî suçlara kalkan olmasın.

Değerli arkadaşlarım, halkımız, her hatanızı affedebilir, bunlar acemiydi deyip, görmezliğe gelebilir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

174 konuşma daha · 26 Aralık 2005

174 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook