İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 21. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Aile hekimliği pilot uygulaması hak.kan.tas.(ss : 680 )

Ali Arslan

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 21. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Kasım 2004 · 1.093 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Arslan (CHP), 24 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AİLE HEKİMLİĞİ PİLOT UYGULAMASI HAK.KAN.TAS.(SS : 680 )); konuşma 1.093 kelime.

Ali Arslan (CHP, Muğla). “Aile hekimliği pilot uygulaması hak.kan.tas.(ss : 680 )”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-arslan-22-2004-11-24-aile-hekimligi-pilot-uygulamasi-hak-kan-tas-ss-680 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Yasa Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlarken, Öğretmenler Gününde tüm öğretmenlerimize -Öğretmenler Gününü kutlarken- şükranlarımı, sevgilerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, sanıyorum, benden önceki konuşmacı arkadaşların hepsi de bahsettiler; Türkiye'deki sağlık göstergelerinin ne kadar olumsuz olduğunu, artık, sanıyorum, doktor olan olmayan herkes de, halkımız da öğrendi. Gerçekten, çocuk ölüm oranlarıyla, anne ölüm hızıyla, kişi başına düşen hekim sayısıyla, 1 000 kişiye düşen hekim sayısıyla, yatak sayısıyla, OECD ülkeleri içerisinde en kötü durumda olan ülkeyiz. Gerçekten, sağlık göstergelerimiz utanç verici boyutlarda.

Diğer taraftan, sağlık harcamalarına baktığımızda da, yine, kişi başına düşen sağlık harcamasıyla da, gayri safî millî hâsıladan sağlığa ayırdığımız pay oranıyla da, OECD ülkelerinin içerisinde en kötüsüyüz. Yani, sağlık sistemimizdeki hastalık belli. Bir hekim olarak söylüyorum, sağlığa para ayırmadığımız için sağlık göstergelerimiz de kötü. En az parayı biz harcıyoruz, sağlık göstergeleri en kötü olan ülke de biziz. Aslında, bunu belki de herkes biliyor; yani, bütçeden, yeterince, sağlığa pay ayıramadığımız için bu durumda olduğumuzu herkes biliyor; ancak, başka yerlerde çözümler arıyoruz. Sağlığa daha çok payı nasıl ayırırız, sağlık göstergelerimizi sağlığa para harcayarak nasıl düzeltirizi tartışmıyoruz, başka yerlerde çözüm arıyoruz; işte, sistem değişiklikleriyle uğraşıyoruz, sağlıkta dönüşüm projesi gibi gösterişli söylemlerle sağlık sorunlarımızın çözüleceğini sanıyoruz. Bu bana Nasrettin Hoca fıkrasını anımsatıyor.

Nasrettin Hoca, gece karanlığında parasını kaybetmiş; bir ışığın altına geçmiş ararken, geçenler sorar: "Hocam, ne arıyorsun?" Hoca "parayı kaybettim" der. "Nerede kaybettin" diye sorarlar; Hoca, karanlıkta bir yeri gösterir ve "orada kaybettim" der. "Niye burada arıyorsun" derler; Hoca da "orada nasıl olsa bulamayacağım ki" der.

Değerli arkadaşlar, son yirmi yıldan beri paramızı çarçur ettirmeseydik, bankaları hortumlattırmasaydık, kayıt dışındaki ekonomimizi kayıt altına alabilseydik, sanıyorum, bugün, hastanelerde yurttaşlarımız çile çekmeyeceklerdi; anne ölüm oranlarımız, bebek ölüm oranlarımız bu kadar kötü olmayacaktı; sağlık çalışanlarımız neredeyse yoksulluk sınırı altında, açlık sınırı altında ücret almayacaktı. Çözüm aslında belli; çözümü; yapılması gereken bu; ancak, biz, parıltılı söylemlerle aile hekimliği... Gerçekten, halkımıza çok sempatik, çok sıcak geliyor. Ben de Ortaca'da uzun yıllar serbest muayenehane hekimliği yapan bir pratisyen hekim arkadaşınızım. Aile hekimliğine benzer bir modelde doktorluk yaptım, başarılı olduğumu da sanıyorum ve o dönemlerde de, keşke, aile hekimliği bütün yurtta uygulanabilse diye arzu ederdim, bunun bir çözüm olduğunu düşünürdüm. Ancak, benim çalıştığım ilçe, Türkiye'deki gelir ortalamasının en yüksek olduğu ilçelerden bir tanesi, 5 000 doları, sanıyorum, çok geçen bir ilçe. Zaten, Dünya Sağlık Örgütü de, aile hekimliği gibi modeli gelir ortalaması 5 000 doların üzerinde olan ülkelere öneriyor. O açıdan, buraya gelirken, keşke, aile hekimliği konusunda iyi olsa falan diye düşünürken, Türkiye'deki çarpık gelir dağılımıyla karşı karşıya gelince, bunun çok da uygulanması mümkün olmayan bir model olduğunu düşünüyorum.

Ancak, nedense, AKP ve hükümet sözcüleri, Cumhuriyet Halk Partisinin Programını, Cumhuriyet Halk Partisinin sözcülerini, hatta, 224 sayılı Yasanın mimarı, bugünkü sağlık sistemimizin büyük adamı, sevgili -yeri gelmişken rahmetle anıyorum- Nusret Fişek'in bile sözlerini saptırarak, aile hekimliğine ya da bugün uygulanmak istenilen sağlıkta dönüşüm projelerine haklı bir dayanak aramaya çalışıyorlar.

Bakın, bu yasa görüşülürken, Sayın Bakan, Nusret Fişek'e ithaf ederek şöyle bir konuşma yaptı; ben, tutanaklardan aynen okuyorum: "Hakikaten, 1985'li yıllarda Prof. Dr. Nusret Fişek'in, sosyalizasyonun kurucusu olan Sayın Fişek'in ifadelerinde olduğu gibi, artık, çağdaş aile hekimliği, bugün, sağlık hizmetlerinin birinci basamakta gerçek anlamda verilebilmesi için olmazsa olmaz bir kaide haline gelmiştir."

Buna, bir süre ben de inandım; yani, Nusret Fişek böyle bir şey diyorsa doğrudur herhalde diye de düşündüm. Ancak, 1985 yılında Nusret Fişek ne demiş diye araştırdım; Nusret Fişek, sevgili hocamız, gerçekten aile hekimliği, işte, kolay ulaşılabilir olması, ailedeki torundan dedeye herkesi çok yakından tanıması, aşılamalarını yapması, tedavilerini yapması gibi birçok özelliğiyle çok parıltılı, gerçekten güzel; keşke olabilse, yapabilsek. Bunları anlattıktan sonra, Nusret Hoca aynen şöyle söylüyor -uzunca bir cümle, anlaşılması da biraz zorca olmuş- cümleyi de kitaptan okuyorum: "Bu biçim, çağdaş örgütlenmenin, az gelişmiş ülkeler için daha gerçekçi bir modeli sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesinde öngörülen sağlıkocaklarındaki ekip hizmetidir." Yani, hoca diyor ki, benim anladığım, birçok arkadaşımla da bu cümleyi defalarca okuduk; aslında, aile hekimliği, sağlıkocakları modelinin bir değişik varyasyonu, çok da farklı bir şey değil. Hoca doğru söylüyor. "Aile hekimliği daha çağdaştır; ancak, sosyalizasyon modeli geri kalmış ya da gelişmemiş ülkeler için geçerli bir yöntemdir" diyor hoca; "sosyalizasyon modelini terk edelim"demiyor; ama, Sayın Bakana sorarsanız, Nusret Hoca, yani, bu yasanın babası, bu yasayı Türkiye'ye getiren, uygulatan adam bile bu yasaya karşıydı anlamında ya da değiştirilmesi gerekir; artık, aile hekimliğine geçilmesi gerekir gibi anlamlar çıkarıyor; oysa, böyle bir şey yok.

Benzer sözleri, çok sevdiğim AKP'li bir milletvekili arkadaşım, yine, bu tasarının geneli üzerinde görüşme yapılırken, benim sözlerimi çarpıtarak, bu yasaya mesnet teşkil edilmesini sağladı. Ben, gerçekten, aile hekimliğine sıcak bakıyorum; keşke olabilse. Aynı milletvekili "Ankara Tabip Odasının Meclis önündeki eylemine gitti, aile hekimliğine karşı olan eyleme destek verdi" dedi.

Değerli arkadaşlarım, söylediğim gibi, aile hekimliği iyi; ama, gerçekten, gelir düzeyi yüksek, gelir dağılımı bozulmamış, bölgesel farklılıkların olmadığı ülkelerde uygulanabilecek bir sistemdir.

Diğer taraftan, ne zaman eylem yapmaya kalksa, ki, meslek örgütlerimizin sürekli yanında olmalıyız.

Zaten, 224 sayılı Yasanın Meclisteki görüşme tutanaklarını okuduğumda da, o zamanlar, 1961'de, Sevgili Nusret Fişek diyor ki: "Biz, bu yasayı hazırlarken tabip odalarıyla da görüştük." Ama, maalesef, bu tasarı -hatırlarsanız, ilk defa, geçtiğimiz temmuz ayında gündeme gelmişti- hiç kimsenin haberi olmadan, başka bir yasaya ekmadde olarak gelmişti. O günlerde, Meclis, büyük bir hatadan geri döndü, hızla geçmesi engellendi; böylece, komisyonlarda tartışma olanağını bulabildik ve bugün olgunlaştırmaya çalışıyoruz.

O dönemde de tabipler odası bir eylem yapmıştı, ben de o eyleme destek vermiştim. Neden; o arkadaşlarımız, zaten, Meclisin önüne ne zaman gelseler, polis kordonuyla etrafı sarılıyor, söz söyleme hakları bile ellerinden alınıyor; bu tasarı hakkındaki görüşlerini dile getirme olanağını hiçbir platformda bulamadılar, o açıdan kendilerine destek verdim, yaptıkları bütün eylemlere de destek veriyorum. Ancak, bu, aile hekimliğine karşı olduğum, aile hekimliğini beğenmediğim anlamına gelmez. Bu, bir alışkanlık haline geldi Adalet ve Kalkınma Partisinde, Cumhuriyet Halk Partisinin programlarını saptırmak, Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin söylediklerini saptırmak.

Değerli arkadaşlarım, sanıyorum sürem yetmeyecek; ancak, bir diğer maddede, yine, kişisel söz hakkımı kullanarak, görüşlerimi tamamlamak istiyorum. Eğer, 1999'da bankalar hortumlanırken, banka hortumcularının üzerine gidileceği yerde, Cumhuriyet Halk Partisinin Sevgili Genel Başkanı Deniz Baykal'ın üzerine gidilmese de banka hortumcularından hesap sorulabilseydi, banka hortumcularına "dur" denilebilseydi, bugün, belki de, sağlık göstergelerimiz bu kadar kötü olmayacaktı. O dönemde, o hortumcuların üzerine gideceğimize, Deniz Baykal'ın üzerine gittik, Cumhuriyet Halk Partisinin üzerine gittik. Bugün, alamayacağımızı açıkladığımız para 37 milyar dolar; bankalarda batırdığımız, geri dönüşü mümkün olmayan para, hepinizin bildiği gibi, 37 milyar dolar.

Değerli arkadaşlarım, 37 milyar dolar ne kadar diye bir düşünelim; 37 milyar dolar, Sağlık Bakanlığının bir yıllık bütçesinin 10 katı; yani, on yıllık sağlık bütçemize eşit parayı bankacılara hortumlattık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

36 konuşma daha · 24 Kasım 2004

36 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook