Aile hekimliği pilot uygulaması hak.kan.tas.(ss : 680 )
Denizli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 21. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Kasım 2004 · 1.478 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Uğur Neşşar (CHP), 24 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AİLE HEKİMLİĞİ PİLOT UYGULAMASI HAK.KAN.TAS.(SS : 680 )); konuşma 1.478 kelime.
Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli). “Aile hekimliği pilot uygulaması hak.kan.tas.(ss : 680 )”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2004-11-24-aile-hekimligi-pilot-uygulamasi-hak-kan-tas-ss-680 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben, sözlerime, Sayın Sağlık Bakanının geçtiğimiz bayramdan önceki Genel Kurulda gece geç saatlerde ve biraz önce yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonunda sarf ettiği, kullandığı bazı ifadelere yanıt vererek başlamak istiyorum.
Sağlık Bakanı ve AKP sözcüleri, 224 sayılı Yasaya ve Cumhuriyet Halk Partisi Programına ısrarla atıf yapmaktadırlar. Bunun nedenlerine zamanla daha çok gireceğiz; ama, şu anda, bu noktada, bu arkadaşlarımızın doğru yere baktıklarını; fakat, uygulamaya gelince bilgileri çarpıttıklarını söylemekle yetineceğim.
Biraz önceki konuşmacı arkadaşımın da çok güzel sunduğu gibi, postmodern pazarlamacılık teknikleriyle ve vücut diliyle sanki rüya gibi sunulan bu yaklaşımın aslında gerçeği yansıtmadığı ve demin bahsettiğim ifadelerin de, artık, hepimizin yakından aşina olduğu tipik bir AKP davranış biçimini ortaya koyduğu bilinmektedir. Diğer bir anlatımla, sunulan ile gerçekte yapılmak istenenin tümüyle farklı olduğu bir durum ortaya çıkmaktadır. Bunu bir örnekle açmak istiyorum. Sayın Başbakan geçtiğimiz günlerde, oligarşiyle mücadele ettiklerini ve edeceklerini söylemiştir. Oysa, Sayın Sağlık Bakanı, daha işbaşına gelir gelmez, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş boyutta bir kıyım ve oligarşik kadrolaşmayı başlatmış ve bugün de sürdürmeye devam etmektedir. Bunu, belgesiyle, kanıtıyla, Sayın Bakanın imzasıyla ortaya koyuyorum. Sayın Bakan, göreve geldiği ilk altı ayda, 20 daire başkanı, 57 hastane müdürü ve 197 başhekimi değiştirmiş, arkasından, Atatürk Eğitim Hastanesinde yasalar çiğnenmek pahasına yapılan atamalar gündeme gelmiştir. Sayın Bakan, daha sonra, eğitim hastanelerinde görev yapan binlerce asistanı oradan oraya sürmeye girişmiş ve bunu yaparken de, kendi Müsteşarı, Müsteşar Yardımcısı ve Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısını, bu başasistanları sürdüğü hastanelerin hiç gitmedikleri şeflik makamlarına, hiç hizmet vermedikleri şeflik makamlarına atamaktan hicap duymamıştır. İşte Sabahattin Bey, oturuyorlar; kendisi, Haydarpaşa Numune Hastanesinin Üroloji Klinik Şefidir. Atanan kişilerin belirli yörelerden gelmeleri ve AKP'nin belirli bir alt grubundan seçilmeleri de ayrıca dikkat çekicidir. Bu uygulamaları, acımasız bir AKP oligarşisinin devlet kurumlarını nasıl istila ettiğinin açık ve belgeli örnekleri olarak Sayın Başbakanın ve sizlerin takdirlerine sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan, geçmişten gelen ve bir türlü aşamadığı rövanş alma duyguları doğrultusunda sağlık sistemimizi belirli bir görüşün sahipleriyle doldurup onlarla yönettikçe, bu kişilerin sınırlı vizyonuna mahkûm olmuş ve bu nedenle, tartışma ve esneme yeteneğini yitirmiştir. Bu nedenle Sayın Bakan, uluslararası büyük sermaye tarafından önüne konan ve Türk sağlık sistemini belirli bir şablonun içerisine sokmayı amaçlayan programı körü körüne uygulamak durumunda kalmış, bunun sonucunda, sağlık alanında yetkin hemen herkesin haklı tepkisiyle karşılaşınca da zorlanmış, köşeye sıkışmıştır. Bu nedenle Sayın Bakan, eleştirilere tahammülsüz bir görüntü sergilemekte, kolayca polemiğe çekilmekte, kürsüden hiddetlenmekte; çıkışı da, meslektaşları ile sivil toplum örgütlerine haksız yakıştırmalarda bulunmakta aramaktadır. Bakanın bu amaçla kullandığı "bıçak parası" söyleminden siyasî çıkar beklediğini üzülerek müşahede ediyorum.
Sayın milletvekilleri, öncelikle Sayın Bakanın, birçok Türk hekiminin sıcak, yumuşak ve sevecen kimliğinden ve bir akademisyenin özeleştirel, sorgulayıcı, dinamik, esnek ve özgür aklından, yanlı ve önyargılı, düzene teslim olmuş, dahası, düzenin bayraktarlığına soyunmuş sıradan bir siyasetçi tipine dönüşmekte olabileceği kaygısının beni ne kadar üzdüğünü dile getirmek istiyorum.
Sayın milletvekilleri, sağlık sistemimizin bozuklukları arasında hekimlerin hataları elbette vardır ve bıçak parası konusu, Cumhuriyet Halk Partisinin Programında da yer alan ciddî bir problemimizdir. Ancak, bu konuyu, rüşvet ve yolsuzluk sadece sağlık sektöründe varmış gibi, siyasî hesaplarla ve ısrarla gündemde tutarken, Sayın Bakan çok dikkatli olmak zorundadır. Sayın Bakan, kelimelerini seçerken, içerisinde yer aldığı kabinenin bazı bakanlarının, eski genel başkanlarının mahkûm olduğu suçlardan günün birinde mutlaka yargılanacağını, üyesi bulunduğu siyasî partinin birçok milletvekilinin de nitelikli zimmet, ihaleye fesat karıştırma ya da görevini kötüye kullanma gibi bıçak parası suçlamalarından -herhalde kabul edebiliriz değil mi Sabahattin Bey, ihaleye fesat karıştırmayı bıçak parası olarak- töhmet altında olduklarını ve yargıdan kaçmak için de bu kutsal çatıyı kullandıklarını unutmamalıdır.
Sayın milletvekilleri, bir ülkenin sağlık hizmetlerinin, ülkenin kendi coğrafî, demografik ve ekonomik özelliklerine göre, o ülkeyi bilen uzmanlarca oluşturulması ve o ülkeye özgün bir modele göre planlanıp sunulması gerekmektedir; yani, ne Dünya Bankası projesinin ne de TÜSİAD'ın rapor hazırlattığı Johns Hopkins Hastanesi Merkezinin Türkiye'ye model biçmesi ve bunda başarılı olması söz konusudur. Bu nedenle, Dünya Bankası projeleri yirmi yıldır tekrar tekrar hükümetlerin programlarına konulmuş; ama, bir türlü uygulamaya geçirilememiştir.
Buna karşılık, kırk yıldır sağ iktidarlarca horlanan ve bilerek işletilmeyen 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Yasa, kendi uzmanlarımızca ve kendi koşullarımıza uygun olarak hazırlanmış olduğu için, hâlâ, gündemde yerini korumaktadır. Sayın Bakan, bu nedenle sıkıştıkça bu yasaya atıf yapmakta, kendisini bu yasanın arkasına saklamaya çalışmaktadır.
Ben, bu gerçekleri Dünya Bankasının Proje Koordinatörüne anlattım, kabul ettirdim; ama, maalesef, Sayın Bakana anlatamadım. Yani, Dünya Bankasının Meksikalı uzmanının anladığını, yaşamı Van-Erzurum ekseninde geçmiş Sağlık Bakanı ve Bakanlık kadroları, maalesef, anlamamıştır.
Gerçekten de, bunu kanıtlarcasına -özellikle doktor arkadaşlarım için söylüyorum, yukarıdaki Finlandiya konusuna geliyorum- Sayın Bakan, dün yapılan bir bilimsel toplantıda ve bugün, yukarıda, sağlıkta dönüşümü anlatırken, sağlığa kişi başına 1 850 dolar para harcayan, yurttaşlarının yüzde 100'ünü, kırsalda dahi, temiz içmesuyu ve sanitasyona kavuşturmuş, bebek ölüm oranlarını binde 4'e çekmiş, aşılama oranlarını yüzde 100'e çıkarmış, sıtmayı yok etmiş, tüberkülozdan ölümü neredeyse ortadan kaldırmış ve bunu sosyalizasyonla yapmış 5 000 000'luk Finlandiya'yı, Türkiyemizde uygulayacağı modele örnek gösterme cüretini gösterebilmektedir. Bu da, onun, ülke gerçeklerini ne kadar yadsıdığını ve kendi tabiriyle -bu tabiri de dün kullandı, çok hoşuma gitti- ülke gerçekleriyle nasıl bir dijital ayrışma içerisinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ben, çok şükür, henüz bu ayrışmayı yaşamadığım için, dün akşam bu bilgileri internetten indirdim.
Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın, aile hekimliği diye sunduğu yaklaşım tümüyle yabancı kökenli, ülke gerçekleriyle uyuşmayan, ülkeyi tümüyle kapsama yeteneğinden yoksun, sosyal hiçbir yaklaşım getirmeyen ve finansal olarak da sürdürülebilir olmayan bir modeldir. Bu model, yalnızca, sağlık sektörü etrafında dönen büyük parasal potansiyelin neoliberal paylaşım dinamiklerini belirlemeye yöneliktir. Bu model, sağlığı anayasal hak olmaktan çıkarıp bireysel hizmet alım-satımı durumuna getirmektedir. Bu model, sağlık hizmetlerini kamu görevi olmaktan çıkarıp piyasalandırmayı amaçlamaktadır.
Sayın milletvekilleri, bu maddeyle yapılan aile hekimi tanımı, 224 sayılı Yasada yapılan ocak hekimi tanımlamasına benzetilmeye çalışılmıştır. 224 sayılı Yasayla tanımlanan sağlıkocağı hekimliği, kapsayıcı ve sürekli hizmeti, entegre ve etkin biçimde işletilen bir sevk zinciri içerisinde -bilmeyenler için söyleyeyim, sevk zinciri, Bakanlığın kırk yıldır uygulamak zorunda olup uygulamadığı bir durumdur- ve takım çalışması anlayışıyla sunmayı amaçlamaktadır. Bu felsefenin 21 inci Yüzyıl ve kentsel yaşama uzanması düşünülmüş olan aile hekimliği modeli ise, kent tipi sağlıkocaklarında, bütçe kaynaklarıyla finanse edilen, ücretsiz bir kamu hizmeti olarak öngörülmüştür.
Bu tasarıda anılan aile hekimi anlayışı ile Sayın Bakanın ısrarla, çarpıtarak sunmaya çalıştığı aile hekimliği anlayışı birbirleriyle taban tabana zıttır. Bu nedenle, elinizdeki yasa tasarısında, içerik bakımından birçok çelişkiler bulunmaktadır.
Sayın milletvekilleri, tasarıda yer alan söz konusu çelişkiler iki başlık altında açıkça toplanabilir, ortaya konabilir. Bunlardan ilki, ücretsiz sunulacağı ifade edilen aile hekimliği pilot uygulaması ile ileride geçileceği belirtilen genel sağlık sigortası uygulaması arasındaki çelişkidir. Diğeri ise, kamu hizmeti anlayışıyla bağdaşmayan ve ülkemizde emsali olmayan, 3 üncü maddede değineceğim, yepyeni bir sözleşmeli personel statüsünün bu tasarıyla ihdas edilmeye çalışılıyor olmasıdır.
Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın uygulamayı amaçladığı aile hekimliği yaklaşımı, yukarıda anlattığım entegre hizmeti bireysel baza indirgeyen ve özel muayenehane düzeninde sunan bir sistemdir; dikkatinizi çekiyorum. Yani, muayenehaneleri kapatmakla övünen Sayın Bakan, onbinlerce yeni muayenehaneyi bu yasayla açmak için hesaplar yapmaktadır. İlk başta sözünü ettiğim o akıl almaz kadrolaşmanın buradaki yansımalarını da, bu yasa eğer günün birinde uygulamaya geçerse, hep birlikte göreceğiz.
Sistemin finansmanı ise, hasta başına para ödeyen sigorta anlayışına göre sağlanmaya çalışılacaktır.
Sayın milletvekilleri, hasta başına prim ödeyen sistemlerin sağlık harcamalarını artırdığı ve hekimleri koruyucu hekimlikten çok tedavi edici hizmetlere yönlendirdiği bilinmektedir. Bu model, koruyucu hekimlik ağırlıklı birinci basamak anlayışına hiç uymadığı gibi, ekonomik anlamda da sürdürülebilir değildir. Bu nedenle, genel sağlık sigortası bazlı bireysel aile hekimliği yaklaşımları, uygulandığı tüm ülkelerde ciddî finansal sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bunu da Sayın Müsteşar çok iyi biliyorlar. Bugün, Avrupa'da bu sistemleri uygulayıp zarar etmeyen bir tane sigorta kuruluşu gösteremezsiniz.
Sayın milletvekilleri, bu noktada, CHP programına yapılan atıflar nedeniyle, sağlıktaki sigortacılık anlayışımıza kısaca değinmek istiyorum. Bunu, SSK hastaneleri konusu gündeme geldiğinde daha derinlemesine tartışacağız.
CHP Programında, sağlık bir hak, sağlığın korunması da bir kamu görevi olarak tanımlanmıştır. Hastalıktan değil, sağlığın korunmasından söz ediyoruz. Bu nedenle, CHP Programında, sağlığın sigortalanması konusunda, ulusal bir sosyal güvenlik modeli içerisinde, toplumsal dayanışma esaslı, herkesin gücü oranında katkı koyduğu ve fakat, gereksindiği zaman ve gereksindiği oranda hizmeti, prim ödeyip ödemediğine bakılmaksızın, kesiksiz alabildiği, hakkaniyetli bir sistemden söz edilmektedir. Oysa, sizin getirdiğiniz genel sağlık sigortası, herkesin bildiği gibi, tümüyle bireysel baza dayanan, herkesin ödediği oranda hizmet aldığı ve ödediği kadar hizmet aldığı, en başta -daha, gazetelerde çıktığı ve ilan ettiğiniz üzere- prim ödemeleri kesildiğinde hizmetin de kesileceği -bunu, bilmeyen arkadaşlarımız için söylüyorum; sakın, prim ödeyemeyenlerin primlerini devlet ödeyecek yaklaşımıyla lütfen karıştırmayın; burada, bugünkü Bağ-Kurlunun durumunda olan; yani, prim öderken, üç aydır işleri kötü gitmiş, birkaç aydır primini yatıramamış orta halli esnafın ve o grupta anılabilecek insanların primlerini ödemedikleri takdirde hizmetlerinin kesileceği- dar bir temel teminat paketi içerisine sıkıştırılmış hastalık sigortacılığı anlayışıdır. Biz bunu reddediyoruz; çünkü, düzenli prim toplayamayan bir ülkede, bahsettiğiniz genel sağlık sigortasını uygulama olanağınız yoktur; çünkü, 15 000 000 yurttaşın günde 2 dolarla geçinebildiği bir ülkede prim toplama şansınız olamaz; çünkü, vergi ve primlerin sadece bordro mahkûmlarından toplandığı bir ülkede "genel sağlık sigortası" adı altında toplanan primler, sistemi dar ve sabit gelirlilere finanse ettiren ekvergilerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 24 Kasım 2004