İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 112. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sağlık hizmetleri temel kan.,sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair kan.tas.( s.sayısı : 934 ) (doktorlara mecburi hizmet hk.)

Ali Arslan

Muğla Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 112. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Haziran 2005 · 1.852 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Arslan (CHP), 15 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KAN.,SAĞLIK PERSONELİNİN TAZMİNAT VE ÇALIŞMA ESASLARINA DAİR KAN.TAS.( S.SAYISI : 934 ) (DOKTORLARA MECBURİ HİZMET HK.)); konuşma 1.852 kelime.

Ali Arslan (CHP, Muğla). “Sağlık hizmetleri temel kan.,sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair kan.tas.( s.sayısı : 934 ) (doktorlara mecburi hizmet hk.)”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 15 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-arslan-22-2005-06-15-saglik-hizmetleri-temel-kan-saglik-personelinin-tazminat-ve-calisma-e (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ile 2 milletvekilinin, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde, oldukça uzun bir adı olan 934 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan yasayla… Başlığı çok uzun; ama, üç dört alanda düzenleme yapan bir kanun. Birisi, iki yıl önce, yaklaşık yirmiüç ay önce bu Meclis tarafından kaldırılan, 12 Eylül yasalarından birisi olan, 12 Eylülün daha bir yıl dolmadan çıkardığı, 1981 yılının sekizinci ayında çıkan, hekimlere zorunlu hizmet getiren yasayı, biliyorsunuz, yirmiüç ay kadar önce kaldırmıştık ve hepimiz çok sevinmiştik. Bu yasayla, hekimlere, maalesef, bu Meclis, sevinerek kaldırdığı zorunlu hizmet görevini yeniden vermek üzere karar alacak biraz sonra. Dilerim almaz; ama, öyle görünüyor.

Bir diğeri, nöbet tazminatı verilmesiyle ilgili, sağlık çalışanlarına, nöbet tazminatı verilmesiyle ilgili, ki, biz de son derece olumlu karşılıyoruz.

Bir diğeri de, il sağlık müdür ve yardımcılarının, başhekimlerin ve başhekim yardımcılarının muayenehanelerini kapatmalarıyla ilgili; yani, tamgün çalışmalarıyla ilgili bir düzenleme. Ne derece doğru, tartışılabilir. Gerçi bu konuda birtakım sıkıntılar var; ama, düşünün ki, siz, başhekim yaptığınız ya da il sağlık müdürü yaptığınız bir doktor arkadaşımıza muayenehanesini kapattırdınız, üç ay sonra da, size göre kişnemedi, "at sahibine göre kişner" derler, size göre tavır almadı ve "haydi kardeşim, başhekimliği bıraktırıyorum sana" dediniz; ne yapacak o başhekim?! Doğruluğu tartışılabilir bir yasa.

Bir diğeri de, acil teknisyen ve teknikerlerin acil durumlarda, hastaneye gelene kadar hastalara, yaralılara müdahale etme hakkının verilmesini düzenliyor.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce, konuşmamın başında da söylemeye çalıştım; bu yasanın aslında en çok tartışılan, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye'deki hekimler olarak, Türkiye'deki hekim örgütleri olarak bizi isyana sürükleyen, bu yasaya itirazımızı yükselten bölümü, hekimlere zorunlu hizmet getiren düzenlemeler.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, insan, bir dram mıdır, bir komedi midir, karar vermekte zorlanıyor. Biraz sonra, yasa kaldırılırken kimler, neler söylemiş, sizlere tutanaklardan okumaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, bundan iki yıl kadar önce, 24.7.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4924 sayılı Kanunla, 2514 sayılı 12 Eylül ürünü kanunun kaldırılmasına, hep birlikte, coşkuyla, o dönemde söz alan değerli meslektaşlarımız Nurettin Sözen, Mustafa Özyurt Hocamız, Cevdet Erdöl Hocamız, sevgili doktorumuz Muzaffer Kurtulmuşoğlu, hepsi müjdeyle Sayın Bakana teşekkürlerini iletmişler, şükranlarını iletmişler, tüm hekimler, meslektaşlarımız adına; Sayın Bakan da... Gerçekten, o dönem için övünülecek bir yasaydı o; biz de kendisini takdir etmiştik. Mesela, daha yasa komisyonda görüşülürken, Türk Tabipler Birliği Kongresine gidiyor. Türk Tabipler Birliği Kongresinde, başkan, bir konuşma yapıyor ve henüz yasalaşmadığı için zorunlu hizmeti kaldıran bu yasadan bahsetmiyor; Sayın Bakan, başkana sitem ediyor. Konuştukları aynen şöyle: "Hizmeti yerine ulaştıramadığımız bölgelerde 'zorunlu hizmet' diye bilinen uygulamalar yerine 'gönüllü hizmet' esasını getirmeye çalışıyoruz" diyor Sayın Bakan. "Değerli Meslektaşlarım, Sayın Birlik Başkanımızın, 59 uncu Cumhuriyet Hükümetimizin, hekimlerimiz için uygulanmakta olan mecburî hizmetin kaldırılmakta olduğu müjdesini vermesini beklerdim; o vermediği için ben veriyorum." Müjde veriyor Sayın Bakan, iki yıl önce. "Sağlık Komisyonundan geçirdiğimiz yasa tasarısında, şu anda, Türk hekimlerinin üzerinde, maalesef, son derece olumsuz bir uygulama olarak süren zorunlu hizmeti kaldırıyoruz." Müthiş, gerçekten müthiş!..

Bu yasa görüşülürken, komisyonda -ben de o komisyon üyesiyim- Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız, bu zorunlu hizmet kaldırıldı; ama, kısaca adıyla "çakılı personel" denen sözleşmeli personel uygulaması yerine getirildi... Biz o dönemde öneri getirmiştik. Ben 1978 mezunuyum. Mezun olunca, o dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Sayın Mete Tan döneminde bir yasa getirilmişti. Yasa, "tam gün yasası" diye bilinen bir yasa. Mezun olan bütün doktorlar -ki, hekim arkadaşlarımız bilir; hocam bilirsiniz, o dönemde doktorluk yaptınız. Sayın Bakan 1960 doğumlu, benden 5 yaş küçük, sanıyorum o döneme yetişemediği için olayı bilmiyor; ama, bilen hekim arkadaşlarımız vardır- o dönemde, tıp fakültelerini bitiren bütün doktor meslektaşlarımız, tam gün yasasıyla görev alabilmek için, doğuda, güneydoğuda, nereye gönderirlerse görev alabilmek için sıraya girmişlerdi. Ben öyle biliyorum, yaşadım bunu, kendim de olayın içindeydim. O dönemde, Muş milletvekili… Sayın Bakan, bu olayı şeyde anlatıyor, komisyonda geçen konuşmaları, Türk Tabipler Birliği Merkez Kurultayında anlatıyor. Cumhuriyet Halk Partililer olarak "kardeşim, biz eleman temininde güçlük olan yerlerde, geçmişimizde, işte, Mete Tan döneminde, tamgün uygulamasıyla sorun çözülmüştü, başka reçete aramaya gerek yok. Mete Tan'ın getirdiği yasaya benzer yasayla, yani Tamgün Yasasına benzer bir yasayla bu sorunu çözersiniz" demiştik. O sırada Muş Milletvekili olan komisyon üyesi bir arkadaşımız…

Bakanın Kurultaydaki konuşmalarından okuyorum. CHP'lilerin itirazı üzerine "hangisini getirelim dedik" diyor. Biz de demişiz ki: "Türkiye'de Tamgün Yasası vardı 1980 öncesi, o zaman bu mesele çözüldü." Bugün milletvekili olan arkadaşlarımızdan birisi, son derece ilginç bir tespitte bulundu. Bu arkadaşımız Muş Milletvekili ve doktor. Diyor ki: "1980 yılında bu Tamgün Yasası yürürlükte iken, ben Muş'ta hizmete başladım." Üçüncü hekim olarak hizmete başlamış arkadaşımız. "Hastanede mi üçüncü hekim" diye sorduk, "hayır, Muş'ta üçüncü hekimim" demiş. Tabiî, gülüşmeler ve Cumhuriyet Halk Partili bu öneriyi getiren arkadaşımızla da hafif alay etmeler oldu o dönemde, iyi hatırlıyorum. "Yani, geçmişte yapılan uygulamalarla başarılı olduk dediğimiz noktalar bunlardır. Aslında, itiraf edelim ki, bugüne kadar bu bölgelerde hiç başarılı olamadık. Zorlamalarla herkese, çalışana da çalışmayana da aynı şeyi uyguladık" diyor Sayın Bakan.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu konuşmayı ben iki yıl sonra öğrendim; keşke orada olsaydım.

Bugün, Muş Sağlık Müdürlüğünü aradım; dedim ki: Muş'ta, 1978'de Tamgün Yasası çıkmadan önceki hekim sayısı ile 1981'e kadar, Tamgün Yasasının uygulamasıyla hekim sayısında bir artış oldu mu olmadı mı? Yani, 1980 yılında Muş'ta, sevgili arkadaşımız göreve başladığında gerçekten 3 doktor mu vardı?..

Biliyorum, Sayın Bakan, gerçekten, çok enerji harcıyor. Eline Dünya Bankasının hazırladığı bir reçete verildi, bu reçeteyi Türkiye'ye adapte edebilmek için gecesini gündüzüne katıyor, bürokratlarıyla bir çözüm bulmaya çalışıyor. Bu açıdan kendisini takdirle karşılıyorum; ancak, Muş Sağlık Müdürlüğünün bana verdiği bilgi çok enteresan. Sağlık Müdürlüğünde çalışan yetkili arkadaşlarımız "1981 yılında Muş'ta 19 sağlıkocağı vardı, 19'unda da doktor vardı" diyor. İçinizde Muş Milletvekili arkadaşımız, henüz bu salonda var mı yok mu, bilmiyorum; ama, bana, devletin bugün görev yapan resmî görevlilerinin verdiği bilgi bu.

1981 yılında Tamgün Yasası kalktığında, o yasayla hekimlere, iş güvencesini engelleyen bir hüküm yoktu; o yasayla hekimlere, gerçekten geçinebilecekleri, onurluca yaşayabilecekleri bir ücret veriliyordu ve 657'ye tabi devlet memurlarının yasal güvencelerine sahipti bu arkadaşlarımız ve yine, Muş'taki Sağlık Müdürlüğündeki görevlinin bana verdiği bilgiye göre, hiçbir sağlıkevinde ve sağlıkocağında, 1981 yılında, Tamgün Yasası kaldırıldığında, ebe eksiğimiz yoktu, hepsinde ebemiz vardı.

Sayın Bakan büyük gayret sarf ediyor bildiğim kadarıyla, dünyanın her ülkesini neredeyse dolaştı; Küba, Finlandiya, Bulgaristan; gitmediği ülke kalmadı; sağlıkta dönüşümü Türkiye'ye uyarlamaya çalışıyor.

Benim Sağlık Bakanına buradan bir önerim var: Ne olur, şu Tamgün Yasası uygulamasının sonuçlarını bir araştırsın; taa Küba'lara kadar gitmesine gerek yok, Muş'a kadar bir gitsin. 1981 yılında Tamgün Yasasına son verildiğinde, bugün eleman temin etmek için yasa üstüne yasa çıkardığımız, zafer edalarıyla, zafer nidalarıyla çıkardığımız yasaları, iki yıl sonra, yeniden geriye götürmek zorunda olduğumuz bir dönemde, Sayın Sağlık Bakanı ülke ülke dolaşacağına, şu Muş'a kadar bir gitsin, Tamgün Yasası olayı nasıl çözmüş, bugün eleman temin etmek için çıkardığımız yasalara hiç gerek kalmayacağını, Tamgün Yasasına benzer bir yasayla, hekimlere, iş güvencesi olan, insan gibi yaşayacakları ücret verebilen bir yasayla, bugün doktor, hemşire, sağlık çalışanı gönderemediğimiz yerlere nasıl hekimlerin akın akın gideceğini görsün.

Değerli arkadaşlarım, yani, elimize bir ithal reçete verilmiş, tam bir şaşkınlık içinde, ne yapacağımızı şaşırdık. Acemi fırıncı misali, su katıyoruz cıvık oluyor, un katıyoruz katı oluyor, tekrar su katıyoruz, bize üç ekmek lazımken, oluyor üçyüz ekmek elimizde; buna benzer bir model bu.

Bakın, yine, geçtiğimiz günlerde… Bir başka saptamam da var benim. Sağlık Bakanlığı bir âdet haline getirdi -geçtiğimiz gün komisyonda da söyledik- Meclis tam kapanma noktasına geldiğinde, Sağlık Bakanlığı, alelacele, yangından mal kaçırırcasına, konuyla ilgili sivil toplum örgütleriyle görüşme gereği bile duymadan, duymaya vakti de yok -mutlaka vardır- bütün yasaları neredeyse temmuz ayının başında ya da haziran ayının sonunda getiriyor. Geçtiğimiz yıl, biliyorsunuz, Sağlık Bakanlığının kullanılmayan binalarının satışıyla ilgili bir yasa vardı. Yasanın kendisi, iki üç satırlık bir yasaydı. Sağlık Bakanlığı -kaç sayfa olduğunu şimdi hatırlamıyorum; ama- neredeyse bir kitap kalındığındaki Aile Hekimliği Yasasını ekledi arkasına ek madde olarak, son günlerde Meclisten çıkarmaya çalıştı. Allah'tan, Meclis, son derece duyarlı davrandı- AKP'li arkadaşlarımıza teşekkür ederim- o yasa, o dönem, yani, tartışılmadan bu olmaz, bir tartışalım, bize zaman verin dediler, geri çekildi; ama, sonra, geçtiğimiz aralık ayında -Düzce İlinde- bir ilde pilot uygulama yapılmak üzere Aile Hekimliği Yasasını çıkardık. Acele çıkardık yine; aralık ayının son günleriydi, uygulama tarihi 2005'in ocağında başlayacaktı. Yani, Düzce'de, 2005 yılının başında pilot uygulama başlayacaktı aile hekimliğiyle ilgili, 2005 yılında bu il sayısı, yanılmıyorsam, 5'e çıkarılacaktı, 2006 yılında da hedef bütün Türkiye'de aile hekimliğini uygulamaktı.

Değerli arkadaşlarım, araştırma yaptım, ne oldu, ne âlemde, acaba Düzce'deki aile hekimliği uygulamaları ne oluyor diye -belki, içinizde bilenler vardır- bir kere, aile hekimliği pilot uygulamasının adı değişmiş. Biz, buradan, pilot uygulama diye çıkardık "prepilot" olmuş "prepilot uygulama" olmuş; ama, uygulama yok gene ortada, sadece, adıyla ilgili bir çalışma yapılmış. Düzce'de uygulanacak aile hekimliği pilot uygulamasının adı "prepilot uygulama" olmuş. Sanıyorum, Düzce'nin bir sokağında falan uygulanacak; öyle gibi görünüyor, prepilot uygulama olduğuna göre…

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin AKP'si üzerinde değişik spekülasyonlar yapıldı, işte alacakaranlıklar, AKP midir, AK Parti midir falan filan diye; ama, AKP'den şu sağlıktaki uygulamalara baktığımızda, herhalde "aklı karışık parti" anlamı çıkıyor. Gerçekten, dram mıdır, komedi midir, ben karar veremedim; ama, şunu biliyorum, o açıdan üzülüyorum da; Sağlık Bakanı, gerçekten, gece-gündüz çalışıyor, gece saat 2'de 3'te, bakıyorsunuz, Sağlık Bakanlığının ışıkları yanıyor; ama, ne için uğraşıyorlar, boşu boşuna… İşte, bakın, iki sene önce, Sağlık Bakanının, Mecliste, bu yasayla ilgili söylediklerini tutanaklardan okuyayım size…

AHMET YENİ (Samsun)Alacakaranlıktan aydınlığa çıkacak, her konumda.

ALİ ARSLAN (Devamla)Sağlıkta karışık aklınız, gerçekten karışık.

AHMET YENİ (Samsun)Orası da aydınlığa çıkacak.

ALİ ARSLAN (Devamla)İnşallah, temennimiz o.

Bakın, iyi şeyler yaptığınızda teşekkür ediyoruz biz. Yine, isterseniz, Sayın Bakandan önce, milletvekili arkadaşlarımızın bu yasayla ilgili söylediklerini tutanaklardan okuyayım size; doğru olanları takdir ediyoruz biz.

Bakın, Nurettin Sözen Hocamız ne demiş; demiş ki: "Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyı irdelerken, öncelikle uzun zamandan beri iptalini beklediğimiz 21.8.1981 tarihli 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanunun iptal edilmesi dolayısıyla Sağlık Bakanımıza teşekkürlerimizi sunuyorum." Yani, biz, güzel şeyler yaptığınızda teşekkür ediyoruz. Sadece Nurettin Hoca değil, biraz önce isimlerini söyledim, o yasa üzerinde söz alan bütün arkadaşlarım, Sevgili Mustafa Özyurt, Sevgili Muzaffer Kurtulmuşoğlu, Sevgili Mehmet Neşşar, hepsi de teşekkür etmişler.

Bakın Cevdet Erdöl de bir konuşma yapmış. Sevgili Başkanımız Cevdet Erdöl'ün, Sağlık Komisyonu Başkanımızın kendisini seviyorum, takdir ediyorum; ama, kusura bakmasınlar, siyasette bazen böyle oluyor işte; konuştuğunuz bir laf, ki, Sayın Sağlık Bakanının çok sık yaptığı bir şey; işte, Deniz Baykal nerede ne demiştir, çıkarır gelir, onun üzerine siyaset yapmaya çalışır. Ama, bu, Meclis tutanakları, yani, öyle ezbere şey olanlar değil.

Sayın Erdöl diyor ki: "Bizler, kırk yıl gerisini değil -ne güzel, geriye bakmıyor yani- yüzkırk yıl ilerisini düşünen bir toplum istiyoruz ve bunları bize bu kanunla sağlayan Sayın Bakanı, bürokratlarını ve emeği geçen herkesi kutluyorum." Sayın Erdöl, yüzkırk yıl ilerisini görmeyi amaç edinen parti, iki yıl sonrasını göremiyor, iki yıl sonra, yaptığınız şeyden vazgeçiyorsunuz! Düğünle, bayramla kaldırdığınız mecburi hizmeti, bugün, yaz günlerinde, bugünlerde, hekimlerimiz, çocuklarımız okullarını bitirmek üzereyken, daha bitirmesine bir hafta on gün kala, tekrar geri getiriyorsunuz. Nerede yüzkırk yıl ilerisini görmek?! Keşke, iki yıl ilerisini görebilseydiniz de, bu yasayı o zaman kaldırıp, insanlara, hiç olmazsa, bir umut vermeseydiniz!

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

29 konuşma daha · 15 Haziran 2005

29 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook