2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)
Muğla Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 40. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Aralık 2009 · 1.112 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Arslan (CHP), 23 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.112 kelime.
Ali Arslan (CHP, Muğla). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-arslan-23-2009-12-23-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 20’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada ciddi bir bütçe görüşmesi yapıyoruz, Sayın Bakana da aslında inanmak da istiyoruz ama bakın, daha üç dakika, dört dakika olmadı, Sayın Bakan bir rakam verdi: “Türkiye’de yoksulluk sayısının, nüfusun yüzde 6,5’u…” Değil mi Sayın Bakan?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Yüzde 6,8…
ALİ ARSLAN (Devamla)Yüzde 6,5’u… Bakın, bu, 2009 yılı Türkiye İlerleme Raporu, Avrupa Birliğinin. Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bastırmış, devletin bir yayın organı yani. Oradan bir cümle okuyorum size: “Türkiye nüfusunun yüzde 18,56’sı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.” Şimdi, gerçekten böylesine önemli bir konu görüşülürken ciddi olmak lazım, doğru rakamlar vermek lazım. TÜİK’in belki de siparişle hazırlanan rakamlarının arkasına sığınıp pembe tablolar çizmemeye çalışmak lazım.
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep)Yüzde 27’den düştü yüzde 18’e.
ALİ ARSLAN (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bakın, bu, Başbakanlığın bir yayını. O zaman ben, Sayın Bakanın bu bütçe görüşülmeye başladığından beri TÜİK’in verdiği rakamlara sığınıp verdiği bütün rakamların gerçeği yansıtmadığına inanmak istiyorum, inanıyorum. Bu çelişkiden bizi kurtarmasını da Sayın Bakandan bekliyorum.
Değerli arkadaşlarım, iki gün sonra Türkiye'nin 2’nci Cumhurbaşkanı, Kurtuluş Savaşı’nın en büyük kahramanlarından birisi, çok partili siyasal yaşama geçişimizi sağlayan, Lozan’da Türk heyetinin başkanlığını yapmış Değerli Devlet Adamı İsmet İnönü’yü 36’ncı ölüm yıl dönümünde anacağız. Değerli arkadaşlarım, “Lozan” deyince, İsmet İnönü’nün Lozan’daki yaşadıklarından bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sanıyorum bugün içinde bulunduğumuz durumdan nasıl kurtulacağımızın reçetesi de orada yatıyor: “Bir akşam –hatıralarında yazıyor İsmet İnönü’nün- Lord Curzon’la bir de Amerika Temsilcisi Mister Child’le beraber oturduk.“ diyor. Lord Curzon kızıyor İsmet İnönü’ye, diyor ki: “Ya ne söylersek kabul etmedin. Boğazlar meselesini kabul etmedin, ‘Osmanlının borçlarını kabul et.’ dedik, kabul etmedin, ‘Ermeni meselesini çözelim.’ dedik, kabul etmedin,‘Azınlıklar sorununu kabul et.’ dedik, etmedin. Musul, Kerkük’te sorun çıkarıyorsun. Yani ne söylersek kabul etmedin. Ama bak, sen Türkiye’yi yarın imar edeceksin, sana para lazım.” diyor. “Parayı nereden bulacaksın?” diyor. “Bu kabul etmediklerini tek tek yazdık, cebimize koyduk Mister Child’le, Amerika temsilcisiyle beraber. Cebimize koyduk.” diyor. “Yarın bizden para istemeye geleceksin, diz çökeceksin önümüze.” diyor. Gerçi diz çökme deyince benim aklıma Hikmetyar’la Başbakan geliyor ama. “Diz çökeceksin.” diyor ve “Bu cebimize yazdıklarımızı sonra sana o gelip diz çöktüğünüzde para istemeye geldiğinde tek tek çıkaracağız.“ diyor.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten de yakın siyasal tarihimize baktığımızda tek tek çıkarıyorlar ceplerinden. İşte bu kürsüye geldi Amerika Başkanı Obama, cebinden çıkardı, dedi ki: “Lozan’da İsmet İnönü’nün kabul etmediği şu Ermeni işini, Kürt meselesini, azınlıklar meselesini bir halledin bakalım.” Cebinden çıkardı. Mustafa Kemal Atatürk’ün önemli bir lafı var: “Ekonomik bağımsızlıklarını sağlayamayan uluslar, siyasal bağımsızlıklarını elde edemezler.” diyor. Gerçekten bugünkü tabloya baktığımızda, bu borçlara baktığımızda… Gerçi IMF’nin borçları azaldı gibi Başbakan tarafından ve AKP’nin işte Maliye Bakanı tarafından, konuşmacıları tarafından dile getirilen bir şey var: “Ey halk, IMF’ye gerçekten borcumuz azalmış.” Ama Türkiye'nin borcu azalmış mı? Sanki “IMF’ye borcumuz azalmış.” derken kastınız, Türkiye'nin borçları azaldı gibi… Tam tersine, AKP iktidarları döneminde Türkiye, kendisinden önce gelen bütün hükûmetler kadar borç yapmış, ikiye katlamış değerli arkadaşlarım. Bunca özelleştirmeye rağmen 30 milyar dolar, 30 küsur, 31 milyar dolar civarında özelleştirme var.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, siz para istemeye gittiğinizde diz çökerseniz, size birtakım başka şeyler de çıkarıyorlar. Mesela diyorlar ki: “Tütün ektirmeyin.” “E, ne olacak?” “E, biz sana veririz, borç para veririz, sen bizden alırsın.” Başka? “Şeker pancarı ektirmeyin, kota getirin.”
Şimdi, tütünle ilgili geçen gün burada bir görüşme yapılırken AKP sözcüsü arkadaşım dedi ki: “Tütün sağlığa zararlı, Dünya Sağlık Örgütü o nedenle bize önerdi, biz de o nedenle kabul ettik.”
Değerli arkadaşlarım, şeker de mi sağlığa zararlı?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Afyon…
ALİ ARSLAN (Devamla)Şeker de mi sağlığa zararlı?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)İlaç ham maddesi.
ALİ ARSLAN (Devamla)Şimdi, bakın, şeker fabrikalarını özelleştiriyorsunuz. Tütünde olan senaryo aynı, şekerde uygulanıyor: “Önce üreticiyi vazgeçireceksiniz kotalarla, sonra fabrikaları elden çıkaracaksınız.” “Ee, sonra ne olacak?” “Ben sana para vereceğim, sen benden alacaksın.” diyor Batılı ülkeler.
Değerli arkadaşlarım, bakın, Tekel, Türkiye'nin bir bağımsızlık sembolüydü; yok ettiniz, ortadan kaldırdınız. Tekel, Osmanlının borçlarını tahsil etmek üzere emperyalist ülkeler tarafından kurulan Reji İdaresi ortadan kaldırılıp bir bağımsızlık sembolü gibi kuruldu. Şeker fabrikaları da öyle, benzer roller üstlendi. 1926, bakın, cumhuriyetin kuruluşundan üç yıl sonra, o dar olanaklarla, Batılı ülkelerin ayağına gidip diz çökmeden kendi kaynağıyla, 1926’da, Uşak’ta, köylüden toplanan yumurta paralarıyla kuruluyor Uşak Şeker Fabrikası. Alpullu Şeker Fabrikası Türkiye'nin ilk şeker fabrikası, devletin şeker fabrikası, 1926’da Trakya’ya ilk elektriği götürüyor. Gerçekten bir aydınlanma, bir sanayileşme, bir tarımda kalkınmanın sembolü bu fabrikalar. Şeker fabrikalarının başka bir özelliği var: Türkiye aynı zamanda şeker üretirken öyle bir hâle gelmiş, öyle bir ilerleme sağlamışlar ki artık, şeker fabrikaları Türkiye'nin, başka ülkelerde şeker fabrikası bile kurabiliyor. Böylesine önemli bir kurumu siz özelleştirme kapsamına aldınız, geçtiğimiz günlerde bir miktarını özelleştirdiniz. Sanıyorum 2010 yılında da artık, Türkiye'nin elinde şeker fabrikası diye bir fabrikası kalmayacak. Yazık ediyorsunuz değerli arkadaşlarım, gerçekten yazık ediyorsunuz.
Şimdi ne oluyor? Tütünden vazgeçiriyorsunuz çiftçiyi; çiftçi aç, işsiz. İşsizlik rakamları konusunda da Sayın Bakan rakamlar söylüyor: OECD ülkeleri içinde Türkiye ikinci sırada İspanya’dan sonra. Saydığı ülkeler OECD ülkeleri değil bazıları. Daha dün kurulmuş Litvanya’yla, Letonya’yla Türkiye’yi nasıl karşılaştırabilirsiniz?
Değerli arkadaşlarım, çiftçi perişan, tütüncü tütünü bıraktı, pamukçu pamuğu bırakıyor, şeker pancarına kotalar getiriyorsunuz, fabrikalarını özelleştiriyorsunuz. Yarın o fabrikalar kapanacak, tıpkı Süt Endüstrisi Kurumunun, Et ve Balık Kurumunun fabrikalarını özelleştirip de kapattığınız gibi bunlar da kapanacak, öyle gibi görünüyor. Devletin de bu konuda bir korkusu var zaten, şartnameye getirmiş, beş yıl kapatmayacaksın.
Değerli arkadaşlarım, tamamen dışa bağımlı hâle geleceğiz. Şeker konusunda dünyanın en önemli üreticilerinden birisiyken yarın dışarıdan şeker alır, tamamen dışa bağımlı hâle geleceğiz. Çiftçi perişan. İşçi? İşçi de perişan. Görüyorsunuz işte televizyonlarda Tekel işçilerinin başına gelenleri, gerçekten bir facia. Teröristlere gösterdiğiniz müsamahayı Tekel işçilerine göstermiyorsunuz. AKP örgütünün önünde polis copları yiyorlar, gidiyorlar Sıhhiye Meydanı’na, Sıhhiye Meydanı’nda, bu karda, kışta, soğukta havuza döküyorsunuz denize döker gibi işçileri. Desteğe giden milletvekillerine, işçilere, cop, gaz, ne elinizden gelirse her türlü işkenceyi yapıyorsunuz. İşçiler perişan, gerçekten perişan, işsiz kalacaklar. 4/C maddesiyle iş vereceğiz diye övünüyorsunuz burada. Arkadaşlar, 4/C maddesi, bir kölelik maddesi. Bugün onurlu yaşayan, geçimini sağlayabilen işçi, o 4/C maddesinden çalışmaya başlarsa asgari ücret sınırında para alacak, senede on ay çalışacak, iş güvencesi yok, her yıl sözleşme imzalayacak. Gerçekten kölelik maddesi. İşçiler buna feryat ediyor, yapmayın diyor. Bir geçim standardı yakalamış, onun çok altında ücretlerle geçinmeye mahkûm ediyorsunuz işçileri.
Değerli arkadaşlarım, Tekel işçilerinin başına geleni görüyor şeker işçileri. Şimdi, Başbakana gittiler Tekel işçileri Tuzla’da, şikâyetlerini dile getirdiler; Başbakan kızdı, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz; biz size mi bakacağız…” azarladı. Arkadaşlar, devlet malı deniz deyince aklına insanın AKP’li bakanların, Başbakanların çocuklarının durumları geliyor. Gemicikler geliyor, mısırcılıklar geliyor, başka şeyler geliyor. Devletin malından kimlerin yararlandığı bu sözle belli aslında.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
114 konuşma daha · 23 Aralık 2009