2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 37. Birleşim · 5. yasama yılı · 22 Aralık 2014 · 1.593 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Babacan (AK Parti), 22 Aralık 2014 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı); konuşma 1.593 kelime.
Ali Babacan (AK Parti, Ankara). “2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2014. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-babacan-24-2014-12-22-2015-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2013-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=36596
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında Hükûmetimiz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
2015 yılı bütçemiz, milletimiz için, ülkemiz için hayırlara vesile olsun diyorum.
Bütçenin hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanlığımız olmak üzere tüm ekonomi yönetimlerimize de ayrıca teşekkür ediyorum.
Hem komisyon aşamasında hem de Genel Kurul aşamasında bütçede çok emeği olan Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Değerli Başkanına ve üyelerine de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.
Burada, Genel Kurul salonunda gerçekleştirdiğimiz bu uzun maratonda çok sayıda konuşmacıyı hep beraber dinledik, izledik. Bu kürsüde dile getirilen tüm yapıcı görüş ve düşünceler için de ayrıca teşekkürlerimi sunduğumu belirtmek istiyorum.
Sözlerimin yine hemen başında, Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun selamlarını Genel Kurulumuza iletmek istiyorum. Kendisi, Makedonya’ya yapacağı bir program sebebiyle bugün maalesef aramızda olamadı. En derin saygılarını, hürmetlerini benden sizlere iletmemi istedi; bunu da sözlerimin başında iletmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarı döneminde bugüne kadar 12 bütçe hazırladık ve bunların hepsini çok şükür başarıyla uyguladık. Bugün 13’üncü bütçemizin görüşmelerinin son günündeyiz. Böylesine uzun bir süre hizmet etme görevinin milletimiz tarafından bizlere tevdi edilmiş olması hiç kuşkusuz büyük bir onurdur ancak bu onurun çok büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini de biz gayet iyi biliyoruz. On iki yıl boyunca bu sorumluluğun gereğini yerine getirmenin gayreti içerisinde olduk. Hazırladığımız tüm bütçelerde belirlediğimiz hedeflere titizlikle bağlı kaldık. Tüm dünyada ekonomik ve finansal krizin yoğun olarak hissedildiği 2009 yılında Hükûmetimizin zamanlı ve çok iyi tespit edilmiş önlemlerini yürürlüğe koyduk ve böylece birçok ülkede görülen istihdam kayıplarının ve ekonomik daralmanın önüne geçmiş olduk.
Cumhurbaşkanımız, Değerli Kurucu Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli yönetimiyle kamu maliyesinde çok temel, sağlam bir duruş sergiledik ve yine onun liderliğinde gerçekleştirmiş olduğumuz siyasi istikrarla birlikte ekonomimizdeki tüm aktörlerin üretim ve yatırım kararlarının sağlıklı bir biçimde alınabilmesini sağladık. Diğer taraftan, başta özelleştirme olmak üzere, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi alanlarda yapısal reformlarımızı zamanlıca gerçekleştirdik ve bütün bunların sonunda sağlam bir kamu maliyesi ve sağlam bir bankacılık sistemi bizi 2008-2009 krizinin türbülansından korudu.
Bazen cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadarki geçtiğimiz dönemi değerlendirirken, gerçekleştirirken, hangi yılları hangi yıllarla mukayese edeceğimizi hesap ederken şuna çok dikkat etmemiz gerekiyor: Bu 2008-2009 yılında başlayan ve bugün hâlâ tüm dünyayı etkilemeye devam eden kriz, 1920’lerden bu yana dünyanın gördüğü en büyük finansal ve ekonomik krizdir. Bu krizin tüm ülkelere maliyeti İkinci Dünya Savaşı’nın maliyetinden daha yüksektir. Böylesine bir kriz ortamında Türkiye ekonomisinin büyümeye ve istihdam üretmeye devam etmekte olduğunu ben özellikle vurgulamak istiyorum. Normal şartlarda değiliz, olağanüstü şartlarda dünya ekonomisi ve biz böylesine bir dönemde Türkiye ekonomisini büyütmeye devam ediyoruz.
Bakın, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındayız ve çok şükür, oldukça sakin, yüzlerde genelde gülümsemenin olduğu, herkesin koltuklarında rahatça oturduğu bir oturum yapmaktayız. Oysa 2008 yılından bugüne şöyle bir dünyaya baktığımızda, pek çok ülkenin parlamentosunda çok zorlu mücadeleler verildi, çok zorlu oturumlar yapıldı ve bu parlamentolarda, pek çok ülkenin parlamentosunda vergi artışları tartışıldı, işten memur çıkartmalar, adam çıkartmalar parlamentolarda onaylanarak geçti. Hemen yanı başımızdaki komşularımızdan tutun pek çok ülkede nasıl olur da emekli maaşları azaltılır, nasıl olur da memur maaşları azaltılır, bunların tartışması yapıldı ve gerçekten siyaset kurumu pek çok ülkede ciddi şekilde örselendi, yıprandı. Hamdolsun, Türkiye’de biz bunların hiçbirisini yaşamadık, topyekûn kalkınmaya devam ettik ve bu kalkınmanın olumlu sonuçlarını da geniş toplum kesimleri üzerinde görmeye devam ettik.
Dünya Bankası tarafından yapılan sınıflandırmaya göre, Türkiye uzun bir süre düşük orta gelirli ülke grubunda yer almıştı. Oysa Türkiye, 2004 yılından bu yana artık üst orta gelir grubuna yükseldi ve inşallah birkaç yıla kadar da yüksek gelir ülke grubuna resmen girmiş olacağız. Kişi başına düşen millî gelirimiz yaklaşık 10.800 dolara çıktı ama satın alma gücü paritesine göre hesap ettiğimizde, 18.800 doları aşan bir millî gelirimiz söz konusu. İşte, bu şekilde hesap ettiğimizde, Avrupa Birliği ortalamasının 2013 yılı itibarıyla yüzde 53’üne ulaşmış durumdayız. Oysa 2002 yılında Türkiye’nin kişi başına düşen millî geliri, Avrupa ortalamasının yüzde 36’sındaydı. Yani, on iki yıllık dönemde yüzde 36’dan yüzde 53’e yükseldik ve aradaki makası, farkı daralttık. İnşallah bu fark daralmaya devam edecek diyoruz.
Yine, önümüzdeki döneme şöyle bir baktığımızda, bu bütçemizde de her yılki bütçemizde olduğu gibi yine insanı ön plana koyduk ve bütçe harcamalarımızın yüzde 18,5’ini eğitime ve yine yüzde 17,1’ini de sağlığa ayırmış durumdayız. Yani, bütçemizin harcama kompozisyonu nasıl diye baktığımızda, harcamalar içerisinde 1 numarada eğitim var, 2 numarada da sağlık var ve birbirine çok yakın rakamlar. 2002 bütçesinde nasılmış diye dönüp baktığımızda, 2002’de sadece yüzde 9,4’lük bir eğitimi görüyoruz ve yüzde 11,5’luk bir sağlık harcaması olduğunu görüyoruz. Yani, bütçedeki payını neredeyse oransal olarak 2’ye katlamış, nominal olarak zaten çok çok daha yüksek rakamlara ulaşmış eğitim ve sağlık harcamamız söz konusu.
Türkiye’de, hamdolsun, yoksulluk ve gelir dağılımı göstergelerimiz de hızla iyileşiyor. Dünyada şu anda 1 milyar insan 1 doların altında günlük bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Dünya nüfusu, biliyorsunuz, geçen yıl 7 milyarı geçti, bunların 1 milyarı günde 1 doların altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Bizim böyle bir nüfusumuz kalmadı. Hatta 2,15’lik bareme baktığımızda yine Dünya Bankasının, öyle bir nüfusumuz da kalmadı. 4,3 dolarlık bareme baktığımızda, 2002 yılında halkımızın yüzde 30’u 4,3 dolar günlük bir gelirin altında yaşarken, bugün itibarıyla bu 2,06’ya düşmüş durumda, yüzde 2,06. Ve inşallah hedeflenmiş sosyal politikalarımızı daha da rafine ederek bu oranı biz önümüzdeki yıllarda sıfırlamayı hedeflemekteyiz.
Yine, OECD ülkelerine baktığımızda, Türkiye, gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke oldu. Zaten OECD ülkelerinin çoğunda gelir dağılımı hızla bozulmakta ve sadece 5 ülkenin gelir dağılımı düzelmiş durumda ama bu ülkelerin başında da Türkiye geliyor. Belki mutlak değer olarak bulunduğumuz nokta çok da tatmin edici değil ama düzelme hızı, yani gelir dağılımındaki düzelme hızında OECD içerisinde 1 numarayız.
Yine, Dünya Bankasının son açıkladığı raporda, Türkiye’de son on yılda orta sınıfın tam 2 kat arttığı görülüyor. Yani, Dünya Bankası standartlarına göre hesap edilmiş orta sınıf yüzde 22’den yüzde 44’e büyümüş durumda. Orta sınıfın, orta direğin güçlenmesinin, genişlemesinin çok önemli olduğunu burada özellikle ifade etmek istiyorum. Orta sınıfın yükselmesi demek, demokrasimizin derinleşmesi demek; orta sınıfın yükselmesi demek, cumhuriyetimizin güçlenmesi demek; orta sınıfın yükselmesi demek, siyasi meşruiyet zemininin Türkiye’de güçlenmesi demek.
Ve biz bütün bu dönem boyunca dışlanmışları kucakladık; etnik kökenleri nedeniyle dışlanmışları kucakladık, mezhep aidiyetleri nedeniyle dışlanmışları kucakladık, sosyoekonomik durumları nedeniyle dışlanmışları kucakladık. Ve çok şükür, çok geniş kesimlerin ve geniş toplum kitlelerinin desteklediği ve her seçimde tekrar tekrar gösterdiği bir desteğe kavuştuk ve bunu da her seçimde halkımızın gösterdiği teveccühle görüyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu gelişmeleri şöyle bir biraz daha somut rakamlara dökerek incelediğimizde nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılmakta yani, ekonomi politikalarımızın sosyal sonuçları, halkımızın yaşam standartları üzerindeki sonuçları.
Bakın, yıl 2002, Türkiye’de satılan otomobil adedi 90.615, 2013’te sayı 664.655. 2002’de traktör üretimi 10.652, geçen yıl traktör üretimimiz 40.509. 2002’de 1 milyon 88 bin tane buzdolabı satılmış, 2013’te 1 milyon 879 bin buzdolabı satılmış. 2002’de satılan bulaşık makinesi sayısı 282 bin -buraya özellikle dikkatinizi çekiyorum- geçen yıl satılan 1 milyon 513 bin. Yani, bir zamanlar lüks olarak görülen bugün artık geniş kitlelerin, vatandaşlarımızın kolayca ulaşıp evine alabileceği bir beyaz eşya hâline gelmiş.
2006 yılında -bu söyleyeceğim rakamlar için 2002 rakamları elimizde sıhhatli olmadığı için 2006’yı baz alıyorum- bilgisayar sahipliği yüzde 20, 2013’te yüzde 49. Otomobil sahipliği 2006’da yüzde 29, 2013’te yüzde 38. Bütün bu rakamlar halkımızın artık çok daha farklı yaşam standartlarına daha kolay ulaştığını bize göstermekte.
Yine, düşük gelirli vatandaşlarımızın satın alma gücüne şöyle bir bakalım. Net asgari ücretle 2002’de ne alabiliyormuş, 2014’ün Kasım ayında net asgari ücretle ne alabiliyorsunuz? 181 kilo ekmek alınabiliyormuş 2002’nin Aralığında, 2014 Kasımda 265 kiloluk ekmek alınabiliyor. 181 kilodan, 265 kiloya. 180 kilo makarna alınabiliyormuş, şimdi 313 kilo makarna alınabiliyor. 1.370 adet yumurta alınabiliyormuş, şu anda 2.539 adet yumurta alınabiliyor. 2002’de bir asgari ücret sadece 5 adet gömlek satın alabiliyormuş, bugün bu sayı 15’e çıkmış.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa)Hangi marka gömlek?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla)Doğal gaza bakıyoruz, tüp ücretine bakıyoruz, hepsinde aynı rakamları görüyoruz.
Yine, en düşük memur maaşına gelelim. En düşük memur maaşıyla 56 kilo çay alınabiliyormuş, bugün 114 kilo çay alınabiliyor. En düşük memur maaşıyla 1.047 metreküp doğal gaz alınabiliyormuş, bugün 1.737 metreküp doğal gaz alınabiliyor. Tüpe bakıyoruz, tüp gaza, 12 kiloluk 19 adet tüp gaz alınabiliyormuş, şu anda 31 adet tüp gaz alınabilmekte. Çok şükür, bu rakamlar nereden nereye geldiğimizi bize somut şekilde göstermekte.
Yine, bir başka önemli çalışma: Türkiye İstatistik Kurumu, ilk defa 2003 yılında vatandaşımızın devlet hizmetlerinden memnuniyetini ölçmeye başladı. Bunu o dönemde çok tartıştık “Böyle bir şey yapılsın mı, yapılmasın mı?” diye. Şimdiye kadar da yapılmamış bir çalışma çünkü devlet ilk defa açık, izlenebilir bir şekilde kendi performansını vatandaşa soruyor ve bunun sonuçlarını da kamuoyuna ilan ediyor.
ALİM IŞIK (Kütahya)17-25 Aralıktan sonra nasıl Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla)Bakın, 2003 yılında ilk defa bu ölçüm yapılıyor, 2003’te. Sağlık hizmetlerinden memnuniyet yüzde 39,5; 2013’te yüzde 74,7’ye çıkmış. Sosyal güvenlikten memnuniyet yüzde 40,2’ymiş, yüzde 69,6’ya çıkmış. Asayişte yüzde 57’den yüzde 79’a çıkmış. Eğitimde yüzde 48’den yüzde 69’a çıkmış. Adli hizmetlerde de yüzde 45’ten yüzde 52’ye çıkmış. Bu, tabii, iyi bir performans değil, bunun farkındayız. Onun için de hep ne diyoruz? “Yargı reformu” diyoruz ve yargı reformu konusunda mutlaka gerekenleri yapmamız gerektiğini de hep vurguluyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçilerimizle ilgili tabloya şöyle bir bakacak olursak… Sayın Hamzaçebi’nin verdiği rakamları arkadaşlarımız şöyle bir kontrol ettiler, Değerli Tarım Bakanımız en son rakamları bana iletti. Sayın Hamzaçebi’nin -eğer yanlış not almadıysak- şöyle bir ifadesi var, dedi ki: “2002’de 4 kilogram buğdayla 1 litre mazot alınabiliyordu, şimdi ancak 6 kilo buğdayla 1 litre mazot alınıyor.” Yani şu anda 6 kilo buğdayla 1 litre mazot alındığının ifadesi var Sayın Hamzaçebi’nin sözlerinde. Oysa, bugün, bakıyoruz, 2014’ün Kasımında buğday piyasalarındaki ortalama fiyat, 1 ton buğday 864 lira.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
17 konuşma daha · 22 Aralık 2014