633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 90. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Nisan 2005 · 688 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP), 27 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HK.KAN.(SS . 870 )); konuşma 688 kelime.
Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP, İstanbul). “633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 27 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-kumkumoglu-22-2005-04-27-633-sayili-diyanet-isleri-baskanliginin-kurulus-ve-gorevleri-hk-kan-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Salih Kapusuz ile Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce, İktidar Partisine mensup milletvekili arkadaşımız konuşmasını yaparken, benim de şikâyetçi olacağım bir konudan şikâyetçi olarak konuşmalarını sürdürdü. Bazı konuları, Türkiye'nin normal meseleleriymiş gibi konuşamıyoruz. Kurum devletin kurumu, memurlar devletin memurları, okullar devletin okulları, hizmet sunulan yerler kamuya hizmet sunulan alanlar; ama, bunları, normal devlet birimleri, devlet kurumları, devlet memurları, öğrenciler gibi bir türlü konuşmayı beceremiyoruz, başaramıyoruz.
Şimdi, birden bir devlet kurumunu ve çok özel bir statü kazandırılarak, devletin onbinlerce memuru aynı konumda, aynı pozisyondayken, bir kurumdaki, bir birimdeki memurları, hükümet politikalarına rağmen, bütçelere rağmen, önce, memur yapıp, şimdi bunlara kadro vermeye çalışıyoruz ve bu özel statü yetmiyor ve hâlâ, saldırılardan, buna karşı olunmalardan, vesairelerden bahsediliyor.
Değerli arkadaşlarım, konuştuğumuz kişiler devlet memurlarıdır, kutsal kişiler değildir. Öğretmen kimse, polis kimse, mühendis kimse, doktor kimse, imam da odur. Bir defa, ne yaptığımızı doğru bilelim, doğru görelim. Nasıl normalleştireceğiz bu işleri; yani, şu anlayışla, şu konuştuğunuz, şu savunduğunuz biçimle, yöntemle nasıl normalleştireceğiz bu işleri? Normal bir şey gibi mi konuştunuz, normal devlet memurlarıyla ilgili bir konuyu konuşuyormuşuz gibi mi konuştunuz?
Mesela, dün, burada, 10 000 polis alımıyla ilgili bir konudan bahsettik; uzun saatler boyunca tartışıldı. Bu polis memurları nereden alınsın, hangi okullardan alınsın, aman bunlar devletin okulları değil mi, şu okullardan gelen öğrenciler bu devletin öğrencileri değil mi diye buralarda birsürü şey söylendi. Mesela, daha da ileri gidilerek "bu kürsüden millet adına söz söyleyenlerin, milletin hassasiyetini de dikkate almaları bir zorunluluktur" ifadesi, İktidar Partisinin grup başkanvekili pozisyonunda olan arkadaşımız tarafından burada ifade edildi, kullanıldı.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bugün, burada, birkaç saat belki bu konuyu konuşacağız, 9 259 imamın kadrolu hale dönüştürülmesini konuşacağız. Hiçbirimizin aklına, bu imamlar hangi okullardan gelmiştir, niye devlet güzel sanatlar akademisinden mezun olan bir kişi imam olamıyor diye bir soru gelecek mi iktidarıyla muhalefetiyle? Hangi okullardan geliyor bunlar; imam-hatiplerden, İslam enstitülerinden, ilahiyat fakültelerinden. Gayet normal bir şey. Peki, muhalefetten hiçbir arkadaşım çıkıp, bunun aleyhine bir şey söyleyebilir diye bir şey aklınıza geliyor mu? Peki, dün, niye o zaman, ya acaba hangi okullardan gelenler altı ayda daha doğru polis olabilirler noktasında bir tartışma gündeme getirildiğinde, hemen, İktidar Partisine mensup milletvekilleri "bu öğrenciler Türkiye Cumhuriyetinin okullarında okumuş öğrenciler değil midir" sorusunu hem Meclisle hem bütün Türkiye toplumuyla ısrarla, inatla paylaşmaya çalışıyorlar?! Nedir, amaçladığınız şey nedir?!
Şimdi, bakalım değerli arkadaşlar...
CAVİT TORUN (Diyarbakır)Başarsın, gelsin...
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Müsaade eder misiniz...
Bakalım değerli arkadaşlarım, şimdi, kim neyi istismar ediyor. Bakın, bu hükümet ikibuçuk yıldır görevde, üçüncü bütçesini yaptı. Birinci bütçede hükümet 40 000 kadro talep etti 2004 yılında, 2005 yılında hükümet 48 000 kadro talep etti. Kendi talebi; kendisi talep ediyor, sınırlamaları kendisi koyuyor. Peki, bu 40 000, 48 000 kadroyu nasıl dağıtacağız? Ona da kendisi karar veriyor hükümet. Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı -şimdi burada yok, kendisiyle ilgili bu kadar önemli bir konu konuşulurken kendisi şu anda burada yok. Herhalde çok önemli bir mazereti vardır. Cevap verme şansı yok çünkü- "efendim, bize bunun içerisinden 500 kadro verdiler..." Kim verdi; sizin hükümetiniz, sizin Bakanlar Kurulunuz. Kendi içinizde konuştunuz, 40 000'i kim belirledi; IMF'nin talimatlarını saymazsak, siz belirlediniz. 48 000'i kim belirledi; onu da siz belirlediniz. Peki, bu 40 000'i, 48 000'i bakanlıklar arasında, kurumlar arasında kim pay etti; onu da siz pay ettiniz. Peki, bu 9 259 geçici kadrolu imam-hatip ne anlama geliyor? Bu ne? Hani 40 000'i 41 000 yapmamak gibi bir iddianız vardı?! Hani, 48 000'i 49 000'e çıkarmamak gibi çok kararlı, istikrarlı, tutarlı, bütçe rakamlarını esas alan, önem veren, onu önemseyen bir iktidar olma, iktidar yürütme anlayışınız, yaklaşımınız vardı?! Peki -aldınız bunları, bu da ihtiyaç- niye bu 9 259 imamı, bu 40 000'in içerisinde, 48 000'in içerisinde bir yerlere yerleştirmediniz? Hayır, marifet bu değil; marifet, bir taşla iki kuş vurmak, üç kuş vurmak.
MAHMUT KAPLAN (Şanlıurfa)Ne zararı var?!
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Elbette bir zararı yok, kimsenin zararı yok. Sizin ne kârınız var, onu anlatmaya çalışıyorum ben.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 27 Nisan 2005