İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 110. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Grup önerisi hk.

Ali Kemal Kumkumoğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 110. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Haziran 2005 · 1.081 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP), 9 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HK.); konuşma 1.081 kelime.

Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP, İstanbul). “Grup önerisi hk”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-kumkumoglu-22-2005-06-09-grup-onerisi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Danışma Kuruluna Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen gündemle ilgili önerinin lehinde söz aldım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, hemen hemen Meclis açıldığı günden bu yana; ama, geçmişi, Meclisin açıldığı, yani 22 nci Dönem milletvekillerinin seçildiği seçimin öncesine dayanan bir konuyu, burada, Cumhuriyet Halk Partisi ısrarla takip etmeye çalışıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, bugün, Türkiye'de Başbakanlık görevini yapan Sayın Genel Başkanının yetmiş milyon yurttaş önünde, televizyonların önünde, açık açık, bütün topluma vermiş olduğu bir sözü tutmama, Cumhuriyet Halk Partisinin bu takibine karşı direnme noktasında, ısrarla, inatla bir davranışı sergilemeye devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, siyaset kurumumuzun en temel sorunlarından bir tanesi, siyaset kurumunun -hepimizin kabul ettiği- içerisine girmiş olduğu yıpranmayla ortaya çıkmış olan, karşı karşıya olduğumuz problemleridir. Her birimiz, bu anlamda, Parlamento dışında bulunduğumuz her ortamda "siyaset kurumu yıpranmıştır" ifadesi kullanıldığında, hiç tereddütsüz bu ifadenin doğruluğunu kabul ediyoruz; evet, siyaset kurumu yıpranmıştır. Hangi sebeple yıpranmıştır siyaset kurumu; 12 Eylülden başlayarak anlatıyoruz. 12 Eylül süreci Türkiye'de birçok şeyi gerçekten tahrip etti; ama, 12 Eylül sürecinin Türkiye'de belki en fazla tahrip ettiği kurumlardan bir tanesi, siyaset kurumunun kendisidir.

İnsan malzememizi de önemli ölçüde, siyaset kurumuyla birlikte, içerisinden geçtiğimiz süreç tahrip etmiştir. Bir küçük Anadolu kasabasında, zimmetine para geçirdiği için, o gece duyulduğunda, bir arabanın arkasına eşyalarını, şoför mahalline ailesini yükleyerek o şehri terk etmek durumunda kalan yurttaşlarımızın yerine, şimdi, elinde bulundurduğu imkânları doğru değerlendirmediği için suçlanan, beceriksizlikle itham edilen bir yurttaş profiline doğru hızla gidiyoruz değerli arkadaşlar. Şimdi, buradan, biz kendimizi hiçbir şekilde sorumlu saymazsak, buna dönük, topluma verdiğimiz sözleri biz tutmazsak, bu konuda ortaya konulan şikâyetleri kim, nasıl çözecek değerli arkadaşlarım?!

Bakın, biz, göreve geldiğimiz gün, ilkönce, bizden önceki dönemlerde bakanlık, başbakanlık yapmış olan ve bu Mecliste görev yapmış olan kişileri bir taraftan Yüce Divana gönderirken; öbür taraftan, bugün, dün onların yüklenmiş olduğu sorumlulukları yüklenen; ama, daha önceki yaşamlarında birtakım yolsuzluklara bulaştığı iddia edilen, hakkında dosya bulunan bir Maliye Bakanını affedebilmenin arayışları içerisinde, defalarca yasa çıkarmaya çalıştık. Böyle bir anlayışla biz kimi kendimize inandırabiliriz?! Resmî politikalarda söylediklerimizle kapı arkasında söylediklerimizin her an farklı olduğu, bir ortamda söylediğimizle başka bir ortamda söylediğimizin taban tabana birbiriyle zıt olduğu bir ortamda, değerli arkadaşlarım, maalesef, özellikle İktidar Partisi milletvekillerinin arkasına sığındığı tek önemli şey yurttaşımızın kutsalına ilişkin değerlerdir.

Değerli arkadaşlarım, bu çok önemli bir sorun. Şimdi şu anlayış çok yaygın: Bunu böyle yapıyoruz; ama, sor bakalım kardeşim, niye böyle yapıyoruz... Bunu buradan böyle alıyoruz; ama, sor bakalım kardeşim, bu nereye gidiyor. Bu sözleri söylediğimde, ben inanıyorum ki, şimdi burada bulunan milletvekillerinin kendi içdünyalarından "evet, doğru diyor" dediği gibi, bizi dinleyen yurttaşlarımızın içerisinde de, evet, bunlar bu ifadeleri çok sık biçimde kullanıyorlar. Bunu böyle yapıyoruz; ama, sor bakalım niye yapıyoruz. Bunu böyle alıyoruz; ama, sor bakalım niye alıyoruz ifadeleri; yani, yurttaşımızın kutsalını istismar etmeye dönük yaklaşımlar, bu ülkede siyasetin en tehlikeli, ama, en sık kullandığı argümanlardan, malzemelerden birisi haline dönüşmüş. Sorun var diyoruz; ama, sorun bize gelip dayandığında, sorunun muhatabı konusunda kendimize dönük bir yaklaşım sergilendiğinde derhal bütün söylediklerimizden vazgeçiyoruz.

Şimdi, bakın, sadece yolsuzluklarla ilgili değil, siyaset kurumunu, yurttaşı yanıltma noktasında bir araç olarak kullanmak, siyasetin gerçekten önemli argümanlarından birisi haline getirilmiş. Vatandaşın güvenini bir şekilde kazanmış olduktan sonra, vatandaşı, o güven üzerinde yanıltmak, siyasette, âdeta, İktidar Partisinin ilkesi haline dönüşmüş.

Değerli arkadaşlarım, mesela bugünlerde tartışılıyor, Sayın Başbakan Amerika'da, Cumhuriyet Halk Partisini Amerikan düşmanlığıyla, oradan, suçluyor. İktidar Partisi, 1 Mart Tezkeresinin yanında mı olmuştur, karşısında mı? Sayın Başbakanın Amerika'da kullandığı ifadelerden ne anlıyorsunuz? İktidar Partisi, 1 Mart Tezkeresinin yanında mı olmuştur, karşısında mı? Amerika'da yanında olmuştur. Kim karşısındadır; Cumhuriyet Halk Partisi. Türkiye'de nasıldır? "Sen ne söylüyorsun kardeşim, AKP milletvekillerinin oyları olmasa, Cumhuriyet Halk Partisi o tezkereyi nasıl reddettirebilir" anlayışıyla, kapı arkasında tezkereye sahip çıkan, kapı önünde, açıkta, özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde, tezkerenin reddedilmesinin bütün sorumluluğunu Cumhuriyet Halk Partisine yüklemeye çalışan bir ilkesiz, ölçüsüz tavır... Cumhuriyet Halk Partisi, 1 Mart tezkeresinin reddedilmiş olmasının bütün sorumluluğunu, bütün onuruyla, şerefiyle, bütün yaşam boyunca kabullenmeye, sahiplenmeye razıdır, taraftır (CHP sıralarından alkışlar) ama, hakkını vereceğiz. Vatandaşın karşısına çıktığımızda "biz 1 Mart tezkeresi için olumlu şeyler söylemeseydik, Cumhuriyet Halk Partisi tek başına bunu nasıl yapabilirdi" demeyeceğiz.

AHMET YENİ (Samsun)Öyle değil mi?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Değerli arkadaşlarım, onbeş gün önce buradan bir yasa çıkardık veya yirmi gün önce. Vekil imamlara, 9 257 vekil imama, burada, kadro verdik. Gerekçemiz ne: "Efendim, eğer bu kadroları imamlara vermezsek, camilere ne idüğü belirsiz birtakım insanlar gelip imam oluyorlar, vatandaşı, biz, bu ne olduğu belli olmayan, denetimini hiçbir şekilde yapamayacağımız, bu, kendiliğinden imam olmuş kişilere nasıl teslim ederiz?" Gerekçeniz bu değil miydi değerli arkadaşlarım, açın bakın, o maddeyle ilgili gerekçeniz… Aradan onbeş gün geçti, Kur'an kurslarıyla ilgili bir madde geldi; yani, camide cemaati emanet edemediğimiz, 70 yaşında, 80 yaşında insanları emanet edemediğimiz kişilere, şimdi, 7 yaşında, 8 yaşında, 9 yaşındaki çocuklarımızı emanet edebiliyoruz; gerekçemiz ne; "kardeşim, siz, vatandaşın, çocuklarına; yani, Kur'an okutmasını, Kur'an öğrenmesini istemiyor musunuz, buna karşı mı çıkıyorsunuz. Hem Kubbetüssahra'da namaz kılacaksınız, hem de çocuklarımızın Kur'an öğrenmesine karşı çıkacaksınız, bu nasıl anlayış?!"

Değerli arkadaşlarım, bakın, bunların hiçbirisi… Bunlar, doğru şeyler değil değerli arkadaşlarım; bunlar, doğru şeyler değil değerli arkadaşlarım. Yani, her şeyi, sizin işinize gelen biçimi neyse, sadece vatandaşın güvenini ve kutsalını istismar ederek, istediğiniz gibi kullanırsanız, sizin, siyaset kurumunun yıpranmasına vereceğiniz tahribat, bugüne kadar vermiş olanların açtığı tahribatın bin misli fazla olur.

Değerli arkadaşlar, bu konudaki örnekleri çoğaltabiliriz; ama, zamanım sınırlı, o nedenle örnekleri son bir örnekle sınırlıyorum: Şimdi, burada bir konu tartışıyoruz…

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Neyi konuşuyoruz?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)…bir arkadaşımız veya başka arkadaşlarla birlikte yargılanan bir arkadaşımız…

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Hayır, hayır... Neyi konuşuyoruz?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Müsaade eder misiniz.

…zimmetle ilgili bir suçlamayla karşı karşıya. Deniliyor ki, bu milletvekili arkadaşımız…

AHMET YENİ (Samsun)İstifa etsin.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)…hak ettiği parayı devletten iki defa almıştır; yani, zimmetine para geçirmiştir.

Şimdi, biz, bu arkadaşımızın bu suçlamayla yaşamasını arkadaşımızdan talep ediyoruz. Bu, aslında çok ağır bir suçlama, arkadaşımızı rencide edecek bir suçlama; ama, diyoruz ki, siyaseten, biz, bunun böyle olmasını istiyoruz; siz, bu suçlamayla, bu rencide edici suçlamayla birlikte yaşayın; bunu kabul edin; sizin yargılanma hakkınızı size vermiyoruz. Kim diyor; kendi arkadaşları diyor.

Değerli arkadaşlarım, ben, bir memur ailesinin çocuğuyum, dedem de memurdu. Babam özel idare müdürü, dedem müftüydü. Dedemin müftülük yaptığı dönemde ayrı bir müftülük binası yoktu, müftülük binası evlerdi. Bizim evimizde iki ayrı kahve, iki ayrı şeker, iki ayrı kâğıt, iki ayrı kalem, iki ayrı zarf -bunu, burada bilen milletvekili arkadaşlarım vardır- birlikte bulunurdu. Birisi devletin şekeri, kahvesi, kâğıdı, zarfı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

42 konuşma daha · 9 Haziran 2005

42 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook