İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 30. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Ali Koçal

Zonguldak Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 30. Birleşim · 3. yasama yılı · 18 Aralık 2008 · 808 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Koçal (CHP), 18 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 808 kelime.

Ali Koçal (CHP, Zonguldak). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kocal-23-2008-12-18-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ KOÇAL (Zonguldak)Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının 2009 yılı bütçesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, 3 Mart 1924 tarihinde Başbakanlığa bağlı olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı Anayasa’mızın 136’ncı maddesinde tanımlanan görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Diyanet İşleri Başkanlığının işlevi, tüm siyasi ve dinî görüş ve düşüncelerin üzerinde kalarak laiklik ilkesi çerçevesinde toplumumuzu din konusunda bilgilendirmek, aydınlatmak ve din hizmetlerini vermek, ülkemizde huzur ve kardeşliği sağlamaktır. O hâlde Diyanet İşleri Başkanlığının bu görevleri yerine getirirken iki temel sorumluluğu var demektir: Bunlardan biri, bütün siyasi görüşlerin dışında kalarak farklı inanış ve düşüncelere eşit yaklaşabilmek; ikincisi ise milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi sağlamaktır. Ancak ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisi, ülkemizde huzur ve kardeşliği sağlama görevini yerine getirememiş, iktidara geldiğinden bu yana ülkemizdeki birlik ve dayanışmayı sıfırlamış, ülkeye hizmet verme yerine yandaşlarına mevki sağlama ve kadrolaşma çalışmalarıyla insanlarımıza büyük zararlar vermiştir.

Bilindiği gibi, Diyanet İşleri Başkanlığının hâlâ bir teşkilat yasası yoktur. Dolayısıyla birçok konuda belirsizlikler yaşanmakta ve Diyanet İşleri Başkanlığının Anayasa’da belirtilen ilkelere ne kadar uyabildiği konusunda tartışmalar yaşanmaktadır. Laikliği, kardeşliği, ulusal dayanışma ve bütünleşmeyi, büyük hoşgörüyü gerçekleştirebilmek ve her türlü siyasi baskıdan uzak durabilmek ancak görevleri net olarak belirlenmiş Diyanet İşleri kadrolarıyla mümkün olabilir.

Değerli milletvekilleri, teşkilat yasası olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı Başbakan ve ilgili Bakanın talimatlarıyla görev yapmak zorunda kaldığından denetim görevini yerine getirmekte de büyük güçlüklerle karşılaşmaktadır. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığının gözetim ve denetimi altında olması gerekirken denetimi yapılamayan bir sürü vakıf, dernek, dinci grup vardır. Bunların yüzlerce yayın organı, dershaneleri, şirketleri, binlerce pansiyonu, Kur'an kursu ve yurtları vardır, eğitim merkezleri, işletmeleri vardır. Bu, bunların kültür etkinlikleri, hac, umre hizmetleri, cami altlarındaki ticarethaneleri ve lojmanlarıyla bir devasa kuruluşlar zinciri hâline gelmiştir. Bu vakıf ve derneklerin icraatlarına kamuoyunun ve Meclisimizin dikkatini çekmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yurt içinde ve yurt dışında birileri Allah’ın adını kullanarak, insanlarımızın dinî duygularını istismar ederek paralar topluyorlar. Bu paralarla şirketler, holdingler, televizyonlar kuruluyor. Buralarda Atatürk’e, cumhuriyete, demokrasiye ve laikliğe karşı çalışmalar yapılıyor. İnsanlar Allah ile aldatılıyor, din siyaset aracı olarak kullanılıyor.

Zaten hepimizin bildiği gibi, bu Hükûmet döneminde de Atatürk ilke ve devrimleri ile cumhuriyet kazanımlarına, laikliğe karşı olanlar prim yapmaya başlamış ve bunlar çok açık bir şekilde desteklenerek ödüllendirilmiştir. Tüm bu konularda yetkilileri görevlerini eksiksiz yapmaya davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, diğer yandan AKP’nin kafasında bazı özlemleri ve niyetleri olduğu görülmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisinin amacı ulusumuzun refah ve mutluluğunu sağlamak değildir. Amaç, “Ilımlı İslam” modeline zemin hazırlamaktır. Nasıl mı? Örneğin, Dışişleri Bakanı Ali Babacan 28 Mayıs 2008 tarihinde Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesinde konuşurken “Türkiye’de sadece azınlıklar değil Müslüman çoğunluk da dinî özgürlüklerle ilgili sorun yaşıyor.” diyerek, tüm dünyaya Türkiye’mizi şikâyet etmiştir, büyük bir iftirada bulunmuştur. Ama hepiniz biliyorsunuz ki bu ülkede seksen bin cami vardır ve bu camilerde günde beş vakit ezan okunmaktadır, isteyen herkes bu camilerde namazını kılmaktadır, isteyen herkes çocuklarını Kur'an kurslarına, imam-hatip okullarına, ilahiyat fakültelerine gönderebilmektedir ve herkes orucunu tutabilmektedir, hacca gidebilmektedir. Acaba, Sayın Bakan dinî özgürlükler konusunda nasıl bir sorunla karşı karşıya kalmıştır? Böyle bir sorun olmadığını, umuyorum, kendisi de çok yakından bilmektedir. O nedenle, Ali Babacan’ın söyledikleri sıradan bir ifade değildir değerli arkadaşlar, AKP’nin özlemlerinin ve niyetlerinin ifadesidir.

Değerli milletvekilleri, burada görülüyor ki vatandaşlarımızın dinî duygularını sömüren, istismar eden bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Türkiye’mizde, ılımlı İslam devleti modeli özlemini taşıyan bir Hükûmet vardır. Bu Hükûmet, Anayasa’mızın değişmez maddelerini dolaylı da olsa değiştirmeye kalkmış, ABD ve AB’nin de desteğiyle “Türkiye Cumhuriyeti” yerine ılımlı İslam modeline geçilmesi için zemin oluşturmaya çalışmış ve zaten Anayasa Mahkemesi de Adalet ve Kalkınma Partisinin laikliğe karşı eylem ve söylemlerin odağı olduğu hükmünü vermiştir. Yani Türkiye’de sicili bozuk bir Hükûmet vardır. Sicili bozuk olanın devlet memuru bile olamadığı ülkemizde Hükûmet sicilini düzelterek ılımlı İslam modeli sevdasından vazgeçmelidir. Çünkü bu sevda ıslah etmez, süründürür.

Değerli arkadaşlar, ılımlı İslam ile demokrasi birbirine ters düşen kavramlardır. Laiklik dışında ne demokrasi olur ne özgürlükler yaşanabilir. Bunu herkesin çok iyi bilmesi gerekir. Tüm bu nedenlerle, laiklikten asla ödün vermeden, cemaat ve tarikatların eğitimi ve eğitim kurumlarını kuşatması kesinlikle önlenmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olup…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız.

ALİ KOÇAL (Devamla)…yaz tatilinde faaliyet gösteren Kur’an kursları dışındaki tüm diğer Kur’an kursları veya benzeri hizmet sunan kuruluşlara izin verilmemesi ve tüm kursların etkin biçimde denetlenmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Öte yandan, değerli arkadaşlar, Hükûmetin Alevi ve Bektaşi yurttaşlarımıza karşı bakış açısı değişmelidir. Hükûmet, tüm inançlara saygı duyacak bir politika izlemelidir. Aleviler ayrımcılığa karşı eşit yurttaş olarak laik devlet içinde kendi inançlarını yaşamak istemektedirler. Alevi yurttaşlarımız, her zaman laik, demokratik cumhuriyetin teminatı olmuş, üniter devlet yapısı ve ulus devlet anlayışına, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalmışlardır. O nedenle, Aleviler, Adalet ve Kalkınma Partisinin Alevi açılımı girişimlerine kuşkuyla bakmaktadırlar, çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi Alevilerin varlık sebebi olan laik cumhuriyet konusunda kaygı verici görüşler taşıyan kişilerin barındığı bir partidir.

Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

72 konuşma daha · 18 Aralık 2008

72 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook