İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 108. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kooperatifler kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.496)

Ali Rıza Öztürk

Mersin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 108. Birleşim · 4. yasama yılı · 27 Mayıs 2010 · 1.018 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Rıza Öztürk (CHP), 27 Mayıs 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KOOPERATİFLER KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.496)); konuşma 1.018 kelime.

Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Kooperatifler kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.496)”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2010-05-27-kooperatifler-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-d (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 496 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce 17 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye Taş Kömürleri İşletmesi Karadon Müessesesi Müdürlüğünde, Karadon Yeni Servis Kuyusu’nda kuyu akrosaj bağlantılarının yapımı sırasında meydana gelen grizu patlamasında hayatlarını kaybeden 2 maden mühendisi, 28 işçi olmak üzere, 30 yurttaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Bu vesileyle de şu düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım: Bu ölümleri madencilik mesleğinin kaderi olarak ilan eden görüşler bilimsel değildir, ayrıca doğru da değildir. Eğer bu ölümler gerçekten kaderse, mesleğin kaderiyse, o zaman, bu ölümlerin nedenleri ve sonuçları üzerinde hiçbir araştırmaya gerek yok demektir. Bunu, köydeki bir vatandaşımız söylerse veya okuma yazma bilmeyen bir yurttaşımız söylediği zaman kabul etmek mümkündür ancak gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının böyle bir beyanda bulunması talihsizlik olmuştur diye düşünüyorum.

Bu kazayla ilgili çok ciddi ihmallerin olduğunu düşünüyorum. Olay yerinde inceleme yapan bir maden mühendisi olarak tespitlerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, grizu patlamasının olabilmesi için ortamdaki metan gazı oranının yüzde 4 ve üstünde olması gerekir. Bu da yetmez, bununla birlikte, patlamayı sağlayacak bir ateş kaynağının, en azından bir iki saniye sürecek bir açık alevin olması gerekir.

Bu olaya baktığımızda, burada, gerçekten, metan gazı oranının yüzde 4’ten çok fazla boyutlara çıktığını o ocak içerisindeki sensör ölçümlerinden görebiliyoruz. Zaten yüzde 4’ün üzerinde ölçüm yapma olayı kalmamıştır.

Bu olaylarda, galeri ilerlemesi sırasında, ocağın genel atmosferini ölçen sensörlerin dışında, ayrıca “ayna” dediğimiz, “galerinin aynası” dediğimiz bölgelerde manuel grizumetrelerle metan gazı oranının ölçülmesi gerekirdi.

Yine, galeri ilerlemesi önünde ani metan gaz degajmanını kontrol edebilmek için kontrol sondajlarının, 45 metrelik kontrol sondajlarının açılması gerekirdi. Şimdi ben bu kürsüden Sayın Başbakana soruyorum: Bu ocakta kontrol sondajları açılmış mıdır, açılmamış mıdır?

Değerli arkadaşlarım, madencilik, doğası gereği gerçekten çok riskler taşıyan ağır bir iş koludur, bunu hepimiz biliyoruz; özellik arz eder, bilgi, deneyim ve tecrübe gerektiren bir sektördür.

Şimdi buradaki en ağır koşullardan birisi, en ağır ihmallerden birisi, en ağır nedenlerden birisi de şudur değerli arkadaşlarım: Şimdi “taşeronlaşma” dediğimiz zaman hemen Hükûmet yetkilileri kızıyor. Yani “Taşeronlaşma bu kazaların nedenleridir.” dediğimiz zaman hemen kızılıyor, kızılmaya gerek yok çünkü bu sektör gerçekten bilgi birikimi ve deneyim gerektiren bir sektör. Oysa bilgi birikimi ve deneyim, kamu kurum ve kuruluşlarında, yıllarca yıl alan, yıllarca yıl sonra oluşmuş bir birikimdir. 1980’den sonra ekonominin verimleştirilmesi adına yapılan özelleştirme uygulamaları ve taşeronlaştırma politikaları, kamu kurum ve kuruluşlarındaki çalışan elemanlardaki bilgi birikimini darmadağın etmiştir. Dolayısıyla yeni taşeronlaştırma sürecinde bu bilgi birikiminden yoksun, gerçekten bu konunun uzmanı olmayan insanlar bu işleri yapmaya başlamışlardır. Bu da, gerçekten, Türkiye’de iş kazalarının çok artmasının nedeni olmuştur. Bugün bizim ülkemize baktığımız zaman iş kazaları bakımından Avrupa’da birinciyiz, dünyada üçüncüyüz. Bunu kader olarak kabul etmemiz, kader olarak ilan etmemiz mümkün değildir değerli arkadaşlarım.

Her zaman bu kürsüde söylediğim gibi bir kaza, önceden öngörülemeyen, dolayısıyla gerçekleşmemesi için tedbir alınamayan risklerin gerçekleşmiş olması hâlidir. Önceden öngörülebilen ve gerçekleşmemesi için tedbir alma imkânı olan risklerin gerçekleşmiş olması hâli kaza değildir olsa olsa cinayettir. Zonguldak havzasında Karadon bölgesinde meydana gelen olay, bir maden mühendisi olarak söylüyorum ki, iş kazası değildir, cinayettir, ihmalden kaynaklanmaktadır değerli arkadaşlarım.

Görüşmekte olduğumuz Kooperatifler Kanunu’yla ilgili olarak şunları söylemek istiyorum: Bu kanun, gerçekten, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının içi boşaltılmış ve işe göre adam, adama göre iş anlayışı, burada da “Bakanlıklara göre kurum; hangi bakan hangi bakanlıktaysa, ona göre kurum.” anlayışının bir sonucu olmuştur. Bugün Bayındırlık ve İskân Bakanlığının esas karakterine vuran kurumlar, örneğin Karayolları, bu, Bayındırlık ve İskân Bakanlığından alınmış ve Ulaştırma Bakanlığına bağlanmış, diğer kurumlar da alınarak boşaltılmış, şimdi birtakım kurumlar, kooperatifler, özellikle yapı kooperatifleri Bayındırlık Bakanlığına bağlanarak Bayındırlık Bakanlığının işlevsiz konumdan çıkarılması amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, 2012 yılı Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Kooperatif Yılı olarak ilan edilmiştir. Gerçekten kooperatifçilik, ekonominin motorudur, can damarıdır. Özellikle küçük güçlerin birleştirilerek rekabet ortamında rekabet gücünün artırılabilmesi için kooperatifçiliğe önem verilmesi açıktır. Ancak, bizim ülkemizde özellikle son yıllarda, 2000 yılından sonra kooperatifçiliklere ağır darbeler vurulmuştur. Türkiye'nin tarımsal işletme ölçeklerinin ortalama 60 dekar gibi Avrupa Birliği ülkelerinin yarısından az ölçekte olduğu bilindiğine göre, küçük işletmelerin kooperatifçilik dışında serbest rekabet edebilme güçleri hemen hemen yok demektir. Ortakların ürünlerini iyi değerlendirebilmek, tarımsal girdileri en uygun ve en verimli bir şekilde sağlayabilmek ve üreticilerin tarımsal nitelikli faaliyetlerini birleştirebilmek amacıyla, tarım satış kooperatifleri, zamanında kurulmuş, bu tarım satış kooperatifleri bir araya gelerek tarım satış kooperatif birliklerini oluşturmuşlar. 2000 yılında bu konuda düzenlemeler yapılmış ve 2000 yılında yapılan düzenlemelerle tarım satış kooperatif birlikleri âdeta öldürülmüştür. İşte, Nevşehir’deki, Malatya’daki Kayısıbirlik iflas, tasfiye noktasına gelmiştir ve yine Adana ÇUKOBİRLİK, İzmir TARİŞ, Giresun’daki FİSKOBİRLİK gibi tarım satış kooperatif birlikleri sürekli siyasi iradenin müdahaleleri sonucu kendi özgür kooperatifçilik yolunda ilerleyemedikleri için bugün kapanmak durumuna gelmişlerdir. Orta Doğu’nun en büyük entegre tesislerine sahip olan ÇUKOBİRLİK artık kooperatifçilik faaliyetini yürütemez hâle gelmiştir. TARİŞ’ten, yine, aynı şekilde işçiler atılmıştır, ekonomik katkı sağlayamaz noktaya gelmiştir. Bunların en önemli nedenlerinden birisi, gerçekten bu kooperatiflerin Sanayi ve Ticaret Bakanlığının denetimi vasıtasıyla, vesayeti vasıtasıyla iktidar tarafından sürekli kontrol edilir, yönlendirilir ve yönetilir olmalarından kaynaklanmaktadır.

3186 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birliklerinin Kuruluşu Hakkında Kanun’un 11’inci maddesine baktığımız zaman, orada bu birliklerin Sanayi ve Ticaret Bakanlığının talimatıyla yönetileceği, talimatlarına uygun davranacağı hükme bağlanmıştır. Yine, o birliklerin genel müdürlerinin Sanayi ve Ticaret Bakanının teklifi üzerine atanacağı öngörülmüştür. Sanayi ve Ticaret Bakanına böylesine birlikler üzerinde ağır vesayet ve denetim yetkisi veren bu hüküm uygulamada Hükûmetin bu birlikleri yönetmesine, yönlendirmesine neden olmuştur. Oysa bu kooperatiflerin sermaye yapılarına bakıldığında, bunlar kamu kurum ve kuruluşları olmayan, kamu tüzel kişiliği olmayan, tamamen özel hukuk tüzel kişisi olan kurumlardır. Devletin buralarda hiçbir ortak payı yoktur, sermayesinde devletin hiçbir katkısı yoktur. Kooperatiflerin sermayesi tamamen ortaklarının koyduğu paylardan oluşmaktadır. Ancak, buna rağmen, bu kooperatiflerin yönetimi Sanayi ve Ticaret Bakanlığı aracılığıyla Hükûmet tarafından yapılmaktadır.

Geldiğimiz nokta ise tam bir iflas noktasıdır, tam bir çıkmazdır. 2012 dünyada Kooperatifçilik Yılı ama Türkiye’de ise kooperatifçilik bitmiş, iflas etmiş bir konumdadır değerli arkadaşlarım. Yapılması gereken, gerçekten kooperatifçiliği tekrar düzenlemektir. Ve bu tip yasaları yaparken gerçekten halkımızın ihtiyaçlarını gözeterek, onların ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte yasalar yapmak lazım. Bu hâliyle bu yasanın olup olmamasının gerçekten çiftçilere, üreticilere ya da az sınırdaki ekonomik güçlerini bir araya getirerek konut kooperatifi kurmaya çalışan yurttaşlarımıza hiçbir katkısı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

47 konuşma daha · 27 Mayıs 2010

47 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook